25 Kasım 2017
  • İstanbul11°C
  • Ankara-2°C
  • Konya-1°C
  • İzmir4°C

ŞÜKRÜ SAK YAZDI; "BOŞLUĞA HİTABEN..."

Bu bir seçim yazısı değildir! Bu; "fikir, sanat, siyaset, mücadele, dava" gibi sembolik kavramlar etrafında bu kavramların "içini doldurmaya" yönelik -siz nasıl boşaltıldığını gösteren diye de okuyabilirsiniz- bir sanat denemesidir!

Şükrü Sak yazdı; "Boşluğa hitaben..."

13 Eylül 2017 Çarşamba 00:10

(Güncelleme... 

Bu değerlendirme bir "seçim yazısı" sanılabilir...
Değildir...
Bir takım "semboller" etrafında, fikir, sanat, siyaset, mücadele, dava gibi temel kavramların "içini" sanat yoluyla doldurma çabasıdır... "Bu kavramların içinin nasıl boşaltıldığını gösterme" çabası olarak da okuyabilirsiniz... Önemli olan etrafımızdaki "Ali Osman Demirtaş"ları görebilmek, memleketimizdeki, -hızla yayılan- "Ali Osman Demirtaşlaşma" eğilimini tanıyabilmektir. Yoksa, buradaki "Ali Osman Demirtaş" fanî bir muhteremdir. Asıl olan onun yapmış olduğu "açılımlar"dır...
10 Ekim 2015 tarihinde yayınlanmıştır...)
 
*
Pek sayın Ali Osman Demirtaş'ı kutluyorum; Siyasetin "en temel şartlarını" (bir meydan, bir kürsü, bir mikrofon) yerine getirerek; "boşluğa hitâben" yaptığı konuşmada, memleketimizin en temel "probelemini" dâhiyâne bir yöntemle ifşâ etti!

“BOŞLUĞA HİTÂBEN…”

Şükrü Sak

Birkaç gündür medyanın gündeminde, Bursa’da tek kişilik dev bir “miting” gerçekleştiren, bağımsız milletvekili adayı Sayın Ali Osman Demirtaş var!

Fotoğrafları ile birlikte…

Büyük bir meydan ayarlanmış, polis gerekli önlemleri almış…

Fakat bir tek kişi bile gelmemiş…

Ama o;

Kimse gelmemiş, konuşmayayım bari…

Dememiş…

Beni dinleyen kimse yok, niye konuşuyorum ki?

Diye düşünmemiş…

Gelen kimse yok, demek ki, beni adam yerine koyan yok” diye üzülmemiş…

Almış eline mikrofonu ve;

Boşluğa konuşmuş”…

Kendisini “dinleyen” boşluğa…

Müthiş bir “sanat” bu, gerçek bir “sanat…” Dehâ çapında bir buluş, icâd!

Seni selâmlıyorum pek sayın Ali Osman Demirtaş;

Türk toplumunun suratında bir tokat gibi patlayan bu “kanırtıcı sanat!” buluşun için!

Siyasi hayatımıza renk kattığın için…

“Siyasi görüşleri”(!) olan, fakat bunu senin gibi medeni bir cesaretle ortaya çıkıp bu güzellikte “ifâde”(!) etmeyi başaramayan, “sosyal medyada”, siyaset kürsülerini tekmeleyen milyonlarca vatandaşımıza örnek olduğun için!

Sosyal medyada “bireysel bireysel” yardıranlara ayna tuttuğun için.. (–bireysel bireysel yardırıyorsun ama toplumsal’a çalıyorsun, niye ki? Toplum da mı senin gibi bireysel bireysel yardırmaya başlasın istiyorsun?-)

Senin bağrında bir “Çarli Çaplin” gizleyen müthiş bir dehâ olduğunu düşünüyorum…

(Çarli Çaplin’i de biz “komedyen” sanıyorduk, Üstad ve Kumandan, aslında onun insan ve toplum “zaaflarının” iç yüzünü ve derin çelişkilerini ortaya çıkaran büyük bir filozof olduğunu anlatıncaya kadar…)

Felsefeyi, sanatı ve siyaseti böylesine derin bir aksiyon ve görsellikle örnekleştirmek, mezcetmek, sentezlemek, bir araya getirmek, müthiş; ceketimi ilikliyor ve:

Seni günümüzün “Çarli Çaplin”i olarak selâmlıyorum…

Boşluğa konuşmak” ne demektir?..

