25 Ağustos 2019
  • İstanbul31°C
  • Ankara31°C
  • Konya27°C
  • İzmir34°C

"LAN EVLADIM, BİZİM NEYİMİZİ DOLANDIRACAKSIN?"

"Ne zaman bir yalan açığa çıksa bir dönem kapanıyor, yeni bir hayat başlıyor"

"Lan evladım, bizim neyimizi dolandıracaksın?"

06 Mart 2017 Pazartesi 01:36

Son dolandırıcı

Geçtiğimiz yüzyıldı, bir senaryo yazmıştım. Yüzyıl dememe bakmayın 2000'lerin başıydı. Hükümet değişmiş ama sistem yerinde kalmıştı. Ülkeyi hâlâ el altından başkaları yönetiyordu.
Gazeteciliği bırakmış sinemaya dönmüştüm. Rahmetli Ayşe Şasa ile duayen senarist, eşi Bülent Oran'dan övgü almıştım. Lakin, "Sana yazık olmuş, kimse bunu çekmeye cesaret edemez" de denmişti! Senaryonun fikri, eski cumhuriyetle naif bir hesaplaşmaydı. Çaresiz filmi kendim çekmeye karar vermiştim.
Bir oyuncu atölyesi kurdum. Diğer yandan teknik ekiplerle, ünlü genç oyuncularla görüşüyorduk. Ev-ofiste her gün 10-15 kişilik gruplar çalışıyor, bir taraftan da sponsor görüşmeleri yapılıyordu.
Bütün saflığımızla Kültür Bakanlığı Sinema Desteğe başvurmuş, birkaç arkadaş bütün kaslarımızla savaşa geçmiştik.
Ne var ki Kültür Bakanlığı bizi, birtakım şeyleri koruma şeysinden reddetmiş, dımdızlak ortada kalmış, küçük bütçemiz suyunu çekmiş, kredi kartları patlamıştı...
Bir gün yolumuza bir yapım ortağı çıktı. Randevu verdi, şık bir AVM'de buluştuk. Ünlü modacıların birinin kıyafetiyle geldi. Pek havalıydı. Mimardı, villa yapıp satarak servet yapmıştı.
Film öykümüzü okumuş, katılmaya karar vermişti. Her türlü desteği verecekti. Tek bir isteği vardı, hazırlık dahil tüm süreçlerde yanımızda olmak istiyordu. Kabul ettik. Ertesi gün çalışmaya başladık.
Şahıs geldi, masaya oturdu. Biraz filmin felsefesini konuştuk. Daha doğrusu biz konuştuk, o dinledi. Giderken şık deri çantasını açtı, bir kitap cildi gösterdi. Bir Kur'an tefsiriydi. "Aynı kafadayız" dedi. Buna daha bir sevindik.
Sözleşme yapıldı ama bir türlü sermaye ortaya konamıyordu. Çünkü arkadaşın parası bir nedenle İngiltere bankalarındaydı! Transfer için aşılması gereken sorunlar geciktiriyordu. Olurdu, beklerdik...
Diğer bir gün geldi, senaryodaki kızlar 'gay' olsun teklifi yaptı! Kızların birer hakikat arayıcısı olduğunu, yol arkadaşlığını anlattık. "Peki" dedi. Fakat içimize bir şüphe düşmüştü.
Arkadaşın eli hiç cebine gitmiyor, masraflar çığ gibi büyüyordu.
Sonunda adama hadi dedik, çekim için nefes tükendi artık dedik. "Tamam" dedi. "Mübarek cuma elinizde!"
Gittik bankada bekledik, bekledik, bekledik. Banka kapandı.
Hafta sonu aradı. Şöyle olmuştu, böyle olmuştu, falandı filandı.
Artık işin cılkı çıkmıştı. Açtım Google'ı adamın ismini yazdım. Karşıma çıkan şuydu: Mimarlık bürosundaki işinden atılmış biri, şehrin en göbeğindeki hazineye ait bir araziyi, sahte bir Resmi Gazete ilanı basarak, 1. sınıf bir inşaat şirketine satmıştı! Adamları milyonlarca dolar dolandırmıştı.
Fakat eleman öyle pervasızdı ki, lüks bir semtteki evinde, garajında lüks arabalar ve milyonluk saat koleksiyonuyla yakalanmıştı. Bizim yapımcımız sabıkalı bir dolandırıcıydı yani...
Final bence belli olmuştu. Ekibi dağıttım, haciz memurlarını beklemeye başladım.
Sonra telefonu açtım: "Lan evladım bizim neyimizi dolandıracaksın? Zaten batmışız. Gel senin hayatını kitap yapalım, belki oradan bir şey yaparız!" Karşımdaki "Sen kalbini bozmuşsun, ben sözümün eriyim, yarın yanındayım" demez mi!
Ertesi gün bizimki gerçekten geldi. Belinde silaha benzer bir kabarıklık vardı. Karşıma oturdu, çantasından strece sarılmış koca bir para destesi çıkardı. Tey Allah'ım, tokatçıların eski yöntemiydi bu! En üste bir para konur, alta dizilen gazete kağıtlarıyla deste görüntüsü verilirdi.
Ayağa kalkıyormuş gibi elimi aniden uzattım. "Ver" dedim "bi'bakayım!" Panikle fırladı. Daha "Dur!" falan demeden de kaçtı, gitti...
Macera bitmişti. Her bitiş bir hafiflemeydi. Çünkü ideallerinin peşinde ipi şu veya bu şekilde göğüslemek kalbi sakinletiyor, adam olana yeni idrakler hediye ediyordu.
Ofisin penceresinden baktım. Tırışkadan kurnaz, İstiklal Caddesi'nde son model yırtmaçlı gömleğini tuhaf bir kuyruk gibi ardında sallayarak, yıkıla döküle koşar adımdı. Kafasında sanki plastik boynuzlar parlıyordu!
O, kalabalıkta kaybolurken, "Ne zaman bir yalan açığa çıksa bir dönem kapanıyor, yeni bir hayat başlıyor" diye düşündüm.
Gerçekten de Allah, sevdiklerini uyandırmak için işaretlerini yere göğe asıyordu...

Cem Sancar-Sabah

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.