15 Ekim 2018
  • İstanbul20°C
  • Ankara18°C
  • Konya18°C
  • İzmir23°C

SURİYE MESELESİNDE "AĞLAK ÜMMETÇİLİK" ZİHNİYETİNDEN UZAK DURMALIYIZ!

Faruk Selim

29 Eylül 2018 Cumartesi 20:14

Biliyoruz ki bunlar, hiçbir meselenin çözümünde, hiçbir sahici çözüm üretemeyen ve doğru tavır alamayan bir zihniyet! Nitekim; “ortak akıl-ortak bir devlet aklı” meselesinde bir zırnık da olsa fikirleri olmadığı da görüldü.

 

 

 

Suriye meselesinde "ağlak ümmetçilik" zihniyetinden uzak durmalıyız!

 

Yeni Amerikan Yüzyılı” diye bir proje vardı, hatırlayan var mı?

90’lı yıllarda hazırlanan bu rapor-belge, 2002’de “ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi” diye resmi ABD politikası olarak kabul edildi.

1990’lı yıllardan itibaren “Yeni Bir Amerikan Yüzyılı” inşa etmek için fikrî çalışmalar yapılıyordu.

Bu rapor-belge özetle, ABD Emperyalizminin “nerede ne yapmak istediğini, neyi niçin yapması gerektiğini” filan özetliyor.

Evet, 25 tane Neocon’un düşünceleriyle şekillendirilen “The Project for the New American Century-PNAC”, Türkçesiyle Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi, dediğimiz gibi daha sonra -2002’de ABD’nin resmi politikası oldu.

Bölgemizde olup biten çoğu şeyi anlamakta zorlanıyorsunuz, bu rapor-belgeye kısaca bir göz atın.

Mesela; Soğuk savaşın bitmesinin ardından, ABD’ye lâzım olan “yeni düşman” ihtiyacını nasıl tesbit etmişler?

Bir cümle ile aktarayım;

“ABD’nin, rahatlığın getirdiği bir rehavete kapılmaya başlaması tehlikesi”ne dikkat çekiliyor.

abd-yuzyili-iki-001.jpg

 “Amerikan Yüzyılı” adlı projeyi inceleyen bir kaynakta konu ile ilgili şöyle deniliyordu;

“ABD emperyalizmi, saldırgan politikalarını haklı gösterebilmek ve savunabilmek için belli başlı dayanaklara ihtiyaç duymaktaydı. Artık ‘düşman’ ölmüştü, bu nedenle yeni düşmanlara, yeni savaş alanlarına, yeni taktiklere ve yeni konseptlere ihtiyaç vardı.” 

Niye?..

Rahatlığın getirdiği rehavete kapılma tehlikesi”ne karşı…

O tarihten bu yana bölgemizde yaşananları gözünüzün önüne getirin;

Afganistan… Irak… Libya… Ve en son Suriye…

Bütün buralarda “ABD’nin ne işi var?” diye soran da kalmadı artık, ne tuhaf… Hele “ağlak ümmetçiler”in aklına hiç gelmiyor bu soru?

-II-

İdlib meselesini burada konuşmaya başlarsak çok uzar.

Ama bu meselelerin uzandığı yer; “Yeni Amerikan Yüzyılı” denilen projeye kadar varır dayanır.

Hatırlayın; “Arap baharı”nı… Bu operasyon, “22 Arap ülkesinin sınırlarını”, Amerikan Yüzyılı projesi çerçevesinde yeniden “çizmeyi” hedefliyordu.

Gariptir bu süreç boyunca; bizdeki yerel ve milli olandan kopuk “ağlak ümmetçilik” FETÖ’nün kucağında, Amerikan Yüzyılı için –bilinçli veya bilinçsiz- “Suriye’de devrim”(!) yapmaya –yapacak olanlara gaz veremeye ve ağıt yakmaya-başlamıştı. (Bu meselenin başlangıcını, hatırlayan var mı; 7 yıl öncesini, o günlerde neler yaşandığını, konuşulduğunu?...)

-III-

"Yeni Amerikan Yüzyılı" projesinin Türkiye'deki en önemli dayanağı FETÖ'ydü... Bu projenin yüklenici firması.

Yerli ve milli bir dünya görüşü olan İbda, Fettoş’un “Amerikan ajanı” olduğunu anlatmaya çalışırken, bunlar blok hâlinde, “Hocfendinin erdemlerini, kerametlerini” saymakla bitiremiyorlardı…

Neyse konumuz bu değil.

