26 Nisan 2019
  • İstanbul13°C
  • Ankara9°C
  • Konya10°C
  • İzmir17°C

GÖKLER AĞLIYOR, YERYÜZÜ SESSİZ!

Necdet Kocataş

31 Aralık 2018 Pazartesi 02:11

Tam iki yüz yıldır, siz dediler gerici, yobaz, aklı kullanmasını bilmeyenler, çağ dışı mahluklar, çekilin geri alın dininizi ve size ait olan her şeyi gözükmeyin bize… Siz gidin vicdanlarınızda mahzenlerde dininizi yaşayın ahiretinizi kovalayın!.. Dünyadan siz anlamazsınız!.. Dünya “akıl” ister, akla dayalı bilim ister, fen ister, matematik, fizik, kimya ister, astronomi ister, biyoloji ister, mantık ve felsefe ister, yani düşünce ister, düşünebilmeyi ister… Sizin bunlarla işiniz olmaz!.. Düşünceyi siz öldürdünüz, sizden bir halt olmaz dediler!.. İtiraza cüret edenlerimizi bir daha konuşmamak üzere susturdular. Ama, fakat kelimeleri daha ağzımızdan çıkmadan, ağızlarımızın payını(!) verdiler. Sizi gidi yobazlar siz ne anlarsınız sanattan, edebiyattan siz ne anlarsınız duygudan, histen; romandan, şiirden dediler, dediler, dediler… Onca zaman derdimizi bağrımıza gömdük, yandık, bekledik… (Tabii biz de masum değildik. “Nur”u ceketimizin astarı içinde kaybetmiştik, zihin aynamız, kalp aynamız kirlenmiş, paslanmış, “Nur”u göremez, gösteremez olmuştuk. Ama onların derdi bizdeki kusurları görmek değildi. Onların meselesi “Nur”un kendisi ile idi.)

Bekledik, bekledik, bekledik… Tam iki yüz yıldır… Bunları ve iddialarını göstermelerini, isbat etmelerini bekledik!.. Aslında beklediğimiz bir mucize idi ve mucize gerçekleşti. Allah Resulü’nün “âlemleri manto gibi bürüyen” eteklerinden kopulduğunda ne olacağını kati bir şekilde gösteren mucize… Evet, tersinden mucize gerçekleşti… İnananına, anlayanına… Toplumumuzla birlikte tüm yapıların içerisinde bulunduğu günümüzdeki bu vahim tablonun inanmayanlara da çok şey söylediği, söylemesi gerektiği hakikati ortada değil mi?.. Tam iki yüz yıldır bütün kötülüklerin bütün olamayışların sebebi “biz” gösterilirken tam iki yüz yıldır ipleri ellerinde tutanlar toplum ve toplumsal kuruluşlar dahil olmak üzere “insan ve toplum meselelerini” çözememiş olmalarına hangi mazeretlere yapışarak cevap verebilirler?.. İnsan merak ediyor doğrusu… Bütün imkânlar, bütün güç aygıtları, bütün kurum ve kuruluşlar sizlerin emrindeydi, ne oldu da şu dünyada niçin yer işgal ettiğinize dair hiçbir alanda kendinizi gösteremediniz?.. Hani bilim, akıl ve felsefe sizin ışığınız olacaktı? Hani her ağzınızı açtığınızda akıl, bilim, felsefe ve hür düşünceden dem vuruyordunuz? Hani bunları kullandığınıza dair bir delil, bir ipucu?.. Ne oldu, hani neredesiniz?.. Tam iki yüz yıldır arkasına sığındığınız o kavramların da hakikatine eremeden küfrettiniz bize… Ne oldu?.. Hani ne yaptınız? Kullandığınızı iddia ettiğiniz akılla yaptıklarınız neler ve nerelerde?.. Gösterin ki görelim!.. Tam iki yüz yıldır yaptıklarınız ortada. İşte kurduğunuz şehirler; Medine-medeniyetten uzak “mega köyler”… Kasabalar ve köyleriniz de ortada… İşte yetiştirdiğiniz mühendislerin, mimarların çizdiği plan ve projelerle yapılmış, bedii zevkten zerre nasipsiz, birbirlerinin kopyası çirkin binalarınız ve onlardan oluşmuş mahalle, semt, şehirleriniz… Bilimin, aklın, çağdaşlığın kalesi olarak kurduğunuz, öğrencileri ve akademisyenleriyle ilimden, bilimden, akıldan uzak kör taklit ve kopyacılığın barınağı üniversiteleriniz… Sararmış sendikalarınız, aldığı aidatlarla sahil keyfi süren meslek odaları yöneticileriniz, rüşvetin kol gezdiği kurumlarınız, cinnet hali yaşayan “ürettiğiniz”, “imal ettiğiniz”, “yarattığınız(!)” kadınlarınız ve erkekleriniz… Tamamı ile çürümüş toplumunuz ve teşekkülleriniz ortada… Bunlar mıydı bin yıllık tarihi birikimi reddederek elde etmek istedikleriniz?..

