23 Ekim 2017
  • İstanbul16°C
  • Ankara4°C
  • Konya10°C
  • İzmir11°C

SEN HANGİ ÇETEDENSİN ASUMAN?

Şükrü Sak

26 Mayıs 2017 Cuma 13:18

Ortada bir "operasyon çetesi" olduğu vakıa! Bu operasyon çetesinin "karar" merkezi de belli! O halde?

Sen hangi "çete"densin Asuman?

-I-

“Okuma ve anlama özürlüler” için –okuyup anlamadan tepki göstermeye hazır bekleyenler için- özel “açıklamalı” giriş;

Bu yazıda Cem Küçük övülmüyor…

Cem Küçük’e tepki gösterenlere sövülmüyor…

"Karga çetesi" ve onlara bilerek veya bilmeden "alet olanlar" uyarılıyor!..

Yani "övme-sövme-dövme" yok!..

 

-II-

Ben Cem Küçük’ün  saçmalaması üzerinden sosyal medyada kopan fırtınayı, Küçük’ün;

Amasız özür diliyorum!” açıklamasından sonra biter diye düşünmüştüm…

Nihayetinde, -muhtemelen- “kelam şehveti” denilen bir abuk sabukluktan kaynaklandığını da tahmin ederek;

-“Daha ne keskinleşiyorsunuz! Adam özür diledi işte… Özür dilemek; adamın yaptığının yanlış olduğunu kabul etmesi, daha ne yapmasını bekliyorsunuz?” demiştim ki, bu tavır bile –en başta bizim ailede- ciddi bir "siyasi bölünme"ye yol açtı ve ilk itiraz bizim çocuktan geldi;

-“Yetmez! Gazeteciliği de bırakacak!

 

"Özrü kabahatinden büyük"

Tabii mesele burada kalmamış;

Dallanıp budaklanmış, sonra tekrar budaklanıp dallanmış, bir daha dallanıp budaklanmış…

Kendi adıma;

Algıların, kanaatlerin, tavır ve tutumların sosyal medya üzerinden “şekilleniyor” olması hep tuhafıma gitmiştir… (Kardeşim, bütün dünya ordan ibaret değil, arada bir başını kaldır elindeki telefondan, bak dışarıda da bir hayat vat!.)

Cem Küçük; Her türlü eleştiriyi hak ediyor!

“Amasız özür diliyorum” dedikten sonra –meğerse- “özrü kabahatinden büyük” cazgırlığa devam etmiş… Kendi tâbiriyle söyleyelim; “Manyaklaşmış”, kafayı yemiş…

Küçük’ün “özürden” sonra hatada ısrarla devam etmesinin, “özründen büyük kabahat”inin savunulacak, tevil edilecek bir tarafı yok!

En sert tepkiyi fazlasıyla hak ediyor!

Konuşurken ağzından çıkanı kulağın duyacak!

Dolayısı ile Küçük’e “özürden” sonra söylediklerinden dolayı oluşan tepkiler sonuna kadar haklı…

Bunda bir sorun yok!

Fakat bu hadisede mevzu “Cem Küçük” olmaktan çıktı gördüğünüz gibi…

Neyse…

Burada asıl sorulması gereken soru şudur;

Bu saçmalık nasıl oldu da gelip;

Hilal Kaplan gibi, Salih Tuna gibi;

Tavrıyla… Duruşuyla… Her şeyleri ile en ağır ve zor şartlarda ölümüne “reisin” yanında saf tutmuş isimleri hedefe oturttu?..

"Kim hedef saptırdı?"

Cem Küçük’e gösterilen haklı tepki, nasıl bir “ustalıkla” Hilal Kaplan ve Salih Tuna gibi bilinen isimlere “yönlendirildi?..

Öyle ya; Yanlışı yapan Cem Küçük’tü…

(Ki Cem Küçük’e göre ben de hatırı sayılır bir manyak sayılırım…)

Ne oldu da “hedef saptı?”…

Kim “hedef saptırdı?”…

Bir mesele kendi zemininde tartışılmaktan çıktığı anda ilk sorulması gereken soru da budur!

Ne demek;

Salih Tuna ve Hilal Kaplan Müslümanlara hesap verecek?

Salih Tuna ve Hilal Kaplan’ı “tekfir” fetvasını kimden aldınız?..

