02 Nisan 2020
  • İstanbul8°C
  • Ankara5°C
  • Konya7°C
  • İzmir10°C

GÜLŞAH TAŞKENT YAZDI; 30 MART: BİR CİHANGİRİN DOĞUMU!

15.yy’dan sonraki tüm asırlar boyunca adı İstanbul ile birlikte anılacak olan Mehmed bin Murad Han, 30 Mart 1432’de Edirne’de

Gülşah Taşkent yazdı; 30 Mart: Bir Cihangirin Doğumu!

30 Mart 2018 Cuma 14:16

15.yy’dan sonraki tüm asırlar boyunca adı İstanbul ile birlikte anılacak olan Mehmed bin Murad Han, 30 Mart 1432’de Edirne’de hayata gözlerini açtığında, dünya “Bir Cihan İmparatoru”nun doğuşuna tanıklık ediyordu. Dehası, ilmi, irfanı, imanı, vizyonu, kişilik ve karakteriyle yaşadığı döneme damga vuracak olan Devlet-i Aliye’nin şehzadesi Mehmed’in doğumuyla birlikte Konstantinapolis’e çizilen kader de belli olmuş ve zaman işlemeye başlamıştı. Gün gelecek, o meşhur surların önüne dikilecek ve “Ya şehri alırım ya da şehir beni” diyerek kararlılığından dönmeyecekti.

gulsah-c.jpg

Gülşah Taşkent (Tarihçi, yazar)

30 Mart: Bir Cihangirin Doğuşu

Fatih Sultan Mehmed, için yazılabilecek o kadar çok şey var ki… Bu büyük sultanı kelimelere sığdırmak, onu, bu sütunlar içinde hakkını vererek anlatmak zaten mümkün değil. Hülasa burada naçizane niyetim, doğum günü olması sebebiyle kendisini anmak ve ardından rahmet okunmasına vesile olabilmektir.

Tarihi diziler ne kadar doğru?

Son günlerde televizyonda gösterilen bir dizi ile de zihinlerde tazelenen Fatih Sultan Mehmed’i ne kadar tanıyoruz, hakkında neler biliyoruz? Malum, artık ülkemizde tarihi diziler bir süredir yayımlanıyor. Tarihe olan ilginin artması tabi ki sevindirici bir gelişme, lakin bu diziler gerçek olanı ne oranda seyirciye aktarıyor ve tarihi şahsiyetleri ne kadar doğru anlatıyor?

Şahsen, yeni gösterilen dizi için maalesef olumlu görüş belirtemeyeceğim. Belli bir mantıksal kurgu beklemek, seyirci olarak hakkımız diye düşünüyorum. Öyle ki, başrol oyucusunun yaşı üzerinden yapılan eleştirileri çok haklı buluyorum. Sultan Mehmed, babasının ölümüyle birlikte 19 yaşında tahta çıktı. Dizide ise henüz babasının sağ olduğu ve karşılıklı diyalog içinde olduklarını görmekteyiz ki, o sırada yaşını siz hesap edin.

Sultan Fatih İstanbul’u 45’inde mi fethetti?

Bu durumda neden 45 yaşlarında bir oyuncunun Fatih’i canlandırmak için seçilmiş olduğuna bir anlam veremiyoruz. 19 yaşında henüz sakalları bile seyrek olan genç Mehmed’i sanırım ne fetihle ilgili yapılan resimlerde, ne de film veya dizilerde görmek kısmet olmayacak. Ne de olsa insanın aklı almıyor, o bin yıllık surların gencecik bir delikanlının komuta ettiği ordunun karşısında yerle yeksan olmasına.

Çocukluğundan itibaren devrinin en büyük hocaları tarafından yetiştirilen, Arapça, Yunanca, Latince, Sırpça bilen, Firdevsi’nin Şehname’si, Homeros’un İlyada’sı, Gazali’nin Filozofların Tutarsızlığı’nı, Batlamyus’un  Coğrafya’sını okuyan, Ak Şeyh tarafından mana alemi zenginleştirilen Sultan Mehmed’in dizide bu yönlerinin hakkıyla işlendiğini maalesef göremedim. Biz eline kılıç verip savurtmak, at üstünde dörtnala koşturmak ve yüzünde daima öfke dolu bir ifadeyle oynatmakla kahramanlık yapılabilir zannediyoruz.

