19 Aralık 2018
  • İstanbul7°C
  • Ankara7°C
  • Konya5°C
  • İzmir8°C

UFUK COŞKUN: ARTIK KİMSE "İNSAN NEDİR, BEN KİMİM?" SORUSUNU SORMUYOR!

Panik halindeyiz.Acele ediyoruz...

Ufuk Coşkun: Artık kimse "insan nedir, ben kimim?" sorusunu sormuyor!

01 Ekim 2018 Pazartesi 01:19

Kendini Bil, Kendine Gel!

Sokrates, Delphi Tapınağı’nın kapısında yazılı olan “Kendini bil”(Gnothi seauton) sözlerinin içini doldurmak istercesine evvela kendini bilmekle işe koyulan ve sınavsız/sorgulanmamış bir yaşamın yaşanmaya değmeyeceğini ifade eden bir erdem yolcusuydu.

Hz. Muhammed (as.) de “Kendini bilen Rabb’ini bilir” demişti. Yunus’un “İlim kendini bilmektir” sözünü de ilave edelim. İnsanın kendini bilmesi, kendini gerçekleştirmesi, insanlaşma yolunda gayret sarf etmesi; kâinatta tesis edilen ahengin, uyumun en temel unsurlarından birisidir. Yani insanın evrendeki uyumu kendini bilme/ gerçekleştirme ve bir “İnsan-ı kâmil” olma sürecidir.

İbn Arabi, Fusûsu’l Hikem’de şöyle der; “ Bilmelisin ki Allah, insan denilen varlığı kusursuz bir şekilde ruh, beden ve nefs olarak kendi suretinde yarattı.” İnsanı, varlıklar arasındaki en mükemmel varlık olarak gören Arabi’ye göre insan, âlemin ruhudur, anlamıdır. Yani insan olmadan âlem ruhsuz bir bedene benzer. Öyle ki insan yaratılana kadar âlem, cilasız bir ayna gibidir. İnsan bu aynanın cilasıdır.

Yine Arabi’ye göre; Hakk karşısında insan, göz için görmeyi sağlayan göz bebeği gibidir. Bu nedenle “İnsan” diye isimlendirilmiştir; çünkü Allah, onun vasıtasıyla yarattıklarına bakar ve onlara merhamet eder… Âlemde insan, yüzükteki kaş gibidir. Kaş, padişahın hazinelerine vurduğu mühür ve nişandır. Allah, insanı bu nedenle “Halife” diye isimlendirdi. Mühür hazineleri nasıl korursa, Allah da insan vasıtasıyla âlemi korur

İnsan, özel ve özgün bir değer ifade etmektedir. O, sadece Allah’ın âlemi yönetişindeki halifesi değil, aynı zamanda Allah’ın bilinmesi ve tanınmasındaki yegâne araçtır da. 

Bakıldığında insan; koca bir kâinat, içi alabildiğine geniş, bir o kadar da ilahi nizama uygun, uyumlu ve ölçülü… Bu yüzden kâinattaki ölçünün, ahengin, uyumun insandaki tezahürü “Özgürlüktür” diyebiliriz.

İnsan özgürleştikçe, kendini bilir, insanlaşır ve ilahi nizamın en temel unsurlarından biri haline gelir ve ancak o zaman kendi ekseni etrafında dönmeye başlar. Yani kendi bilen, Rabb’ini bilir, ölçüyü bilir, ölçülü olur, özgürleşir ve insan olur.

Allah, insan ve âlem arasındaki ilişkiyi ontolojik, epistemolojik ve metafizik olarak ele almalı ve manevi kişilik eğitiminden geçerek, insan olmanın şerefini kaldığımız yerden yakalamanın yollarını aramalıyız.

Bir ara “Çocuğunu kaybetmiş bir annenin telaşı var üzerimizde” demiştim. Çünkü bana göre insanoğlu yeryüzüne bırakılmış olmanın şaşkınlığını hala üzerinden atamadı. Panik halindeyiz. Acele ediyoruz. Ortalama 70 yıllık gibi kısa bir ömürde nereye yetişmek istediğini bilemeyen insanların bu aceleci tavrı hakikaten endişe verici. Her geçen gün insan olma durumundan uzaklaşan yığınlara dönüşüyoruz.

O yüzden “Kendini bil ve tanı yani kendinden uzaklaşma, kendine yabancılaşma” diyor arifler. Çünkü insan olabilmek yaratılmışların içinde en şerefli konuma yükseltilmiş olmak anlamına geliyor. Bu şerefe ve onura layık tutum ve tavır geliştirebiliyor muyuz? Asıl sorulması gereken soru bu. 

Bugün Türkiye nüfusunun %60’ı hemen her gün üç saatini sosyal medyada geçiriyor. Sahte, sanal bir hayatın hastalık kapmış, her geçen gün tükenen canlıları gibiyiz.

Goethe, “Akılsızlar, hırsızların en zararlısıdır” der. Çünkü zamanımızı, huzurumuzu, insanlığımızı, derinliğimizi çalarlar. Sosyal medya trendleriyle birer denek haline dönüştüren zavallı çaresiz insanlar…

Ne görürse, duyarsa sindirmeye çalışan ve adeta bir obeze dönüştürülen insanlar… Bulanıklaşan zihinler… Nefsini bilmekten, kendini tanımaktan uzak, gittikçe insan olduğunu unutan birer nesnelere, mekanik robotlara dönüşüyoruz. Oysa Yunus’un ifadesiyle bizler “Dünyaya ölmek için değil olmak için geldik.

Tamamen tüketme üzerine kurulan ve dönen çarkın işleyen birer cıvatası konumuna indirgendi insanlık. Güdülerinin esiri haline gelmiş bir köle topluluğu bu.

Artık kimse “İnsan nedir, ben kimim?” sorusunu sormuyor. Belki bu sorunun cevabı insana ekstra bir yük yükleyecek. Kaçıyoruz bundan.  İnsanın gözden düşürüldüğü, nesneleştirildiği her daim üstü örtüldüğü bir acayip çağ bu.

Şems’in “Mademki eşref-i mahlûkattanız yani varlıkların en şereflisiyiz. O vakit attığın her adımda yeryüzünde Allah’ın bir halifesi olduğunu hatırla. Buna yakışır bir soylulukla hareket et” düsturunu çiğnedik. Oysa bu, kendini bilmenin bir adımıydı. Sükûnet, sükûn, yani barış, yani insan, erdem ve ahlak demekti. 

Andrei Rublev’den (Tarkovsky) bir replikle noktalayalım. “İnsanlara insan olduklarını daha çok hatırlatmalıyız.”

Ufuk Coşkun-Milat

Etiketler: ,
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.