27 Kasım 2020
  • İstanbul9°C
  • Ankara-2°C
  • Konya-3°C
  • İzmir6°C

ŞÜKRÜ SAK YAZDI; "MASA" MI, "HENDEK" Mİ?

Demirtaş, "Her konuyu masada görüşmeye hazırız" demiş!“ Çözüm süreci boyunca, yapılan küstahlıkları, meydan okumaları, tehditleri, “kan akan muslukları”, ağızlarından kan damlayan nutukları ne yapacağız?..

Şükrü Sak yazdı; "Masa" mı, "Hendek" mi?

08 Ocak 2016 Cuma 13:44

 

 

 

"Masa" mı, "Hendek" mi?.

Şükrü Sak

Dün, haberlerde, Demirtaş’ın;

Her konuyu masada konuşmaya hazırız” sözünü okuyunca, bir kere daha ortaya çıktı ki, gerçekten büyük bir belâ ile karşı karşıyayız!

İnsanın aklına gelen ilk soru;

-“Niye “Hendek”te değil de “masa”da?..”

Sizin de mutlaka aklınıza gelmiştir; Özellikle, “çözüm sürecinin” devam ettiği son iki seçim süreci boyunca, yapılan küstahlıkları, meydan okumaları, tehditleri, “kan akan muslukları”, ağızlarından kan damlayan nutukları?.. Silah bırakma, ülke dışına çıkma, eylemsizlik gibi verilen hiçbir sözün tutulmadığını, aksine, bir şımarıklık, bir azgınlık…

Hele hele, “IŞİD-mışid” diye Müslüman Türk kimliğine karşı yürütülen saldırganlığı?.. Hatırlıyorsunuz değil mi?. O kadar da eski değil yani!

Kırk yıl süren düşük yoğunluklu bir savaşın ardından, ilk defa Kürtlere kucak açan, bu meseleyi çözelim diyen ve ölümü göze alarak “çözüm sürecini” başlatan bir siyasî iradeye –Erdoğan’a- karşı başlattıkları savaşı?..

Çok uzağa gitmeye gerek yok!

basliksiz-1-kurtarildi.jpg

Demirtaş’ın bu tavrı “devlet aklı ile alay” etmekten, Türk milleti ve Kürt milletine ihanet etmekten başka bir anlam taşımıyor…

“Her konuyu masada görüşmeye hazır”larmış?..

Sen daha “masayı niye devirdiğinin” makûl bir açıklamasını yapmamışsın!

Türkiye’den “toprak” istiyorsun…

Bağımsız Kürdistanı kuracağız” diyorsun, üstelik bu ülkenin Meclisinde milletvekilisin?..

Türkiye bir daha bu “tuzağa” düşer mi; bilmiyoruz…

Biz, bu konudaki tavrımızı, “ahlâki ve ideolojik” açıdan temellendirdiğimiz için, her hangi bir “karın ağrımız” da yok!

90’lı yıllarda, İslamî kesimde, “TC’nin Kürtlere yaptığı zulümlere karşı” Kürt halkını destekleyen tek hareket bizdik…

O dönemler; faili meçhullerin, gözaltında kayıpların, yargısız infazların, işkencelerin, olağanüstü hâllerin dönemiydi…

“TC’nin” Kürt halkına yaptığı zulümlerin ayyuka çıktığı dönemler…

Biz o zor dönemlerde gerçektende Kürt halkının gösterdiği direnişin “haklı bir direniş” olduğuna inanıyorduk, ki öyleydi!

O dönem; İslâmî kesimde, bırakın PKK’yı desteklemeyi, selâm verenin bile “öcü” olarak görüldüğü ve “Müslüman” kabul edilmediği(!) bir dönem!

Zor yıllardı…

Kumandan’ın “Kürt röportajı”nın Özgür Gündem’de yayınlandığı yıllar… Cezaevlerindeki abdestli namazlı PKK’lıların Haftalık Taraf’a mektup yağdırdığı yıllar… Benim, Haftalık Taraf adına, o zamanki Kürt Haber ajansı –merkezi Almanya’daydı-Kurd A vasıtasıyla “Önder Apo”ya ulaşabildiğim yıllar…

zeminli-olan.jpg

O zamanki “karanlık odakların-derin devletin”, Hürriyet gazetesinde, bir takım maksatlarla:

(PKK ile işbirliğini arttırarak ortak eylem yapma kararı alan İBDA-C'den, bir grubun geçtiğimiz günlerde yurtdışında bulunan Med-TV'yi ziyaret ettiği de öğrenildi. 10.03.1999 günü Med-TV Ana Haber Bülteni'nde de İBDA mensubu Şükrü Sak, Abdullah Öcalan'ı destekleyen ve PKK lehine sözler içeren bir bildiri okudu.) diye haber yaptırdığı zamanlar…

O zamanki “Zalim TC”nin kuyruk sokumunda saf tutmuş “dinci kesimin” aksine; Mazlum Kürt halkının, “ezilenlerin” yanında, hak-adalet ve özgürlük temelinde, biz de “Zalim TC”ye isyan eden, “Kâfir devlet yıkacağız elbet!” sloganları atan taraftaydık.

Kim bu “Zalim TC”nin zulmüne isyan ediyorsa, ona, kardeşimiz, dava arkadaşımız, yoldaşımız nazarıyla baktığımız yıllar..

PKK, o zaman silahlı ve silahsız direnişi ile, kendilerini; “KUKM” olarak tanımlıyorlardı; Kürt Ulusal Kurtuluş Mücadelesi…

Haklı ve tutarlı gerekçeleri vardı;

Kürtleri; “Ne mutlu Türküm!” diye bağırmaya zorlamak, bizim de büyük bir nefretle karşı çıktığımız uygulamalardı! Bu “sembolik örnek” etrafında, buna benzer birçok zülüm ve dayatma!..

