19 Kasım 2018
  • İstanbul13°C
  • Ankara7°C
  • Konya3°C
  • İzmir14°C

SİNAN BAYKENT: "KIŞKIRTMAYI AMERİKA VE İSRAİL ÖRGÜTLÜYOR, TÜRKİYE'Yİ İÇ SAVAŞA SÜRÜKLEMEK İSTEYEN ONLAR!"

Sinan Baykent Nabız Haber'e sıcak gündemi değerlendirdi... Afrin harekatını yorumlayan Baykent,"Türk-Kürt ittifakının emperyalizme ve Siyonizme karşı geliştirdiği bir koruma refleksi şeklinde hazırlamalıyız." dedi!

Sinan Baykent: "Kışkırtmayı Amerika ve İsrail örgütlüyor, Türkiye'yi iç savaşa sürüklemek isteyen onlar!"

22 Ocak 2018 Pazartesi 00:10

NABIZ HABER ÖZEL

 

Sinan Baykent: Türk-Kürt ittifakının emperyalizme ve Siyonizme karşı geliştirdiği bir koruma refleksi şeklinde hazırlamalıyız. 

Nabız Haber – Sinan bey, Nabız Haber okuyucularıyla yeniden buluşmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. İç ve dış politikada gündem yoğun. İsterseniz en can alıcı olan maddeyle, olası Afrin harekâtıyla başlayalım. 

Sinan BAYKENT – Bana bu fırsatı verdiğiniz için esas ben size teşekkür ederim. Afrin meselesinin iki boyutu var. Birincisi şu: bu harekât mevcut konjonktür ve şartlarda zarurîdir. İkincisi ise Türkiye’nin iç dengelerini ilgilendiriyor. Bu harekâtın kamuoyu nezdinde psikolojik zemini iyi ve doğru inşa edilmeli. Türk-Kürt çatışması algısını oluşturacak söylemlerden uzak durmalıyız. Yazılı, görsel ve sosyal medyada bu ateşi yakmaya yönelik teşebbüsler olduğunu görüyoruz. Söz konusu harekâtı Türk-Kürt ittifakının emperyalizme ve Siyonizme karşı geliştirdiği bir koruma refleksi şeklinde hazırlamalıyız. Hem Türkler hem de Kürtler için beka sorunudur. Neden? Çünkü burada bizim toprak bütünlüğümüzün yanı sıra, Kürtlerin de emperyalist merkezlere terk edilmemeleri mevzubahistir. Kürtler bölgede 21.yüzyılın Lawrence’ları konumuna düşerlerse bu hepimiz için felâket olur. Bu oyun geçen yüzyılın  başında oynandı, şimdi Ortadoğu’nun hâlini görüyoruz. Amerika Kürtleri bugün kullanır yarın atar. Biz kardeşliğimizi, barışımızı ve birlikteliğimizi savunmalıyız. Bu sebeple Afrin harekâtını Türkiye’nin Kürtlere karşı aldığı bir tavır şeklinde değerlendirmek doğru olmaz. Hem Türkler hem de Kürtler bunun idrakine varmak zorundalar.

 

"Kışkırtmaları Amerika ve İsrail örgütlüyor"

Nabız Haber – Kışkırtmayı çoğunlukla Salih Müslim, PKK, HDP ve türevleri örgütlemiyor mu?