Sultan Fatih’e hakaret

Halbuki Fatih’in “Avni” mahlasıyla şiirler yazdığını ve bir divançeye sahip olacak kadar da şair ruhlu olduğunu biliyor muyuz? İstanbul’un kuşatması için yapılan pek çok hazırlığın; örneğin Rumeli Hisarı’nın yapımı, savaş sırasında kullanılan seyyar kaleler, gemilerin karadan yürütülmesi, havan toplarının yapımı gibi mimarlık ve mühendislik bilgisi gerektiren işlerin proje ve planlarının bizzat Fatih tarafından yapılıp denetlendiğini biliyor muyuz? Peki dizide, böylesine zeki bir adamın kendisine en yakın karakter olarak seçilen yarım akıllı biri tarafından korunup kollanmasına ne demeli? Bu açıkçası Fatih’in şahsiyetine yapılmış bir hakarettir.

Alim ve bilginlerle bir arada bulunup onlarla sohbet etmekten hoşlanan ve bu sebeple sık sık meşveret meclisleri düzenleyip, ilmi münazaralar yaptıran Fatih nerede, dizideki kıt akıllı adamla gününü geçiren Fatih nerede?

Babası 2. Murad’la olan münasebetleri dizide oldukça gergin bir şekilde ifade edilen Sultan Mehmed, tahta ilk çıkışından sonra babasına tekrar devrettiğinde 14 yaşındaydı ve o yaşta nasıl bir olgunluk göstermişti ki devletin geleceği için kendi itibarından vazgeçmişti. Babasının ölümüyle tekrar geçtiği tahtı ise bir intikam amacıyla değil, Devlet-i Aliye’nin büyüklüğünü tüm cihana göstermek ve en başta Konstantinapolis’i fethetmek gayesiyle kullandı.

Baba, oğula düşman mı?

Şehzadeliğinden itibaren oğlu Mehmed’in yetişmesi için gereken özeni gösteren 2. Murad’ı sanki oğluna düşmanmış gibi göstermenin kime ne faydası var onu da anlamak mümkün değil. Sırf  “Beni oğlum Alaaddin’in yanına gömün. Yanıma da kimseyi koymayın”şeklindeki meşhur vasiyet üzerinden bu düşmanlığı işliyorlarsa bilsinler ki o vasiyet 1446 yılında kaleme alınmış olup, daha sonraları baba ve oğulun aralarının düzeldiğine ilişkin karineler mevcuttur.

Hülasa, biz karşımızda bize yıllardır çalakalem bir şekilde öğretilen Fatih’i değil, onu “Doğu ve Batı’nın Sultanı” yapan özellikleriyle görmek istiyoruz. Şöyle ki, Topkapı Sarayı’nın giriş kapısındaki kitabede “Karaların Sultanı, denizlerin hakanı, iki alem için Allah’ın gölgesi, doğuda ve batıda Allah’ın yardımı, denizlerin ve karaların kahramanı, Konstantin Kalesi’nin fatihi Sultan Mehmed Han oğlu Sultan Murad Han oğlu Ebu-l feth Sultan Mehmed Han’ın Allahü Teala saltanatını daim eylesin ve mevkini kuzey yıldızlarının fevkinde etsin” yazarak methedilen bu cihangir sultanını henüz 19 yaşında Bizans surlarının önüne diken sebep neydi, öncelikle onu bilmeliyiz. Onun göğsündeki ateşi doğru istikamete yönlendirip sonra da harlayan güç nereden geliyordu onu çözmeliyiz.

Garabet filmlerle Fatih tanınamaz

Bugün “tek adam” üzerinden inşa edilen Kemalist eğitim sistemi, çok acı ki milli bir tarih bilincinden uzak, geçmişini bilmeyen nesiller yetiştirmektedir. Hal böyle olunca da, ders kitaplarında “karadan gemileri yürütmekten” öte anlatıl(a)mayan bir Fatih portresiyle yıllardır zihinler oyalanmaktadır. Kendi kurduğu Sahn-ı Seman medresesinde bir çalışma odasına sahip olabilmek için mevzuata uyarak sınava giren ve bileğinin hakkıyla odasını alacak kadar eğitime önem veren bir Fatih’i bu yüzyılda tanıyamıyor olmak da sanırım bizim en büyük eksikliğimiz olsa gerek. Zira onu yeterince tanımış olsaydık bu tür garabet dizilere prim vermez, kendisine de hakkıyla sahip çıkıyor olurduk.

Bu vesileyle Osmanlının en entelektüel padişahının da doğum gününü kutlamış olalım ve önümüzdeki Mayıs ayının da Hristiyanlar için “Dünyanın sonu” dedikleri, bizim için ise“Kutlu Fetih” olan İstanbul’un fethinin de yıl dönümü olduğunu hatırlatırken, Petrus  Gyllius’a ait şu sözle noktayı koyalım:

“Diğer bütün kentler ölümlüdür ama İstanbul sanırım insanlar var oldukça yaşayacaktır.”

Gülşah Taşkent-Milat Gazetesi

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.