Bunları niye anlatıyoruz?..

Şunun için, dün de, bugün de PKK’yı en doğru ve en yakından tanıyanların bizler olduğunu vurgulamak için;

Tâ o yıllardan bugüne, PKK’nın verdiği mücadeleyi, yayın organlarını takib etmenin yanı sıra, dirsek teması anlamında onlarla her türlü ortamlarda karşılaştık:

Gayrettepe işkencehanelerinde de…

F Tipi hücrelerde de…

Açlık grevlerinde… Onlarla, aynı hücrelerde de kaldık, aynı cezaevlerinde de… Hatta, Kumandan Mirzabeyoğlu’u da, yıllarca PKK’lı bir ağırlaştırılmış müebbet mahkûmla kaldı cezaevinde… PKK’lı arkadaşlarımız da oldu bu süreç boyunca, onlarla konuşmalarımız, tartışmalarımız da… Kendimizi onlara anlatmaya çalışırken de, onları “anlamaya” çalışırken de, hiçbir önyargımız yoktu!

Dolayısıyla biz bu konuda “söz sahibi” olduğumuz için konuşuyoruz. Gerçi şimdilerde, bir mevzuda konuşmak için “söz sahibi” olmaya gerek yok, “ağzı olmak” yetiyor, her konuda konuşmak için!

Bir de altını çizmemiz gereken husus var;

Bizim tanıdığımız PKK’nın; “Müslüman-Türk kimliği”ne karşı böyle kin ve nefret dolu bir söylemi yoktu! (Evet, “faşist TC” vardı ama, o TC’nin öncelikli tehdit ve düşmanı asıl olarak Müslümanlardı-hepsi değil tabii ki-; Yoksa niye yollarımız, işkencehanelerde, cezaevlerinde kesişsin?..)

Neyse…

İşte böyle demiş Demirtaş;

Her konuyu masada konuşmaya hazırız…

İyi de güzel kardeşim, “Çözüm süreci” boyunca, çenene kramp mı girdi? Ki şimdi kendinden başka herkesi salak yerine koyarcasına konuşuyorsun?..

Neyi “dayattığınızı”…

“Çözüm iradesi”ni ortaya koyanlar hariç yedi düvelle fingirdeşmelerinizi…

Müslüman Türk kimliğine karşı, kin ve nefretle dolu “savaş dilinizi”…

Masûm insanları katlederek başlattığınız “devrimci halk savaşı”nı nereye koyacağız o zaman?.. “Unutalım gitsin” mi?..

Her konu masada” konuşulurken, niye hendeğe indiğinizin makûl ve inandırıcı bir açıklaması var mı?..

O, “Barış İsteyenler Grubu”ndaki gazeteciler sana bunu sordular mı?..

(Bir de grup kurmuş bunlar, -Demirtaş’da orda söylemiş zaten bu sözü- gazeteci ve aydınlardan oluşan;

Barış İsteyenler Grubu

Bu grup, gazeteci ve aydınlardan oluşuyormuş…)

Görüyorsunuz değil mi?..

(Tekrar, “barışı”(!) nasıl istediklerini hatırlatmaya gerek yok; ağızlarına bu kelimeyi her aldıklarında, sokakların, meydanların kan gölüne döndüğünü gördük!)

Yani; bu “kafanın”, Türkiye’de, “90 yıllık reklâm arası” boyunca atılmış en milli çözüm hamlesine, bu meseleye en insanî yaklaşım gösteren bir “iradeye”, “Çözüm sürecini başlatan iradeye” nasıl ihanet ettiklerini gördük!

Bu, “gazeteci ve aydınlardan oluşan Barış İsteyenler Grubu” Çözüm sürecinde nerdeydiler?..

 “Türkiye’den toprak istiyoruz, bağımsızlık istiyoruz, işgalci TC’yi buraya sokmayacağız, devrimci halk savaşımız devam edecek” dayatmaları  da, bu “barış isteğinin” içinde mi?..

Burada asıl önemli olan mesele şu tabii ki;

30 Yıllık bir aradan sonra ilk defa ortaya konulan “çözüm iradesi” karşısında sergilenen ilkesizlik, ahlâksızlık, ciddiyetsizlik, devleti hafife almacılık, yalancılık, yabancı güçlerle işbirliği yapmak dahil…

Müslüman Türk kimliğine yönelik küstah ve saldırgan bir “savaş diliyle karşılık vermek şeklinde takınılan tavırlar dahil

Bunları “hangi masada” konuşacaksınız?..

Ha, bir de sormayı unutuyorduk;

Bu sizin “Barış isteyenler grubu”, devletle “masada” iken, 6-7 Ekimde gençleri niye ayaklanmaya çağırıp da 54 insanı niçin katlettirdiğinizi sordu mu size?..

Niye memleketi “hendeklerle” donattığınızı?..

Tabii en önemlisi, “Masa”dan niçin kalkıp da, “hendeğe” girdiğinizi sordular mı?..

Eğer bu "devlet" ve onun varolması gerektiğini düşündüğümüz "devlet aklı";

"Çözüm süreci" boyunca, -yani "masa"dayken- her fırsatta "silah gösteren", tehdit eden, katliam çağrısı yapan (6-7 Ekim) ihanetinizi unutur da;  sizi tekrar, o hendeklerden çıkarıp, elinizde silahlarla "masa"ya oturtursa; o devletin de "aklı kurusun!"

tarihi-firsat.jpg

6161.jpg

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.