Asıl mesele “Suriye” konusunda “doğru” bir perspektif sahibi olmak.

Suriye, Türkiye’ye ait bir toprak parçası değildir!

Suriye ayrı bir devlet ve halktır. Suriye halkının büyük bir kısmı ile aynı dine mensubuz.

Bunu söyledikten sonra, mesele, -Türkiye’ye doğrudan ve dolaylı etkileri açısından- değerlendirilebilir.

Nedir bu etkiler; büyük bir göç dalgası, olası terör saldırıları ve iç piyasayı yerle bir edecek dalgalanmalar. Yani Türkiye’nin artık “taşıyamayacağı kadar ağır” bir yük!

Biz anlayış olarak; dünyanın öbür ucunda bir Müslümanın ayağına diken batsa onun acısını burada duymakla mükellefiz.

Ama, kendi ülkesinde, kendi halkına –yaşanmaya değer hayat ekseninde- bir teklifi olmayan, bu “ağlak ümmetçilik” şimdi “Suriye” üzerinden, sahte bir duyar kasıyor.

Biliyoruz ki bunlar, hiçbir meselenin çözümünde, hiçbir sahici çözüm üretemeyen ve doğru tavır alamayan bir zihniyet! Nitekim; “ortak akıl-ortak bir devlet aklı” meselesinde bir zırnık da olsa fikirleri olmadığı da görüldü.

Ama “kafa karıştırmaya” gelince adamların eline kimse su dökemez, kabul etmek lâzım!

Türkiye’nin Suriye meselesinin çözümünde ne gibi bir rolü olabilir?..

Katil Esed” demek, bir şey söylemek değildir. Bunu, “Katil Trump, Katil Putin, Katil Ruhani, Katil İbadi” şeklinde sürdürebiliriz.

Biz kendi dünya görüşü zaviyemizden baktığımızda gördüğümüz şudur;

Amerika’nın burada ne işi var?

Bu soruyu sorduğunuz zaman da, Türkiye ve tüm bölge halkları için “baş düşman”ın ABD olduğu gerçeğine göre bir tavır almanız gerektiği ortaya çıkar!

Öncelikle, Türkiye, Amerikan kaynaklı tehditlere karşı “direnecekse”, direnmeye çalışıyorsa -ki “ağlak ümmetçilerin” öncelikle bunu görmesi lâzım- Türkiye’nin ve bölgenin selâmeti açısından, çözüme “yakın” bir tavır ve duruş almaları gerekir!

Eğer bu zihniyet; “Hadi, Suriye’yi fethedelim” demiyorlarsa?..

(Böyle de düşünüyor olabilirler mi? Bilmiyorum.)

Türkiye, hem bölgede hem de Suriye’de; ABD emperyalizminin körüklediği yangını söndürmek istiyorsa, Rusya ve İran’la birlikte hareket etmek zorunda!

Devlet politikalarının temelinde –belirlenmesinde- ya köklerini tarihin derinliklerinden, inanç ve kültürden alan bir ideal veya düpedüz “milli çıkar” vardır.

Devlet politikaları umumiyetle bunlara göre şekillenir.

Atıflar da buna göredir; “Tarihi ve kültürel bağlar…”

Şimdi, bu “ağlak ümmetçiliğin” niçin ağladığını sorabiliriz?

Bunlara hiçbir şekilde güvenilmez. 

Bunlar herhangi bir meselenin çözümünde her hangi bir "fikri" olmayan...

Ama "ağlamayı" bir nevi "meslek" haline getirmiş bir zihniyettir...

Suriye meselesinde, bu "ağlak ümmetçilik" zihniyetinden uzak durmalıyız!

Salih Tuna dünkü yazısında belirtmişti;

Türkiye’nin Suriye’ye “girmesini” sizden önce ABD istiyordu muhterem “ümmetçi” kardeşler…

O yüzden, bu meselede Türkiye'nin durduğu yer burasıdır; Erdoğan'ın dün üç dilde söylediği yerdir:

"Türkiye olarak, baştan beri Suriye’de akan kanın durması için mücadele ettik. Hiçbir ayrım gözetmeden Suriyeli kardeşlerimize sahip çıktık. Dün olduğu gibi bugün de tek bir Suriyeli kardeşimizin dahi burnunun kanamasını istemiyoruz."

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Son Yazıları Tümü