21 Eylül 2020
  • İstanbul20°C
  • Ankara15°C
  • Konya17°C
  • İzmir21°C

MUSTAFA ALBAYRAK: FAY KIRIKLARI ÜZERİNDE TEPİNENLER...

Bu iddialar karşısında sessiz mi kalınmalıdır? Hayır, öyle bir şey söylemiyorum...

Mustafa Albayrak: Fay kırıkları üzerinde tepinenler...

15 Ocak 2020 Çarşamba 20:18

Türkiye’de “Kemalizm” tartışmalarının kime faydası veya zararı var? Bir defa her hususta olduğu gibi bunda da kendimiz karar vermeliyiz ne yazacağımıza ve tartışacağımıza? Tıpkı İran mevzuunda olduğu gibi... Yani İran kötüyse de iyiyse de bunu biz kendi irademizle söylemeliyiz. Tıpkı “Doğu Türkistan” meselesinde olduğu gibi.

 Çin'in, Uygur Türkleri soydaş ve dindaşlarımıza zulüm yaptığını mı söyleyeceksiniz? Eyvallah! Ama bunu ABD'nin veya etki ajanslarının yalan, manipülasyon ve ajitasyonları ile değil, bizzat kendi gözlem ve tespitlerinizle yapmalısınız. Türkiye’miz demokrasi ve ifade özgürlüğünün serbest olduğu hür bir ülke. Her husus gibi tabi ki “Kemalizm” de tartışılabilir. Ancak bunun belirli bir edep, usul ve erkan içerisinde, tarih ilminin ışığında ve uzmanlarınca yapılması lüzum etmektedir. Dövüşmeden sövüşmeden. Konunun uzmanlarının öne çıkacağı münazaralar, makaleler, araştırma ve çalışmalar yakın tarihimize hem ışık tutar hem de kavga değil, bilimin anlaşılması çerçevesinde cereyan eder.

Kemalizm’i anlamaya, tartışmaya çalışmak bir kavga konusu olmadan yapılmalı. Peki, böyle mi yapıyoruz? Maalesef Hayır! Nasıl oluyor söyleyelim…

Ülkemiz salt belli bir inancın, siyasi fikrin, mezhebin hatta etnisitenin tamamına egemen olduğu bir toplumdan oluşmuyor. Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar ulus devlet olarak inşa edilmişse de bir imparatorluk bakiyesi olarak mevcudiyetini devam ettirmektedir. Ülkemizin kâhır ekseriyeti aynı inanç, kültür ve mezhepten oluşsa da, toplumda azımsanmayacak kadar farklı kültür ve inanç ile etnisite de vardır. Bunlar hem siyasi fikirlere, hem de sosyal yaşantılara rahatlıkla yansımakta ve fark edilmektedir. İşte bunun çok iyi farkında olan emperyalist ülkeler, Türkiye'yi yıkamayacaklarını bilseler de ekonomik istikrarsızlığa sürüklemek ve zaman zaman kendisine asi davranan siyasi iktidarları yola getirmek için tabiri caiz ise bu “Fay kırıklarını”, inanç, kültür ve mezhep mozaiklerini çatlatmak ve iç kargaşa oluşturmak için devamlı teyakkuz halindedirler. Nedir bu “Fay kırıkları” diye sual olursa? Hepimizin bildiği; Sünni-Alevi, Türk-Kürt, Laik-Dindar, Demokrat-Darbe Yanlısı, Vatansever-Vatan Haini gibi farklılıkların körüklenmesidir! Her hassas dönemde bu yaralar kaşınır, kanatılır ve mozaiği oluşturan renklerin birbirine girmesi istenir. Peşinden de istediklerini yaptırmak için daha kolay hükmedecekleri iktidarları kurdurmak, makas değiştiren treni istedikleri raya tekrar oturtmak için askeri darbeye zemin hazırlarlar! İşte bunlardan biri de Laik -Dindar ya da Kemalist -Muhafazakâr (ya da İslamcı veya mütedeyyin yaşam sürenler) olanların birbirleri ile kavga etmesini istemeleridir! Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu iradesi olarak gösterdikleri Kemalizm ile (Ki bu çok tartışılır) muhafazakâr yaşam sürenlerin kavga etmelerini, mümkünse buna mezhep farklılıklarının da sos olarak dökülmesini çok arzu ederler! Bu, en kolay medya ve sosyal medya üzerinden ürettikleri algılarla olmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de bu geçerlidir. Bilhassa 1960 ve 1980 yılları arasında, benzer fay kırıklarını defalarca yaşayan milletimiz artık bu oyunlara kolay kolay gelmemektedir.