Lan oğlum, bu “keskinlik”(!) İŞİD’de bile yok, siz ne zaman bu kadar “keskinleştiniz” ve bizim bundan niye haberimiz olmadı?..

Bakın, daha ileri gidip;

-“Bugüne kadar kimden neyin hesabını sordunuz?” filân diye sormuyorum bile…

Salih Tuna ve Hilal Kaplan hangi Müslüman’a “ne yaptı?” da onun hesabını verecek?..

13183.jpg

"Bu kadar ciddi ve esaslı mesele ne olabilir?"

Bu nasıl bir “kudurukluktur” böyle…

Bunu soruyorum…

Valla ben şaşkınım doğrusu…

Dilimi tutmaya çalışıyorum şu ân…

Hayır, bizim bilmediğimiz, bu kadar “ciddi ve esaslı” ne mesele olabilir acaba?..

Nedir sizi böyle “IŞİD”i bile gölgede bırakacak derecede keskinleştiren(!) celallendiren(!) kudurtan hayati mesele?..

Gerçekten merak ediyor ve anlamaya çalışıyorum?..

Söyle hadi! Nedir?..

“Pelikan?” şeysi mi?..

Ee bunun onlarla ne alâkası var, pek muhterem “dinci” kardeşim?..

Yok!..

Ama benim düşüncem; “Pelikan dosyası” (hazırlayanlar halâ meçhul kahramanlar olarak kaldı) Türkiye’yi ve Müslümanları çok büyük bir felâketten kıl payı kurtulmasına vesile olmuştur!

Bu “dosya”nın ardından gelen;

“4 Mayıs darbesi” ile de bu dosyanın doğruluğu bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır…

(Naçizâne bu ani “darbenin” geleceğini, 15 gün önceden on-onbeş kişilik bir arkadaş grubunda uzun uzun konuşmuştuk, şahidlerimiz de onlar…)

Meseleye gelelim;

Konuşmayı mı bilmiyorsunuz?..

Tartışmayı mı beceremiyorsunuz?..

Yoksa “Pelikan”ın çökerttiği kumpasın yeni bir versiyonunu mu deniyorsunuz?..

Bakın, mesele “Cem Küçük’ün salaklığı ve o salaklığa tepki” noktasından;

Hilal Kaplan ve Salih Tuna gibi isimleri “tekfir” etmeye geldi!.

 

"Krizi fırsata(!) çevirmeye çalışmak?"

Yoksa asıl derdiniz onlar mı?..

(Bu arada, yanlışlarla doğruları “aynı çuvala” koyup kafaları karıştırmak –Ergenekon ve Balyoz’da açığa çıktı-ki FETÖ’nün çok iyi bildiği ve yaptığı bir iştir! Bu meselede de, Hilal Kaplan ve Salih Tuna’yı, “pelikan çetesi” diye bir çuval açıp içine koymaya çalışmak, “krizi fırsata çevirmek”(!) bir FETÖ taktiği olarak dikkat çekici bir durum?)

(Cem Küçük’ün “salaklığı” derken, bunu da boş yere demiyorum; Cem Küçük, “Ahmet Davutoğlu’nu ideolojik olarak Batı’ya karşı” olarak görecek kadar da, somut yanlışlar yapabiliyor… Halbuki doğru, bunun tam tersidir; Ahmet Davutoğlu, “ideolojik olarak Batıcıdır”… )

Bu “tahammülsüzlük”, bu hırçınlık, bu hoyratlık, bu hak hukuk gözetmezlik bir gün gelip sizi de vuracak!

O yüzden bu kavramlara en sık atıfta bulunanların bir meseleyi tartışırken, konuşurken daha dikkatli olması gerek!

 

"Kritik bir süreçte cepheyi içten çökertmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmeyi bırakın!"

Nihâyetinde;

15 Temmuz’da başlayan saldırının;

Değişik “taktiklerle” sürdürülmek istendiği…

İç ve dış kuşatmanın devam ettiği…

16 Nisan referandum sonucunu “Pirus zaferi” olarak görenlerin “ekmeğine yağ sürmeyi!” bırakın!

Müslüman Türk halkının en sinsi -ve aleni- “iç ve dış tehditlerle” karşı karşı olduğu böyle bir süreçte, “cepheyi” zayıflatmak?..

