29 Kasım 2020
  • İstanbul12°C
  • Ankara4°C
  • Konya4°C
  • İzmir13°C

MİRZABEYOĞLU DAVASI VE TÜRKİYE'NİN BERAATİ…

17 yıllık dava süreci sonunda, 19 yıllık (28 Şubat 97) süreçten çıkarılan hisse ve fikirler nelerdir, grafik çizgimiz nasıl seyretmiştir?

Mirzabeyoğlu davası ve Türkiye'nin beraati…

03 Mart 2016 Perşembe 15:33

Mirzabeyoğlu davası ve Türkiye'nin beraati…

Cumali Dalkılıç

17 yıl süren hapis ve işkence hayatına -Telegram işkencecileri tam etkisizleştirilememiştir- sebep olan 28 Şubat darbesiyle hesaplaşma hissini şahsında toplayan sembol bir davaydı Mirzabeyoğlu davası ve son duruşması dün görüldü.

Mirzabeyoğlu davası "beraat" ile sonuçlandı.

Dava siyasi olduğu için siyasi bir değerlendirme yapmak durumundayız.

Efendim sorum şu;

17 yıllık dava süreci sonunda, 19 yıllık (28 Şubat 97) süreçten çıkarılan hisse ve fikirler nelerdir, grafik çizgimiz nasıl seyretmiştir?

İzninizle bu süreci özellikle sol kesimlerin "devirmeci edebiyat ve slogan"a kapattıkları -ki mevcut anayasanın rengi o dönemden kalma- 35 yıllık 12 Eylül süreci ile karşılaştırmak istiyorum.

12 Eylül'ü takip eden yıllarda beliren siyasi hareketlerin ivme kaybı herkesin kabulü…

İşkencelerin, faili meçhullerin, suikastlerin, hapislerin kitlelerde yoğun ve derin tesirlerinin kalkmaya başladığı yıllardan sonra geliştirilmesi gereken siyasi tepkinin dil ve şahsiyet planında beliremeyişine dikkat çekmeye çalışıyorum.

O yıllardan sonra sol kesimlerde hakim dil ve görüş nasıl bir çizgi takip etmiştir?

Takip eden yıllarda üretmekten çok ŞİKAYET arzeden ve bu şikayet(çözümsüzlük) dili ve propagandası, siyasette örgütlenmeye başlayan solda, CHP içinden çıkma sol başta olmak üzere tüm partilerde, Kürtçülüğü bayraklaştıran PKK dahil aynı muhakeme ve reflekse bulaşmış ve mide bulandırıcı "mağdurluk psikolojisi/edebiyatı"na dönüşen bir tablo ortaya çıkmıştır.

Yeri gelmişken sormalıyım; müslüman Anadolu halkı, siyasette örgütlenmeye başlarken FETÖ asıllı Laikçi/Kemalist operasyonlarla karşılaştığı 28 Şubat süreci boyunca ve takip eden yıllarda benzer bir hastalığa yakalanmış mıdır?

19 yıl bu hastalığa yakalanmak için yeterli bir süre, fakat İslamcıların siyasi temsil planında soldaki gibi kökten şahsiyetsizlik illetine bünyeyi TAMAMEN kaptırdıkları söylenemez.

Çözüm süreci dahil, geçmiş yıllar boyunca bir türlü dillerinden düşürmedikleri "kimlik davası"nda ciddi mesafe katettikleri halde dünyayı üzerine oturdukları geniş kitle üzerinden ayağa kaldıracağını sanan PKK-KCK-HDP örgütleri…

Güç iddiasındayken, sürecin şartlarını idrakten uzak olunca aynı kimliği nasıl da soytarılaştırdıklarını uzun zamandır izliyoruz.

İki elinde silah olduğu halde, diline doladığı kaypak dille somutlaştıramadığı kişilikleri ortada…

Güvensiz biçimde, kendilerini ifade ettiklerini sandıkları ve aslında problemin kafadan kaynağı halinde direndikleri bugün, ülke ve bölge çapında herhangi bir meseleyi çözmek üzere irade belirtici hiçbir özeleştirileri yok…

İşte tüm unsurlarıyla müslüman Anadolu halkı olarak bizim de aynı bunalımla yüzleşmememiz ve 28 Şubat'ı tüm izleriyle hayatımızdan çıkarmamız için bu karanlık dönemle dibine kadar hesaplaşmalıyız.

Mirzabeyoğlu davası, işte bu derinlemesine hesaplaşmada İslamcıların 19 yılda unuttuklarını hatırlatıcı, Mirzabeyoğlu'nun haysiyet ve şahsiyeti temsilde yüklenici ve dönüştürücü DAVA şahsiyetini örnekleştirici anlam ve önemi, bu tarihi davadaki beraatle birlikte açıklığa kavuşmuş bulunuyor.