İşte sen bunu gösterdin; saygı duyuyorum!..

Pek sayın Ali Osman Demirtaş, “boşluğa hitaben” yaptığı konuşmada:

"Biz memleketin selameti, halkın huzuru için geldik. Daha iyi bir yaşam için oylarınıza talibim. Ankara'da sizler için çalışacağım" dedi.

Müthiş, müthiş, müthiş!..

Dünyanın en iyi senaristi, Nobel ödüllü edebiyatçısı, Çarli Çaplin gibi bir dehâsı bile “yalın gerçeği” bu kadar hârika olarak anlatamazdı!

Ne diyorsun sen kardeşim Ali Osman Demirtaş?

Memleketin selâmeti, halkın huzuru, daha iyi bir yaşam için oy, oy, oy, Ankara” filân?..

“Boşluktan” ne istiyorsun sen kardeşim!..

Boşluğa konuşmak” ne demek?..

Şu kadar yıllık hayatımda, bu kadar “anlamlı bir mesaj” veren bir insan daha görmedim ben!

Bu ne müthiş bir sanat!.

Bu ne müthiş bir felsefe!

Bu ne müthiş bir “sosyallik…”

Bu sanatın “görsel”leri de var; fotoğrafları…

Bu “örnek tablo”yu; Siyasete… Kültüre… Sanata… Aksiyona… “Siyasetçilere”, “kültürcülere, hareketçilere, aksiyonculara” armağan eden pek sayın Ali Osman Demirtaş’ı bir kere daha saygı ile selâmlıyorum…

Bu “tablo” beni mahvediyor.

Sevgili kardeşim Ali Osman Demirtaş, sen “nasıl bir yarayı” patlattığını biliyor musun?.

Kendi hâline şuuru olmayan”, bu yüzden de “memleketi kendisinin idare ettiğini” düşünen, “iki satırlık makale ile tarihin akışını değiştirdiğini” iddia eden akıl hastaları için de yeni bir “aksiyon alanı” açtın!.

(Her şeyin, “rakamlarla-sayılarla” ifade edildiği, “çokluğun” –sayısal çokluğun-tek değer ve ölçü kabul edildiği böyle bir sistemde, -demokraside- bile senin gibi yiğitler çıkabiliyor demek ki! Bütün sistemi çökerttin bir ânda! Bütün sayıları sıfırladın! Demokrasiye, mücadeleye, demokratik yarışa ağır bir darbe indirdin, farkında mısın?)

Umarım ne yaptığının farkındasındır;

Sosyal medyada, memleketin yarısı senin gibi olmuş; “Türkiye’nin gidişatına yön verdiğini” düşünüyor iki kalem oynatan.

Sevgili kardeşim Ali Osman Demirtaş, sen nasıl bir “sosyal yarayı” patlattığının farkında mısın; Dünyanın “en kurumsal-en örgütlü” yapılması gereken işini, yani “siyaseti”, dünyanın en “bireysel” şeyi hâline getirdin;

Yıktın ortalığı, vallahi virân eyledin!.

Bireysel toplumculuk(!) veya topluma dönük bireysel siyasetçilik, siyasetçi ama bireyselcilik, bireysel siyasetçilik, toplumdan kopuk-toplum dışı tek başına siyasteçilik”(!) gibi sosyolojinin ilgi alanına giren yepyeni kavram, tavırlar, tutumlar geliştirdin! Gerçi senden önce ahandana bunları böyle yapanlar vardı ama, -hem de ciddi ciddi, hem de koca koca lâflarla?-, sen “çığır açtın!”. Kutluyorum seni!)