Bunun “düşmanın işine yaradığını” da mı görmüyorsunuz?..

Sonra, "Pelikan çetesi" diye uydurduğunuz o "çete?" Nasıl bir aklın ve zekanın ürünü?

Gerçekten bu kadar salak mısınız, yoksa "salağa mı yatıyorsunuz?"

*

13018-002.jpg

"Özetleyecek olursak..."

Bir: Cem Küçük, “özür”den sonra gösterdiği tavırla, en ağır ve sert tepkileri fazlasıyla hak etmiştir!

İki; Cem Küçük’e “tepki gösterirken”, birden bire, çok sinsice ve ustalıkla, tepkilerin hedefine; Hilal Kaplan ve Salih Tuna’yı yerleştirmek, eşi benzeri görülmemiş bir “hamakât” örneğidir!

Üç: Bu “sinsi operasyon” Cem Küçük bahanesiyle başka “hesapların” içinde veya birilerinin başka hesapları için “kullanışlı aptal” olmayı gerektirmez! Bu kadar “manipülasyona açık” bir yapı, ciddi anlamda problemlidir?..

Dört: Bütün kamuoyunun yakından bildiği bir “AKP’li fırıldaklar” gerçeği vardır, tepkiyi hedefinden saptıran muhtemelen bu “fırıldaklardır…”

(Özellikle Hilal Kaplan ve Salih Tuna’nın –Ufuk Coşkun’da dahil- referandumdan hemen sonra, “AKP’li fırıldakların” referandum sürecindeki “gizli hayırcılıklarına” dikkat çekmesi, bunların Ak Parti içinden ayıklanmaları gerektiğini vurgulamaları, bu “hedef saptırma” işinde bu “fırıldakların” -Karga çetesinin- da büyük rolü olduğunu düşündürüyor doğal olarak!..)

Beş; Kripto Fetullahçı pislikler her “fitnenin” içinde aktif rol aldıkları için onları söylemeye bile gerek yok! Bu hadisede de “yangına körükle” koştukları görülmüştür!

Altı; Sen ne zaman “İslâmcı” oldun Asuman?..

(Bu Salih Tuna'nın bir yazısını başlığıdır)

-III-

Peki ben bu işin neresindeyim?..

Kabaca, “İslamî kesim” genellemesine karşıyım… Ama meramı kestirmeden ifade etmenin de başka yolu yok gibi görünüyor… Fakat bu böyle diye; “İslâmi kesim” genellemesi altında yapılan yanlışları da sıralasak buradan İstanbul’a yol olur, bu da bir vakıa!

Bu çerçevede; bu isim altındaki bazı kişi-grup ve yapıların ne kadar ilkesiz, ahlâksız ve tutarsız olduğunu da bizzat yakinen biliyorum!

Düşünsenize;

İslâm adına vurulan biziz…

İşkence gören biziz…

Cezaevlerinde yatan biziz…

Her türlü ve en ağır bedelleri ödeyen biziz, buna rağmen, biz Müslüman değiliz, ama sen “İslâmcısın?” öyle mi? Şerefsiz Asuman!.

Eee, bu nasıl oluyor peki Asuman?..

-“Abi valla ihale kovalamaktan, parsa derdiyle dertlenmekten, mevki makam kapmaya uğraşmaktan çok yorulduk! Yani bu kadar çalışma-çabalama karşısında biz İslâmcı olmayalım da kim olsun?

Şimdi daha doğrudan söyliyeyim;

Benim Ak Parti ile hiçbir ilişkim yok, en ufak bir çıkarım yok! (Hatta yukarıda söylediğim gibi, en zor şartlarda en ağır bedelleri ödemiş olmamıza rağmen, cezaevinden çıkalı üç sene oluyor ve ben hâla işsiz bir gazeteciyim! Buna rağmen, politik tavır ve duruş olarak, sadece “İslâm’ın ve Müslümanların faydasına” değerlendirmesi ve tesbitiyle “reise” her türlü desteği verdik, veriyoruz! Yani şimdi “FETÖ düşmanlığı” üzerinden “parsa” derdine düşmüş yiyicileri görmediğimiz sanılmasın! Biz tâ 94’de “Fettoş’un sapıklıkları” diye yazı dizisi yazarken, bunlar “muhterem Fetullah hocefendiye saldıran” diye bizi yemeye çalışıyorlardı!)