"Hepinizin onuru için çektim!" diyen bir şahsiyet Mirzabeyoğlu!..

Beraat, İslam'ı siyasette temsil noktasında ilk şart olan "şahsiyet olmak" davasını örnekleştiriyordu.

Çarpık ve ahlaksız, katil ve sinsi bir "hukuk"la hesaplaşmayı ancak böyle bir dava üzerinden görebilirdi müslümanlar…

28 Şubat zulmüne direnişin kitlesi günü gelince o dönemin siyasetinde görünen Erdoğan üzerinden zalimle hesaplaşmayı kafasına koyacak, ilk seçimlerden bu yana peşini bırakmayacaktı.

***

12 Eylül işkenceleri ve uzun hapis hayatları, sol kitlelerde zamanla yılgınlığı, küskünlüğü, intiharları ve son tahlilde şahsiyet oluşu imkansızlaştırıcı iklimi normalleştirdi.

Peşinden gelen yıllarda bu zemin, balçık halinde her türlü meselenin tartışılmasında büyük rahatsızlık veren belirleyici özellik…

12 Eylül zihniyetiyle mücadele, tüm boyutlarıyla çamur şahsiyetlerin hakim olduğu, lümpen edebiyatının revaç bulduğu, militanca olanları da dahil tüm siyasi mücadeleleri sembolik şahsiyetler üzerinden propaganda ederken, objektif şartlardan kopuk değerlendirildi.

Zulüme karşı direniş ve başkaldırı(serhildan) edebiyatı gerekli motifti fakat zulüm ve baskının şiddetini kaybettiği anı tespitten uzak bir körlük sözkonusu olduğundan, yaşanan şiddete oranla kaydedilen örgütlenme ve dayanışma, şiddetin dinmeye başladığı kırılma noktasını ıskaladı.

Bu, terliyken soğuk su içmek gibi bir durumdu ve haliyle gelişmesi gereken sıcak-soğuk denge özelliği kaybedildi. Olumsuz cereyan ve tesirlere açık hale gelen bünye, iflah olmaz hastalıklara kapıldı. Böylece tüm düğmeler yanlış iliklendi; geçmiş olsun…

Zulme direniş, zalime karşı kendini dengelemeye başlamıştı fakat siyasi dil kendini yenileyemediğinden(özeleştiri?) zalimini yaşatmaya, zalimine şartlanmışlığıyla devam etti. Hala faşist TC gibi garip sloganlar var.

Sürece hakim yorumu verici siyasi dil aciliyeti yaşayan mazlum kitleler, siyasi gücü yakalamaya, konjonktürü belirlemeye, insanını ve kitlesini yenilemeye, yeni hassasiyetlerle örgütlenmeye hazır şartları değerlendiremeyince eski duygu ve düşünceler, oluşan boşluğu kapatma paniğiyle yetişti ve taklit dili derinleşip DAVRANIŞ KRİTERİ oldu.

O gün bugündür Kürtçülük kıskacından sıyrılamayan, "Türkiye partisi" olmanın ihtiyaç ve sancılarıyla başbaşayken sistem ve işleyişi 12 Eylül'den kalma reflekslerle değerlendiren, 35 yıllık yılışmış, pelteleşmiş hak ve hukuk mücadelesini(devlet hayalini Öcalan teslim etti) zulüme son verici şeref ve onura kavuşturabilecekken ajanlaşan, oportünistleşen, lümpenleşen, kökü bu topraklara zehir salan bir dile teslimiyetle ancak bu kadar "başarılı" olunabilirdi.

Bundan böyle fazla gelişme kaydetmeksizin gelen isimler kim olursa olsun "siyasi hareket", otomatlığı sıhhat işareti sanmakta, tedaviye cevapsız bir çıkmazda debelendiği görülmekte…

***

Müslümanların 28 Şubat'ı değerlendirirken aradıkları "acil servis", siyasi dil kazanma talimini verici, aynı dil sayesinde şahsiyet olmak kriterlerine kavuşma imkanını sağlayıcı % 100 yerli MUHAKEME USULÜ olmalı…

İşte Mirzabeyoğlu, dilini unutmuş insanımızın ve toplumumuzun hafızasını harekete geçirici kodları tamamlamış(fikir örgüsü-sistem anlayışı) bir FİKİR ADAMI olarak tüm derdi, 17 yıllık hücre devresinden sonra ülke çapında beraatimizi/kurtuluşumuzu kazanmamız için beyin hücrelerimizi yenileyici reçetesiyle, ilgilisine hazır hemen köşebaşında… 

kumandan-iki.jpg

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.