Sinan BAYKENT – Gerçekte bu unsurlar üzerinden Amerika ve İsrail örgütlüyor. Türkiye’yi iç savaş mantığına çekmek isteyenler onlar, Kürtler veya Kürt halkı değil ki? Sıraladığınız unsurlar da araçlar, kullanışlı maşalar. Salih Müslim biliyorsunuz bir ara sürekli Ankara’daydı. Başbakanlık’ta kırmızı halılar eşliğinde karşılanıyordu. Ben o dönemde “bizimkiler akıllı davranıyorlar” diyordum. Birilerinin kapıldığı infiale mesafeli yaklaşıyordum başka bir deyişle. Neden? Çünkü Türkiye için diplomasi bir güçtür, her devlet için öyledir. Her şeyin ötesinde devlet aklının çalıştırılması iyidir. Ben Salih Müslim’i Amerika’ya veya İsrail’e vereceğime kendime saklarım. Bu mantıklı değil mi? Gelin görün ki Ayn el-Arap savaşı esnasında Türkiye büyük ve tarihî bir fırsatı kaçırdı. Sınırımızın diğer tarafında bir kasabada komşularımız katledilirken ve gözlerini Türkiye’ye dikmişken biz onları yüzüstü bıraktık. Daha kötüsü de ne biliyor musunuz? Onları Barzani’nin Peşmergelerine havale ettik. Yani İsrail’in kara güçlerine. Bu ne demektir? Bölgedeki Kürtlere diyorsunuz ki “Ey ahali, siz Kürtlerin bölgedeki hamisi Barzani ve İsrail’dir, biz değiliz”. Bunu dediğin adam da gider Sam Amca’dan silâh dilenir, size karşı savaşır. Bana kalırsa o kararlarda da bir FETÖ izi aranmalı. Danışmanlar, birtakım asker kılığındaki teröristler, müsteşarlar, yardımcılar... O dönemdekilerin çoğu FETÖ’den gittiler, bunu unutmamalıyız. 

Mücahidlerin başına bir Türk general verebildik mi?

Nabız Haber – Salih Müslim’i kazanabilir miydi sizce Türkiye?

Sinan BAYKENT – Bence kazanmıştı veya kazanmak üzereydi. Ardından bu Ayn el-Arap meselesi çıktı ve sonrası zaten herkesin malûmu. Neymiş efendim? “Müdahil olmayalım”mış. O dönemlerde hatırlayın; İran en kıdemli generallerini Irak’a ve Suriye’ye serpiştirmişti bile! Bugünlerde yeni moda oldu 2013-2015 aralığındaki dış politikasını eleştirmek biliyorsunuz. Ne diyorlar? “Çok müdahil olduk beyim, başımıza bela aldık”. Ben de diyorum ki tam tersi! Yeterince müdahil olamadık. Türkmenleri silahlandırabildik mi? İşte yarım tır yollamaya kalktık, FETÖ devreye girdi. Salih Müslim’i kazanabildik mi? Orada da dediğim gibi aynı şey. Diğer yandan İran “Kürdistan” kavramına karşı çıkarken Talabani’yi yanına çekiyordu Irak’ta. Mücahitlerin başına bir Türk general verebildik mi İran’ın Kasım Süleymani örneğinde olduğu gibi? Hayır. Hep imtina ettik, korktuk. Bu arada atı alan Üsküdar’ı geçti. Çok-boyutlu, kararlı bir dış politika ve diplomasi izleyemedik. “En baştan Esat’ın yanında durmalıydık” diyenler de var mesela. Hayır! Çarşı karışmış, bir noktadan sonra siz de kendi ülkenizi ve menfaatlerinizi düşüneceksiniz. Oradaki Kürtleri kendi himayemize almalı, Suriye muhalefetine de ABD’nin bugün YPG’ye yaptığı gibi yardımlar yapmalıydık. Yapsaydık, bugün çok farklı senaryolar konuşuyor olacaktık. 

Afrin operasyonunda savaş ve diplomasi birlikte yürütülmeli!

Nabız Haber – Gelinen noktada ne yapmalı?

Sinan BAYKENT – Afrin harekâtını güçlü bir şekilde yapmak zorundayız. Fakat bu harekât yapılırken bence Salih Müslim’le de konuşulmalı. Şimdi Şubat ayında HDP’de bir kongre süreci işleyecek. Orada ipi göğüsleyenin ılımlı bir isim olması hâlinde onlara bir arabuluculuk görevi düşebilir. Afrin’e girerken bir yandan da diplomasi trafiğini başlatmalı, Amerika’yı hem sahada hem de masada yenmeliyiz. Bunu da Türk-Kürt el ele vererek yapmalıdır, altını çiziyorum. Bu söylediğim veya önerdiğim şey kimilerine garip veya anlaşılmaz gelebilir. Fakat ister inanın ister inanmayın, savaşta da diplomasinin bir yeri ve karşılığı olur.