Tam iki yüz yıldır ilim, bilim, akılın hakikatinden uzak, bu kavramları ağızlarına sakız ederek ilim bilim akıl savunuculuğu yaptıklarını sandılar, böylelikle o kavramların adamı olduklarını sandılar… Bu bize zıt hâkim sınıfın görüntüsü… Bir de bizden gözüküp itikadımıza, inançlarımıza musallat olan, geri kalmışlığın sebebinin “İslam” olduğunu alenen söyleyemeyip de yıllardır imâ ederek idare eden ezik, ezikliği nispetinde şahsiyetsiz, kendisini ilahiyatçı ve din âlimi kisvesinde saklayan münafıklar zümresi var… Bütün kusurların sebebi “İslam” ve onun on beş asırlık uygulama şekli, anlayışı olduğu kabulleriyle (bunu gayet ince kamufle ederler, güya İslam’a hizmettir maksat…) İslam’ı dışarıdan “akıl” ile payandalama işine girişiyorlar. Önce tasavvufa, sonra mezheplere, ardından hadis-i şeriflere, derken şimdi de Allah’ın kelam-ı kadimi Kur’an’a musallat oldular. Müslümanların nabzını ölçe ölçe (yedire yedire) sessizliklerinden istifade ederek bugünlere geldiler. Şimdi lafzı ve manasıyla harfi ve hecesiyle, kelime ve cümlesiyle her şeyiyle Allah tarafından peygamberine vahyedilen, aklın-bilimin-ilimin-fennin önünde tuz buz olduğu- kitabı tahrife yöneldiler. Özgür düşünce, özgür akıl, özgür ilim yapma adına ve yaftasıyla… Müslüman gözüküp de İslam’a ve Müslüman düşünce geleneğine bu kadar uzak “prof” titrine sahip bu kişileri görünce şaşırıp kalıyoruz… Bir insan beğenmediği aklına aykırı gördüğü ve hatta inanmadığı dinle (inanır gözüküp) niye bir ömür geçirir? İnanmıyorsan çek git!.. İşin hakikati şu ki bütün bunlar birtakım kişilerin bireysel faaliyetleri değil tamamen “üst akıl”ın yıllardan beri yürüttüğü bir organize, hedefi belli operasyonel saldırıların görünen kısmı… Evet, başta ülkemizde olmak üzere tüm İslam coğrafyasında Kur’an’dan Peygamber’den, hâsılı dinimiz İslam’dan bizleri koparmak, “Sünnet ve cemaat ehli” itikadı yolundaki inançlarımızı bozmak için “üst akıl”ın aramızda bulunan “akıl fukaralarını” kullanarak yaptıkları, yıkıcı, bölücü bozucu faaliyetlerdir… Müslüman olduğunu söyleyen birtakım yazarçizerlerin de Allah’a Resulü’ne, kitabına, dinine saldırılırken FETÖ’cü ağzıyla “hoşgörü” maskesi takınıp, bizleri sükûnete davet edip bu saldırıları, tahribatı ve tahrifatı düşünce ve fikir özgürlüğü sadedinde ele almaları, ya ahmaklıklarından ya da bu alçaklığı kabullerinden yani işbirliğinden kaynaklanıyordur.

