22 Eylül 2019
  • İstanbul20°C
  • Ankara18°C
  • Konya18°C
  • İzmir26°C

MUSTAFA ALBAYRAK: "FİKİR VE İFADE HÜRRİYETİ HERKESE LAZIM, ADALET HERKESE LÂZIM!"

Bugün bana yarın sana.

Mustafa Albayrak: "Fikir ve ifade hürriyeti herkese lazım, adalet herkese lâzım!"

06 Ağustos 2019 Salı 13:51

Belgelere dayalı tarihi gerçeklerin açıklanması bile "Atatürk'e hakaret" olarak değerlendiriliyor!

Son zamanlarda, gerek medyada, gerekse sosyal medyada, "5816 sayılı" kanun ile ilgili tartışmalar yeniden alevlendi! Konuyu, bir "ifade hürriyeti ve özgürlük" meselesi olmaktan ziyade, "Vaaay Atamıza hakaret ha!" ilkel tavrı ile değerlendirenler çoğu zaman, meseleyi bu sığ eksene çekmeyi başarıyorlar!

Bu kanunun "keyfi uygulamaları" göz önüne alındığında,  görülüyor ki; "resmi ideolojinin" dışındaki her tavrı hakaret olarak yorumlayan örnekler mevcut! 5816 Sayılı kanunun mağdur ettiği yüzlerce insan ortada!

Bu tartışmayı, sadece "Aman fanatik Kemalistler rahatsız olmasın!" zihniyeti ile değerlendirmek, her şeyden önce "fikir ve ifade özgürlüğünün", sadece "Kemalistlere mahsus!" olduğunu söylemekten farksız! Böyle bir çifte standartı savunmak her şeyden önce insan ahlâkına sığmaz! Özellikle kanunun uygulamasında, belgelere dayalı tarihi gerçeklerin açıklanması bile "hakaret" kapsamında değerlendirilmesi, bu faşizan zihniyeti göstermeye yeterli aslında!

Müzakerât yazarlarından Mustafa Albayrak, son günlerde yeniden alevlenen bu tartışmayı, "fikir ve ifade özgürlüğü" ekseninde değerlendiriyor, ve kanunun bu çerçevede kaldırılması gerektiğini savunuyor.

(Nabız Haber)

İşte Mustafa Albayrak'ın o yazısı:

 

Meşhur 5816 Sayılı Kanun İle Alakalı Tartışmalar

8.Cumhurbaşkanımız Merhum Turgut Özal, demokrasinin olmazsa olmazı olarak, üç hürriyete dikkat çekmişti... 1- Din ve İnanç Hürriyeti, 2- Fikir ve ifade Hürriyeti, 3- Serbest Teşebbüs Hürriyeti...

Belki 100 yıldır bu hürriyetlerin hasretini çekiyor ülkemiz.

Bu üç hürriyetten, Serbest Teşebbüs Hürriyeti Merhum Turgut Özal’dan sonra realize edilebilmiştir.

Din ve İnanç hürriyeti ile fikir hürriyeti ise ya dönem dönem ve kısmen gerçekleşebilmiştir ya da hiç olmamıştır.

Ta ki Ak Parti iktidarı ve Sayın Erdoğan’a kadar.

Hatırlayalım 3 Kasım 2002 öncesini...

Bu ülke de özgürce ne “Ben Kürdüm” ne “Ben Aleviyim” ne de “Ben Dindarım” diyebilirdiniz.

Bunları söyleyenler ya kanuni takibe uğrar ya da itibarsız bir Amerikalı zenci muamelesi görürdü, kamu kuruluşu ve benzeri yerlerde.

Hatta normal bir cemiyette bile.

Ülkemizde Bayındırlık Bakanlığı yapmış, CHP’li Şerafettin Elçi sadece ''Ben bir Kürdüm '' dediği için Ankara sıkıyönetim komutanlığınca yargılanmış 2 yıl 3 ay hapis yatmıştır.

Yine sanatçı Ahmet Kaya ise '' Kürtçe şarkı yaptım klip çekeceğim '' dediği için linç edilip sürgüne yollanmış ve sürgünde kahrından ağlaya ağlaya ölmüştür...

Onu sürgüne yollayan da, mahkemelerde gıyabında yargılayıp vatanına sokmayıp vatancüda bir halde ölümüne sebep olanlarda, şimdi içimizde ki bazı eziklerin yaranmaya çalıştıkları Kemalist vesayet ve yandaşlarıdır!

Merve Kavakçı’nın, sadece başörtülü olduğu için TBMM genel kurulundan yemin ettirilmeden, tabiri caiz ise '' tekme tokat kovalandığını'' ise hatırlatmamıza hiç gerek yok zannederim.

Ya da üniversite kapılarının önlerinde bekleyen başörtülü kız öğrencilerinin çektiği çileleri!

Yine, Türk Ceza Kanununun 141-142 ve 163.maddelerinin 8. Cumhurbaşkanımız Merhum Turgut Özal tarafından kaldırılması sağlanana kadar, ceza alan fikir adamı ve münevverlerimizi ne çabuk unuttuk?

Bu ceza kanunlarının tamamı, hakareti değil fikir ifadesini yasaklıyordu.

O yüzden aykırı idi demokrasi ve insan haklarına.

Peki, bitti mi ülke insanımızın fikir hürriyetine olan hasreti.

Maalesef bitmedi.

Bakın daha yeni geçtiğimiz sene değerli tarihçi Mustafa Armağan, sadece tarihi bir vesikayı; Latife Hanımın mektuplarını hem de daha önce defalarca yayınlandığı halde, Derin Tarih dergisinde yayınladığı, TV programında yer verdiği için, 1 yıl 3 ay hapis cezası almıştır...

Sebebi ise yine insan haklarına aykırı, 5816 Sayılı Kanundur.

Bu ceza maddesi demokrasimizin bilim adamları ve araştırmacıların tepesinde adeta bir Demokles’in Kılıcı gibidir.

Bunun kaldırılmasını istemek her aydının vazifesi olmalıdır aslında.

5816 Sayılı Kanun Kaldırılsın demek hakaret etme özgürlüğünü istemek demek değildir.

İfade hürriyetine sahip çıkmak demektir.

Türkiye Cumhuriyetinin diğer Cumhurbaşkanlarına olduğu gibi kurucusu olan 1.Cumhurbaşkanına da hakaret kabul edilemez.

Bu yasa sadece hakareti değil tarihi vesikaların gün yüzüne çıkmasına da mani oluyor.

Hakaret yasağı devam etsin ama bilimsel araştırmaların açığa çıkmasına izin verilsin.

Bir Latife UŞAKLIGİL hanımefendinin mektubu ya da İstiklal Harbi ile alakalı bir eleştiri hakaret kabul edilmemelidir.

5816 Sayılı Kanun Kaldırılsın diye tag açanlarında, fikir beyan edenlerinde tek amacı budur.

Bunun altında başka bir şey aramak ve yasakçı zihniyete karşı olanları provokatörlükle suçlamak, en hafif tabir ile cehalet eseridir.

Cehalet değilse, faşizm kalıntısı yasağa destektir...

Fikir ve ifade hürriyeti herkese lazım.

Adalet herkese lazım.

Bugün bana yarın sana.

Terörü şiddeti övmedikçe, hakaret ve küfür etmedikçe, her türlü ifade hürriyeti serbest olmalıdır.

Bu yüzden diyoruz ki  5816 Sayılı Kanun Kaldırılsın!..

Kaynak: Mustafa Albayrak/Müzakerat.Com

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.