 

HDP'deki tartışma önemli!

Nabız Haber – HDP’de yaklaşan kongreden bahsettiniz. Oradaki süreçle ilgili görüşlerinizi öğrenmek isteriz. HDP’de neler oluyor ve neler olacak?

Sinan BAYKENT – Çok açıkça söyleyeyim HDP’deki iç tartışma tüm Türkiye’yi ilgilendirir veya en azından ilgilendirmelidir. HDP bünyesinde Hasip Kaplan gibi sapkınlar da var Ayhan Bilgen gibi ılımlılar da. Avrupa Birliği’nin güdümünde bulunan Osman Baydemir Eş Başkan olursa vay bu ülkenin güzel insanların (özellikle de Kürtlerin) hâline! Korkunç bir manipülasyoncu ve provokasyoncudur. Sırrı Süreyya Önder bir vitrin figürüdür, magazin ikonudur. Ondan bir şey çıkmaz. Diğer yandan önümüzde bir Ayhan Bilgen örneği duruyor. Bu adam hem “Kürt siyasal hareketi” dedikleri akımı, hem devleti hem de İslâm’ı biliyor. Vicdanlı bir insan olarak değerlendiriyorum. Seçilmesi HDP ve Türkiye için büyük bir şans olur kanısındayım. Son grup toplantısında “Türkiye kazanacak, Kürtler kazanacak, Türkiyelileşme iddiası kazanacak” şeklinde bir açıklaması var. Bu çok belirleyici ve önemlidir. Demek ki anti-emperyalist bir tutumdan söz edilebilir. “Bu sorunu Türkiye kendi içinde çözecek” mesajını aldım ben. Umarım hayırlısı olur.

Eğer bu iddialar doğruysa, bunlar çok tehlikeli!

Nabız Haber – İç siyasete giriş yaptık. OHAL tekrar uzatıldı. Siz de bunun gerekli olduğu kanısındaydınız, değil mi?

Sinan BAYKENT – OHAL’in uzatılmasında bir sakınca görmüyorum. Hâlâ yapılması gerekenler, temizlenmesi zorunlu olan yerler var. Fakat burada keyfî uygulamalardan kaçınılmalıdır. Bakın mesela geçenlerde birisi bahsetti, sağda solda haberi de yapıldı. Bazı tutukluların hapishanelerde sakalları kesiliyormuş, Kur’an-ı Kerîm’ler toplatılıyormuş vesaire. Teyide muhtaç olsa da duyumu bile rahatsızlık verici. Bunlar FETÖ’cü değiller tabii. Sanırım muhtelif İslâmî içerikli davalardan tutuklu olanlara yapılıyor – en azından öyle deniyor. Öte yandan bakıyorsunuz tarihinde hiçbir zaman şiddete bulaşmamış bir hareketin mensupları – Hizb-ut Tahrir – terörizmden tutuklanıyorlar. Hatırlıyorsunuz Salih Mirzabeyoğlu’na da neler diyorlardı. İBDA camiası benim Türkeş’in danışmanıyken Mirzabeyoğlu için verdiğim mücadeleyi bilir. Bu ülkede bir adalet sorunu var. 

"Mirzabeyoğlu davasında yaşananlara benzer hukuksuzluklar..."