7-24 Feysbuk’ta memlekete yön veren…

Tweettir’da devlet deviren…

Taşra gazetelerinin köşelerinden, “tek kişilik dev mitingler” düzenleyenlere bile bir “ayna” tuttun… Müthiş, müthiş, müthiş; “Tek kişilik” şeyler ve “siyasî”ler?.. –Bunların içinde “adli” olanlar da var!-

Neydi “siyasetin” en önemli ve temel şartı:

Bir meydan, bir kürsü, bir mikrofon

Sen bu “en temel şartları” eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yerine getirdin!

Fakat iş döndü dolaştı; “dinleyecek kalabalığa” geldi?

Ne o, baktın kimse yok. Karşında bir “boşluk…”

Olsun… Sen yılmadın!

Aldın eline mikrofonu ve “siyasetin en temel şartlarını” yerine getirmiş bir siyasetçi huzuruyla;

Boşluğa konuştun…”

Tarihe geçtin! Gönüllerimizi fethettin… Ne kibirlendin, ne gurur yaptın, ne hava attın, ne afra tafra yaptın…

(Etrafına iki kişi toplanınca, “Memleket benden sorulur” havasına kapılanlar, iki kişi ile "güç zehirlenmesi"ne uğrayanlar, elbette senin bu derin tevazunu anlamayacaklardır…)

(Biz her ne kadar; gerçeği teslim babında; “siyaset yapmanın en temel şartı” olarak;

Bir mikrofon, bir kürsü, bir meydan!” olarak işaretlemişsek de, buna bile anında itirazlar yükseldi;

(-“Şart mı kardeşim, alan, kürsü, mikrofon! Bence “siyaset yapmanın”(!) en temel şartı; bir facebook sayfası, bir klavye, bir de okuma yazman olacak tâbii! İnternetin de olması lâzım, bırak Türkiye’yi dünyaya akıl veririsin vallahi!”)

Hak vermemek mümkün değil tabi, ama yine de benim favorim Ali Osman Demirtaş!

Bize en büyük “misâli” verdin…

Kumandan’ın en güzel misâllerinden birini “canlı örnek” olarak ifşâ ettin; “Küçük ayrıntı”yı getirip gözümüze soktun!

Bir kere daha kutluyorum seni…

Hazır seni “kutlamışken”, “saadeti” de “büyük birliği” de, yanı sıra “küçük birliği” de kutluyorum! Memleket elden giderken onlar da “oynamaya alıştıkları” bir oyunu oynamayı tercih ettiler; Yüzde elliikinin üzerine çıkıp, yüzde ellikibuçukla “Ankara’da bizler için çalışmak” istediler! Ki yapacaklardır da; Onlar da “meydan, kürsü ve mikrofon” olarak temel şartlar var!

Nitekim bu “örneklik tablo”yu siyasete armağan eden pek sayın Ali Osman Demirtaş, tek kişiyle gerçekleştirdiği “dev miting”den sonra gerçekleştirdiği ikinci mitinge katılım sayısı bir ânda fırlayarak 1’den 6’ya çıktı! Bu kadar kısa zamanda bu kadar hızlı bir büyüme? Yıllarca mücadele edip bu sayıya ulaşamayanlar da var; fazla kibire, gurura kapılmamak lâzım!.

Evet, bu açıdan pek sayın Ali Osman Demirtaş’ı ayrıca kutlamak gerek; kısa sürede altı dinleyiciye ulaşmış…

Alan, kürsü ve mikrofon, zaten var!

SANAT GÖZÜYLE ALİ OSMAN DEMİRTAŞ’A BAKIŞ

İşin içine hiç “siyaseti” karıştırmadan, sade bir sanat nazarıyla pek sayın Ali Osman Demirtaş’a baktığımızda, müthiş bir dehâ gördüğümüzü belirtelim;

Boşluğa konuşmak…” nedir?..

(Bunu “delilik” olarak görmek, çok ucuzcu ve bedavacı, atmasyoncu bir tavır olur!)

