21 Mayıs 2018
  • İstanbul24°C
  • Ankara26°C
  • Konya23°C
  • İzmir29°C

NUREDDİN YILDIZ'IN FETVA FABRİKASI VE İBN-İ ÖMER'İN (R.A) CEVABI!

Necati Atilla

26 Şubat 2018 Pazartesi 14:14

Fıkhı kişinin lehinde ve aleyhinde olanı bilmesidir diyerek tanımlar ulema. Müslüman birey zamanın  ve beraberinde gelen şartların kıskacında,  Müslümanca yaşamını devam ettirmek adına karşılaştığı her meseleyi  Kur’an’ın  tabiriyle bir bilene yani bir alime sual ederek çözümlemek ister. Gayesi Allahın koymuş olduğu helal ve haram hudutunu aşmadan bir yaşam edinmek. Sorulan sorunun kaynağı  bilgisizlikten ziyade samimiyettir, yani endişe duyulanın seni  mutlak gayeye ulaştıramaması korkusu. Yoksa her gün onlarca şüphe karşısında istifini bozmadan, Allah  ne der hesabına girmeden yaşayan binlerce  Müslüman var. Ama aynı insanlar dünyevi meselelerde,  kaybedilmesinden korktukları çıkarları adına hukuki meselelerinde bir avukat, sağlık sorunlarında da  bir doktor edinmeyi ihmal etmezler. İşte ulemanın vazifesi de bu suallere Kur’an ve Sünnet ışığında cevab vererek  sual edenin tereddütlerini ortadan kaldırmaktır. Lakin  bu sual toplumun tümünü ilgilendirecek bir meseleyken yalnızca şahsın nefsi  yani kişisel problemi de olabilir. İşte böyle bir durumda ulemanın vazifesi o  suali ve cevabını  mahrem bilip ifşa etmeden sır dosyasına kaldırmaktır; zira onun bağlayıcılığı o şahsa aittir genelleştirilemez. Ayrıca fakih olan kişi her suale de cevap vermek zorunda  değildir  her meseleye cevap verilir düsturu islami değil  biraz da egodur. Tıptan, iktisattan ilmen nasiplenememiş bir çok sözde alimin, bu alanlarla ilgili problemler karşısında sessiz kalmadığına şahidiz. Bu tavır fıkhın sulandırılıp toplumun çöküşüne zemin hazırlamaktır, çünkü fıkh ciddiyettir ve  hayatın lokomotifidir.

 Birde sual edenlere sözümüz var, akıl nimetinden nasibini alanlar ancak Allahın hükümlerinden sorumludur düsturunca akla sığmayan suale cevap aranmaz. Yani Fıkh akıl sahipleri içindir. Ayrıca Müslüman bireyin fıkhı ilkin vicdanıdır, her meseleyi de imama taşımaz. Öyle akıl dışı  sualler var ki  sorana mı kızarsın yoksa cevap verene mi.

 Bazı sualler karşısında da fakihin göndereceği tek adres doktor olmalıdır çünkü problem  tamamen  psikiyatrikdir, Diyanetin malum “baba öz kızına şehvet duyar mı” meselesi; kardeşim, adam çocuğundan cinsel haz alacak kadar sapık bir kişilikse acilen psikiyatriste gönder yada devletin hukukunu araya sokarak  müdahale ettir, neyin  peşindesin Allah aşkına. Sonrasında Diyanetten bunun bir komplo olduğuna dair açıklama geldi ama bu suale cevaba hazır çok bilmiş, İslamın maslahatından uzak,  prim peşinde koşan onlarca kafa halen mevcut. Bence tedavi ilkin buradan başlanmalı.

 Gelelim Nureddin Yıldız üzerinden gündemi meşgul eden malum fetvalara. Nureddin bey popüler bir vaiz. Takipçileri içerisinde Müslüman halk yekün tutsa da, Müslümanları nerede tongaya düşürürüz ve nasıl rezil ederiz memuriyetine  sahip  İslam düşmanları da azımsanmayacak kadar fazla. Böyle olunca da sorun medyatikleşiyor yani kronikleşiyor. Alimin temel  gayesi dinin ve toplumun maslahatıdır, bilgisini hakkın emrine sunar ve nefsini bu uğurda geriye koymayı bilir. Ama bizim hocanın maşallahı var,  Fıkıh fabrikası gibi sorulara cevap vermeden yapamıyor, birde site kurmuş tüm cevaplar ortada. Malum şahıslarında elinde cımbız hergün bu fetvalardan birini karşımıza çıkartıyorlar sonra ayıkla pirincin taşını. Hocam yanlış anlamayın, fetva vermeyin demiyorum ya da Kemalistler ne der diye korkak liboş bir kaygımda yok. Lakin toplumun genel hastalığını keşfe çıkıp teşhis etmedikçe bu problemler çözülemez tam aksine sürekli artan sorunlar sorulaşarak çıkar karşınıza, yani yitirdikleri akidelerini hatırlatmak lazım ilkin topluma sonrasında  fıkıh ciddi seyrine zaten  gelecek.

Hocam ümmet katledile katledile bitti tükenmek üzere,  her gün yüzlerce Müslüman dünyanın dört bir yerinde can veriyor, kadınlarımızın ırzı çiğneniyor gözlerimizin önünde, çocukların feryadı arşı titretiyor, ama sesi çıkmıyor Müslümanların neden çünkü öncüsü olan Alimlerinin gündemi başka.  Bu acı manzara karşısında sizin ana vazifeniz, Ümmet  şuurunu yeniden nasıl  canlandırabilirim, kardeşlik hukukunu yeniden nasıl tesis edebilirim olmalıdır, insanların mahrem alanı olan yatak odalarındaki cinselliği tetikleyen battaniyenin  şekli  şemali değil. Ahlak ayaklar altına düşmüş, bekaret yaşı ilkokul seviyesine inmiş, Anne babalar çocuklarıyla kimin eli kimin cebinde filmleri rahatlıkla seyrederken sapıklar okul önlerinde fırsat kolluyor; servet ve iktidar hırsı imanı gölgede bırakmışken cebi  takkeli münafıkların 15 Temmuzda İslam’a  ve bu millete ihaneti üzerinden daha iki sene geçmemişken ve aynı fabrikadan çıkma  İngiliz  İslam’ının tehdidi  halkın akidesinin ve  ümmetin ittihadının hala  üzerindeyken, sana  ve senin gibi  hocalara düşen vazife kula kulluğu ve batıla dostluğu reddeden yalnızca Allaha kulluğu ilkeleştiren Sahih İslam’ı  ihya etmek, bu hale nasıl geldiğimizi  tespit edip  yeniden nasıl  kalkacağımız üzerinde kafa yormak olmalı, asansördekilerinin  uçkurunu  sorgulamak değil. Hocam gemi su almış batıyor sizler hala yelkene üflüyorsunuz.

Son olarak aklıma Peygamberin gerçek varislerinden olan, Sahabenin büyüklerinden İbn-i  Ömer’in şu sual karşısındaki tavrı geldi: ”Iraklı bir adam  İbn-i Ömer’e gelerek,  “İhramlı kimse sinek öldürse ne lâzım gelir?” deyince sert bir tavırla: “Ey zavallı adam! Peygamberin biricik torunu  Hüseyin'i öldürmüşler, sen  bana sivrisinekten  soruyorsun.”diye sitem etmiştir. İşte sorunumuzu aydınlatacak örneklikteki  yegane cevab ve istediğimiz Alim duruşu budur bu olmalıdır.