Nabız Haber – 28 Şubat’ın yıldönümü yaklaşıyor. Aradan 20 yıl geçti. Sizin adalet sistemiyle ilgili eleştirilerinizin olduğunu biliyoruz. Genel bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Sinan BAYKENT – Sistem değil, anlayış sorunu var. Hemen belirteyim, bu iktidarlardan bağımsız bir sorundur. Bir “AK Parti ürünü”nden bahsetmek haksızlık olur dolayısıyla. Bizde suça göre ceza verilmiyor, gruba göre ceza veriliyor. En başından beri böyle. Hakikaten örgüt üyeleri vardır, eylem hazırlığında olanlar vardır amenna – onları tutuklarsın, cezalarını da çekerler. İşte en iyi örnek FETÖ’cülerdir. Hoş, onların durumunu da tartışanlar var fakat biz onlardan beriyiz. Herkes hakkını almalı, ne bir eksik ne bir fazla. Somut suç unsurları, deliller varsa kimse itiraz edemez. Fakat vaktiyle Mirzabeyoğlu davasında yaşandığı gibi “örgüt yok, lider yok – ama örgüt olsa, lideri bu olurdu” kıvamında yaklaşımlarla adalet olmaz. 

Torba suçlamalardan ve cezalardan kaçınmalıyız. Her fiil özel ve kendi içinde değerlendirilir. Örneğin benim bugün anlamadığım bir dava da Ebu Hanzala davası. Sürekli tutuklanıyor, serbest bırakılıyor ardından yine tutuklanıyor. “Örgüt lideri” diye içeri alınan bir adam 1 ay sonra serbest bırakılmaz. Serbest bırakıyorsan da 3 ay sonra tekrar tutuklamayacaksın. Kedi-fare oyunu misali davranışlar hem şüphe uyandırıyor hem de yakışmıyor. Bunlar Ergenekon sürecinde de böyle yapıldı, PKK ve muhtelif sol ve İslâmî cenah davalarında da devam ediyor. Bakın Sarp Kuray örneğine, bakın Fikret Başkaya örneğine. İşte sakal kesmek falan bunlar doğruysa, 28 Şubat hukukunun tezahürleridir. Süreç aynen devam ediyor demektir. Bir kişinin söyledikleri, düşündükleri hoşunuza gitmeyebilir. Ancak ortada bir şiddet fiili yokken, yalnızca duyduklarınız veya okuduklarınız hoşunuza gitmiyor diye birilerini tutuklarsanız bu zulümdür. İslâm medeniyeti sahip olduğu ve yaydığı katıksız adalet şuuru sayesinde yükseldi. Keza kadim Türk devletleri de öyle. Türkiye de artık adaleti tüm ihtişamıyla topraklarında tesis etmelidir. Asgarî bir burjuva hukukundan bahsedebiliriz mesela.

Nabız Haber – Doğduğu yerlerde yani Batı’da, Avrupa’da böyle bir hukuk kaldı mı peki?

Sinan BAYKENT – İşte “asgarî” diyorum zaten. Avrupa bu tip bir hukuka uymaya en azından göstermelik de olsa gayret ediyor. Ama mesele işin içine tarihsel revizyonizm girdiğinde, anti-Siyonizm girdiğinde işler değişiyor. Neden? Çünkü Avrupa demokrasisi de 1945 yılından bu yana ideolojik bir düzlemde konumlanır. Mesela “ben İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu iddia edilen krematoryumları, ölüm kamplarını ve soykırımı tanımıyorum” derseniz, Avrupa’nın çoğu ülkesinde cezaya çarptırılırsınız. Nedir bu ceza? Para cezası veya ertelenen hapis cezalarıdır çoğunlukla. Örneğin bu mesele özelinde verilen cezalar ideolojik yönelime sahiptir ama“asgarî burjuva hukuku” uyarınca söz konusu cezalar abartılı olmaz. Müebbet hapisle yargılanmazsınız mesela. Milliyetçiler saçlarını kazıtıyorlar biliyorsunuz. Cezaevlerinde yönetim veya gardiyanlar “yok efendim o saç uzatılacak” demezler. Bizde inançlı kimselerin sakalları kesildi ama işte geçmişte. Bugün de kesildiğine dair söylentiler var. Bu ve buna benzer uygulamalarda ortaya çıkıyor nitekim “burjuva hukuku” dediğimiz hadise..

Nabız Haber – Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Sinan BAYKENT – İlginizden dolayı ben size teşekkür ederim.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.