Mevzu ve meselelerin, kelime ve kavramların İslâmcasını bilmeden 3. Sınıf felsefeci-filozof edasıyla Allah’ın kelamına bakmak, felsefenin doğru kabul ettikleriyle “vahyi” hesaba çekme cüreti, elbette ve tabii ki –yine İslâm’a göre- küfürdür. Mevlana’nın pergel metaforunda tasvir ettiği gibi, bir ayağı “Mutlak hakikat”lere bağlı, diğer ayağı bütün bir fikir ve düşünce iklimlerinde gezen, bulduğu hakikatleri kendi yitiği- öz malı bilen bir “selim akıl” nerede; kendini putlaştırmış, kendine tapan, kendi başıboş bulduklarıyla “Mutlak hakikat”leri sorgulayan küfür aklı nerede?.. Şu hikmetin hakikatine vakıf olmanın elzem olduğu görülüyor; “Doğru düşünce olmadan doğru düşünce faaliyeti olmaz.” Bu ilk doğru düşünce İmam-ı Rabbani Hazretlerinin pek çok mektubunda ısrarla buyurduğu gibi, sahih bir itikat sahibi olmaktır. Onu da Ehl-i Sünnet, başta İmam-ı Âzam olmak üzere fıkıh ve kelâmcıların görüşlerine göre “iman”dır. Böyle olmadığı zaman amel-faaliyet gayesine ermemiş demektir. Onun için hepimize düşen öncelikle ve mutlaka “sahih bir iman”a sahip olmaktır. İslam’a ve İslami hakikatlere, gerçekte inanmayan ama inanır gibi gözüken münafıklarla el ele kol kola yürüyen zavallılara şunu demek lazım: Dün de FETÖ’cü terörist elebaşını ve şakirtlerini böyle büyütüp, semirtip milletin ve devletin başına bela ettiniz. Hala FETÖ’cü ağzıyla “hoşgörü” lakırdıları çıkarıyorsunuz… Bu ne çirkinlik, bu ne terbiyesizlik?.. Artık sapıklara ve sapkınlıklara yatak-beşik olmaktan vazgeçin!..

Bütün fikrin kazandırdığı bir şuur seviyesinden olaylara, şahıslara, oluşumlara iş ve eserlere bakamayan, bakmasını bilemeyen, yazarçizerlere tavsiyem ciddiyetsizliği bırakın, “İslam’a Muhatap Anlayış”ın gözüyle bakmasını öğrenin… Yoksa tek tek hepinizin bu zillet çukuruna (İslam’a ve emirlerine zıt düşme, sahih itikattan uzaklaşma) düştüğünüzü görmek durumunda kalacağız… Allah esirgesin!..

Son Söz: Allah’ın Resul’ü vasıtasıyla emanet ettiği dininin koruyucu, tahkim edici, tamimleştirici, olmazsa olmazı çevre surları “Sünnet ve Cemaat” ehli yoludur. “Sünnet ve cemaat” ehli yolunun emir subaylığı mevki ve makamı, Büyük Doğu İBDA’dır! Ve onun “emir erleri” konumunda olan bizlerin vazifesi de emir subaylığı makamının emirlerine itaat edip içimizde ve dışımızdaki hainlerle kesintisiz mücadele etmektir. Göklerin gözyaşlarının ilahi gazaba dönüşmesinden önce yeryüzünün sessizliği bozup mesuliyetini ve memuriyetini idrak ederek davranması dileğiyle… Selam ile…

31.12.2018

Necdet KOCATAŞ

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Son Yazıları Tümü
20 Şubat 2019 Çarşamba 05:20

Ne ABD mandası Ne Çin Tasması...

05 Ocak 2019 Cumartesi 23:46

Gündüz gözüyle linç!

01 Ocak 2019 Salı 01:09

Böyle şirretlik görülmemiştir!

26 Aralık 2018 Çarşamba 19:57

Hayâl et!..

23 Aralık 2018 Pazar 22:16

Saray soytarısı...

22 Aralık 2018 Cumartesi 19:36

"Klik imparatorluğu"(!) komedisi...