Daha önce de bir kere söyledim;

En zor ve ağır şartlarda, en riskli ortamlarda her türlü mücadeleyi biz veriyoruz…

En ağır bedelleri biz ödüyoruz… Ama ne hikmetse, her defasında bu “fırıldaklar” her kavgadan “ganimetle” çıkıyorlar! Ve onlar "İslâmcı" oluyor, bizse?..

Bunlara daha önce bu eksende söylediğimiz şey şuydu, burada bunu bir kere daha hatırlatıyorum;

(Düşünün bu “İslamî camiâ”nın arsız, yüzsüz ve pişkinlerini;

Adamlar hiçbir kavgaya girmemişler…

Hiçbir kavgada yara almamışlar, hiçbir tehlike ve riske girmemişler ama her birinden inanılmaz “ganimetlerle” çıkmışlar… İşte nâçizâne ben bu durumun izâhını bir türlü bulamıyorum!.. Nasıl oluyor da oluyor?..)

-IV-

Allah’a şükür ki, bizim “İslâm temelli kurtuluş” davasında, vatan ve millet sözkonusu olduğunda, en ufak bir parsa kaygımız olmadı, olamaz! Sadece bu ‘doğru’ açısından bile bakıldığında bizim tavrımızın hasbî ve “hakikat kaygısıyla” alınmış bir tavır olduğu görülebilir!

(Biz bir meseleyi değerlendirirken şahıslar ve kurumlar bazında değil, -yapabildiğimiz ölçüde- fikre göre, dünya görüşümüze göre değerlendirmeye çalışırız…

Bu ne demektir?

Bu “ilke” demektir, bu prensip demektir, bu değerlerimizi ve ideallerimizi her türlü ‘maddi’ çıkar ve beklentinin üzerinde tutmak demektir!

Söylediklerimizin ölçüsü de budur!

"Hürmetin inkâr edenler âlemde hürmet bulmasın!"

Şahsen ben, böyle bir seviyeden böyle bir "asâletle" seslenen, 'hakikat kaygısını' -hangi mesele olursa olsun-her şeyin üzerinde tutan bu 'asâlete' aşığım...

Bu tablo, İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu'nun, "Büyük Muztaripler-Düşünce Tarihine Bakış" isimli, "Divan edebiyatı"nın dört büyük devinden biri olan Nef'î'ye anlattığı bölümde geçiyor;

"Onur, şeref, haysiyet, hürmet gösterme, hürmet görme... Böyle insanların bulunduğu bir cemiyet hayâli olup da, Nef'î'nin şu beytine "amin!" demeyecek şahsiyetli bir insan olabilir mi:

"Hürmetin inkâr edenler âlemde hürmet bulmasın!"

Amin!..

(Artık varın siz kıyaslayın bu ölçüye göre, o "İslamî kesim genellemesi" içindeki yozlaşma ve çürümeyi...)

NOT

Not: Bu meselede aktif bir rol üstlenen bir gazetecinin Cem Küçük’ün “özürden” sonra işlediği “cürüme”  karşı göstermiş olduğu tepki doğru ve haklıdır! Fakat, sonrasında tepkilerin “hedefinden saparak”, doğrudan Hilal Kaplan ve Salih Tuna gibi, tavrı ve duruşu belli aydınları hedef almasında onun bir rolü olduğuna inanmamıştım. Fakat gelişmeler karşısında, artık bundan da emin değilim!.. Bu hadisenin hedefinden saparak Hilal Kaplan ve Salih Tuna gibi isimlere yönelmesinin; “AKP’li fırıldaklar ve Kripto FETÖ’cü fitnesi” ve "Karga çetesi" marifetiyle yapıldığını düşünüyorum… Yani bunların “krizi fırsata çevirmeye” çalıştıklarını…)

Son olarak şunu da ilave edelim;

Bu kavga “idealist” bir kavga olsa, ben buna saygı duyarım;

İnsanlar “inandıkları bir doğru” için, -haklı veya haksız- bir kavga veriyorlar diye düşünürüm! Ama maalesef böyle düşünmek için yeteri kadar “kanıt” yok! Anladınız siz onu! 

13048-002.jpg

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.