2013 Mayıs ve Haziran’ında gerçekleşen Gezi olaylarından bu yana birçok teşebbüsleri akim kalmıştır emperyalist güçlerin. Son aylarda özellikle bir iki haber kanalında mevzu çok başka halde olduğu halde, özel olarak yetiştirilmiş ve her kaos döneminde vazifelendirilmiş bir iki sözüm ona gazeteci veya yorumcu, karşılarında efendice yorum yapan bir başka gazeteci veya yorumcuyu durduk yerde tahrik edip, saldırarak onları kavga ortamına çekmeye çalışmaktadırlar. Hâlbuki o esnada stüdyoda canlı yayında hiç alakasız bir dış politika konuşulmaktadır. Ama nedense konu bir anda “Kemalistler olmasa bu ülkede ezan okunmazdı” ya da başka bir provakatör akademisyenin “Kemalistler olmasa namusumuz kalmazdı” gibi akıllara ziyan bir iddiası ile değişerek, karşısındaki muhafazakâr sağcı münazaracıyı tahrik edecek şekle dönüşmektedir.

Tiplere bakın hep aynı isimler. İsim vermeme de gerek yok hepimiz anlıyoruz kimler olduğunu. Bunlar çok tehlikeli, toplumu geren ve kısa sürede iç çatışmalara sebep olacak alçakça tahriklerdir... Bundan rahatsız olunacağını çok iyi bilmektedir onların iplerini ellerinde tutanlar! Onların en çok istedikleri ise “Olur mu hiç, asıl Kemalistler Ezanı yasaklamış ve iffeti, hayayı ayaklar altına almışlardır” denmesidir! İşte bunu dediğimiz anda emperyalizmin oyununa geldiniz demektir. Siz bu alçakça iftiraya cevap vermediğiniz zaman sanki inancınızdan, fikir ve ideolojinizden taviz vermiş zannedebilirsiniz kendinizi. Ama cevap verirseniz de artık önü alınmaz ve kazananı olmayan bir didişmeye girmiş olursunuz...

 Peki, ne yapacağız? Bilhassa canlı yayın medya programlarında, bu tip aşağılık provokatörlerin olduğu programlara ya katılmayacaksınız ya da katılsanız da bu alçakların mevzuyu buralara getirmesine asla cevap vermeyeceksiniz! Çünkü o zaten bunun için oraya gelmiş! Bakın geçtiğimiz günlerde benzer bir hadise bu işi profesyonelce yapan bir haber kanalında gerçekleşti. Atatürkçülüğünden zerre miktarı kimsenin şüphesi olmayan bir gazetenin genel yayın yönetmeni, öbür taraftan alçakça provokasyon yapan ve ne Kemalistliği, ne Komünistliği ve nede FETÖ’cülüğü belirsiz, 28 Şubat’ta başörtülü öğrenci kızları gammazlamakla meşhur, New York Brooklyn Köprüsü altında David Kennes ile röportaj yaparak FETÖ’nün alameti farikası Bylock’u aklamaya çalışan bir namussuza uymadığı için, onunla aynı telden konuşmadığı için kendi gazetesinde, tv’sinde çalışan biri sözde protesto etme bahanesi ile işten istifa ediyor. Bunlar hep bir planın parçası. Gerçekten kimsenin şüphe duymayacağı kadar Atatürkçü-Kemalist olan genel yayın yönetmenine sözde ayar veriyor. Hâlbuki çamura bulaşmadığı, oyuna gelmediği için kutlanmalı tebrik edilmeli idi bu kişi.

Peki, bu iddialar karşısında sessiz mi kalınmalıdır? Hayır, öyle bir şey söylemiyorum. Sadece kısır kavga ve cedelleşmelerden kaçınılmalıdır diyorum. Bilimsel makaleler yazılmalı, uzman tarihçiler ve araştırmacılar, belirli bir kalite içerisinde konuşup tartışabilirler tabi ki... Hiç ağzınızı bozmadan, bilimsellikten uzaklaşmadan, tamamen vesikalara dayalı bir tarih tartışması çok faydalı olacaktır. Bunu çok güzel yapan tarihçilerimiz, hocalarımız ve bu sahada ihtisas sahibi insanlarımız mevcuttur. Bu işi ehillerine havale edip bizler güncel konulardan uzaklaşmamalıyız…

Mustafa Albayrak / Müzakerat. com

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.