Konuyu haber yapan medya, ne yaptığının şuurunda mıydı bilmiyorum ama, özellikle Nabız Haber, bu hadiseye ayna tutarken yaptığı haberde;

Boşluğa hitâben…” diyor…

Hitâp; Arapça bir kelime; “Sözü âşikâre ve yüzüne söylemek” ve “Seninle gayrin arasında olan kelâm” anlamına geliyor…

Söylenecek yüz” olmayınca, daha doğrusu sayın Ali Osman Demirtaş’ın mitinginde kendisinden başka, kendine dönük bir  “yüz” olmadığına göre, kelimenin bu birinci anlamı boşa çıkıyor!

Geriye kalıyor ikinci anlamı; “Kendisi ile “gayri” arasında olan kelâm”… Tabi bizim bu anlamı esas almamız gerekecek ki, o da Ali Osman Demirtaş’ın “gayri” olarak sadece “boşluk” ve hava kalıyor!..

Bu durumda da mesele daha da içinden çıkılmaz bir hâl alıyor gerçekten:

“Boşluk” ve “Hava”dan oy istemek ne demek?..

Aslında buraya kadar, bence “komik” olan bir şey yok, her şey olağan…

Asıl “espri”;

“Boşluk ve havanın” dile gelip;

Tamam lan Ali Osman, oyumuz sana! N’apacan söyle bakalım!

Demesi olurdu!

Pek sayın Ali Osman işte o zaman “küçük dilini” yutar, önündeki kürsüyü devirip, elindeki mikrofonla doğru “Büyük Millet Meclisi”ne veya Feysubuk ve tweettira doğru koşardı her hâlde…

Olayın “sanat değeri”ni yazacaktım ama, mesele yine buraya kıvırldı;

Yaptığı bu tarihî miting ile;

Siyasete...

"Hareket"e...

Edebiyat'a...

"Dava"ya...

"Mücadele"ye...

Kültür'e ve Sanat'a büyük ve bir o kadar da "harikâ" bir örnek veren Bağımsız aday, dün, ikinci mitingini de gerçekleştirdi! Kendisini yeniden bir kere daha kutluyorum.

Bulunduğu sosyal ve toplumsal "pozisyon" itibariyle pek sayın bağımsız aday, "dahi siyasetçi" Ali Osman Demirtaş gibi olup, fakat "pozisyonlarını" daha anlamlı(!) hale getirmek için, “meydan, kürsü ve mikrofon” üçlüsünden uzak durup; –dünyanın en örgütlü, en kurumsal yapılması gereken işini- bireysel bireysel ve  “bireyselliği idealize ederek; “sayfa, klavye, okur yazar olma” şeyiyle gizlemeyi başaranlar için de bir ayna değeri olan bu hadise üzerinde durmaya devam edeceğiz!

Peki kimdir ülkemizde, siyasî hayatımızda “çığır açan” bu pek sayın Ali Osman Demirtaş?.. Ve gerçekte insanlardanbizden ne istemektedir?..

Bazı “zavallıların” iddia ettiği gibi; bir “siyasî meczup” bir “zavallı” mıdır gerçeken de?

Kesinlikle hayır!

Bunlar yalandır, iftiradır, kıskançlıktır, alçaklıktır!

Bunlar pek sayın Ali Osman Demirtaş’ı “yıpratmak için uydurulmuş” algı operasyonlarıdır!

Aslında bütün bunların, Ali Osman Demirtaş’ın kim olduğunun ne önemi var, adam büyük bir fedâkârlıkla ve idealistlikle halkın karşısına –pordon, boşluğun karşısına- geçip oy isteyerek “çığır” açıyor! Bundan “âlâ”  siyasî hareket mi olur?.

O yüzden benim oyum Ali Osman Demirtaş’a!

Böyle idealist insanları mecliste görmek daima memleketimizin hayrınadır! Sosyal medyada görmekten daha iyidir!

guncelleme-iki.png

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.