19 Aralık 2018
  • İstanbul7°C
  • Ankara7°C
  • Konya5°C
  • İzmir8°C

UFUK COŞKUN: ÇAREYİ BATI'DA ARAYAN ZİHNİYETİN İFLASI!

Kepazelik içinde hayat süren bir alafranga züppe profili...

Ufuk Coşkun: Çareyi Batı'da arayan zihniyetin iflası!

04 Ekim 2018 Perşembe 02:38

1839 yılı Osmanlı modernleşme tarihinde bir dönüm noktasıdır. 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılarak modern usullere uygun olarak Asakir-i Mansure-i Muhammediye’nin kurulması ve padişahın kendi iradesiyle yetkilerini kısıtlaması tarihimizde büyük bir demokratikleşme hamlesi olarak görülür. Ne var ki hayal kırıklığı ve ezikliğin tavan yaptığı bir dönemdir bu.

Bu dönemde Avrupa’dan uzmanlar getirilmesi, yurtdışına gönderilen öğrencilerin ve modern eğitim kurumlarının tesisi gibi sayabileceğimiz yeni adımlar atılmaya başlandı.

Yurt dışına öğrenci gönderme uygulamasının öncülerinden Hüsrev Paşa, 1830 yılında masraflarını kendi cebinden karşılamak suretiyle beş öğrenciyi Paris’e gönderdi. Sonra arkası kesilmedi. Londra’ya Viyana’ya, Paris’e mühendislik, inşaat ve askeri alanlarda tahsil görmesi için öğrenci gönderilmeye devam edildi.

1856’ya gelindiğinde öğrenci sayısı 56’ya yükselmişti. Islahat Fermanı’nın imzalanmasıyla yani Osmanlı tebaası gayrimüslimleri Müslümanlarla eşitleyen ve onların koşullarında düzenlemeler yapan bu fermandan sonra gayrimüslim öğrenciler de yurtdışına gönderilmeye başlandı.

Talep çoğalınca Osmanlı, bu sefer de Paris’te bir okul açma ihtiyacı hissetti. Bu fikir, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan çıktı. Çünkü o, 1813 yılından beri zaten Avrupa’ya öğrenci gönderiyordu. Milano, Floransa ve Roma’ya kafileler halinde farklı alanlarda tahsil görmesi için öğrenciler gidiyordu. Öyle ki dönenlerden Osman Nureddin adlı bir öğrenci sonra Bahriye Nazırı dahi olmuştu.

Mısır’dan sürekli öğrenci transfer ediliyordu. Dönenleri de önemli vazifeler bekliyordu. Uzatmayalım, 1857 yılında Mekteb-i Osmani, Paris’te açılır. Bu okul 9 yıllık bir kira sözleşmesiyle yürürlüğe sokuldu. Okul, Sultan Abdülmecid’in izniyle 6 Kasım Cuma günü bir törenle açıldı. Okulun müdürü 1877 yılında Galatasaray Lisesi’nin de müdürü olacak kişi olan Ali Nizami Bey’di.

Paris’te Ermeni çocuklar için bir de Mekteb-i Muradyan açılır. Masrafları yine devlet tarafından karşılanan Ermeni çocuklarının tahsil gördüğü bir okuldur burası. 1840-1856 yılına kadar yaklaşık 69 öğrenci Paris’e gönderildi. Bunlardan 12’si gayrimüslim idi. 1856-1869 yılına kadar gönderilen 153 öğrenciden ise 56’sı gayrimüslim idi.

Sonrasında sanayi ve tarıma varana kadar hemen tüm alanlarda devlet, Batı usulleriyle gerçekleştirilecek bir kalkınma hamlesine tabi tutuldu. Avrupa karşısında düşülen ezikliğin yine oradaki gelişmeleri Osmanlı topraklarında tatbik etmekle aşılabileceğini inanan bir zümre vasıtasıyla yapılıyordu bunlar.

Fransız devriminin getirdiği, toplumsal alanı da kuşatan ideolojik ilkeleri kendi topraklarına uyarlamayı düşünen bir kafanın düştüğü çaresizlik…

Ne var ki 1838 yılında İngilizler imzalanan Balta Limanı Anlaşmasıyla Osmanlı, piyasadaki tekellerin çoğunu terk ediyordu. İngiliz dostu Mustafa Reşit Paşa’nın da dahliyle Osmanlı ekonomisi tasfiye edilmişti. Yerli ürünlerin direnemediği ve imalathanelerin iflasıyla sonuçlanan hazin bir anlaşmaya imza atılmıştı.

Ama biz yurtdışına öğrenci göndermek suretiyle illa modernleşecektik… Öyle ama daha 1833 yılında İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Palmerston İstanbul’daki İngiliz elçisi Lord Ponsonby’e “Türk/ Osmanlı sanayi mutlaka engellenmelidir” diye yazıyordu. Öyle de oldu. İngiltere, Osmanlı topraklarında kısmi ticari serbestisi kazanmıştı.

İngiltere’ Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’ya da anlaşmanın gereğini yapması için direktif verdi ve orada da fabrikalar iflas bayrağını çekti. Kısacası Hristiyan devletler, aralarındaki teknolojik dayanışmadan Osmanlıyı ısrarlar uzak tutuyordu.

İlk borçlanma teşebbüsü de Mustafa Reşit Paşa’nın üstün gayretleriyle 1850 yılında oldu. Mustafa Reşit Paşa, Fuad Paşa, Mithat Paşa gibi reformcuların marifetiyle ülke topyekûn iflas ettirildi.

Batı okullarında tahsil gören zevatın döndüğünde önemli devlet kademlerinde görev almaları ve bunun kültür sanat, edebiyat, siyaset, ekonomi ve askeri alanlarda etkisini göstermesi Ahmet Mithat’ın “Felatun Bey ile Rakım Efendi” romanında da işlediği gibi ancak kepazelik içinde hayat süren bir alafranga züppe profili ortaya çıkardı.

Bir imparatorluğu işte böyle parçaladılar. Yavaş yavaş, tahsille…

Yazının tamamını okumak için: https://www.milatgazetesi.com/ufuk-coskun/careyi-batida-arayan-zihniyetin-iflasi/haber-180455

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.