13 Kasım 2019
  • İstanbul23°C
  • Ankara18°C
  • Konya18°C
  • İzmir24°C

FİKİR HAYSİYETİNİN MÜSTESNA GENCİ!

Şükrü Sak

31 Mayıs 2019 Cuma 04:57

Bugün Üstad'ın vefatının 36. yılı. O'nun "Fikir haysiyetinin müstesna genci" olarak selâmladığı Mirzabeyoğlu da 16 Mayıs'da ebedî âleme göçtü. Bugün Üstad'a dair bir kaç kelâm edecektik, Kumandan araya girdi. O'ndan bahsetmek O'ndan bahsetmektir. O, O'dur

18836.jpg

 

Fikir haysiyetinin müstesnâ genci…

 

Şükrü Sak

(Bugün Üstad Necip Fazıl'ın vefatının 36. yılı. O'nun vefatını duyduğumda, İmam Hatip'de son sınıftaydım. Felsefe hocamız bana, "başın sağolsun" diyerek, sınıfta vermişti haberi... O günden bugüne 36 yıl geçmiş...

O'nun "Fikir haysiyetinin müstesna genci" olarak selâmladığı Mirzabeyoğlu da 16 Mayıs'da ebedî âleme göçtü. Bugün Üstad'a dair bir kaç kelâm edecektik, Kumandan araya girdi. Biz de "O'ndan bahsetmek, neticede O'ndan da bahsetmektir" diyerek, "bir ayniyetin iki kanadı" olan fikir ve aksiyon kahramanlarının bizdeki "tedailerini" yazdık...)

-I-

Onu ilk önce böyle selâmladı Üstad;

“Fikir çilesi haysiyetinin müstesna genci Salih Mirzabeyoğlu'na...

28 Şubat 1982 / Necip Fazıl”

Sonra peş peşe geldi o “kimliği” selâmlaması;

Dünya bir fikir kahramanı bekliyor… Hadi bakalım inşallah” dedi… “Gerçi bizde de bir fikir adamının yaşamaması için bütün şartlar mevcut…”

Dedi…

Sonraki süreç, bunun böyle olduğunu “isbatladı…” O’nu yaşatmamak için herşeyi denediler…

Devamı da geldi;

Müjdelerin müjdesi…” dedi…

Ve… Ve… Ve…

O ve Ben’in, Veliler Ordusu 333’ün, Başbuğ Veliler 33’ün, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu’nun, Çöle İnen Nur’un, Esselâm’ın, Rabıta-i Şerife’nin, Tasavvuf Bahçeleri’nin müellifi, dedi ki:

Has Oda sırrına çok yaklaşmışsın… ("Belki de...-"Belkisiz" olduğu isbatlandı) Kaydedilmişlerdensin…”

İşte “fikir haysiyeti”nin geldiği nokta, daha 33 yaşında iken buydu!

Peki, bu dilden kim anlar?

Bu “mânâlardan” bir gram nasibi olan, nasibine bir damla hisse düşen, hiç kimse, “fikir haysiyeti” kavramına da yabancı kalamaz! "Yabancıysa" geçip aynanın karşısına suratına baksın!

Fikir haysiyeti”; fikrin iddialarının isbatçısı olmayı, buna uygun davranmayı, fikrin ölçülerini “baş tâcı” bilmeyi, dünü ile bugününü muhasebe etmeyi, aynı hedef ve gayeye doğru milim sapmadan yürümeyi, dik durmayı, “bağlılıkta kendini ortaya koymayı” gerektirir!

Şimdi O’na yönelen ilginin seviyesi(!) bir pop stara yönelen ilginin seviyesinden farksız hâle düştü maalesef, üstelik “etrafındaki” –nasıl söyleyelim?- “fikir haysiyeti” kavramına yabancı hiçbir ölüçüye uymayan "tuhaf mahluklar" tarafından!

 

-II-

Mevlüt Koç:

"Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu, 'Hak'tan anlık bir parıltı halinde yayılan zarafet ve asaletleriyle, bineğimiz olan bu dünyayı güzelleştiren iki güzel insandı.

Kurtarıcı fikirleriyle bizi bütünleyen ve selamete erdiren birer kurtarıcıhayat ve sanatlarıyla bizleri hakka ulaştıran bir köprüydüler.

 

Onların ektiği tohumların meyvelerini topluyoruz
 

"Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu, artık yüce ruhlar doğuramaz olmuş bir millete Hakk'ın bir armağanıydı.

Köklerinden koparılmış bir topluma yeni bir ruh, yeni bir kimlik vermek, yeni bir hafıza inşa edebilmek için bilinenin üstünde ve ötesinde büyük acılar yaşadılar.

Ülke olarak bugün onların mazinin toprakları üzerine ektiği tohumun meyvelerini topluyoruz. Başımızda İslam'la barışık bir iktidar varsa bunda en büyük pay bu insanlarındır. Yüz yıldır hep çevrede tutulmuş görgüsüz bir kitle gözüyle bakılmış bir halk, 15 Temmuz'da kendi iktidarını sokakta kurduysa bunda en büyük pay yine bu insanlarındır."

"Nasıl ki Necip Fazıl'ın hayatında aradığı, 'neredesin' diye hasretle beklediği bir 'genç adam' varsa, Salih Mirzabeyoğlu'nun hayatında da 'işte aradığım insan' dediği büyük bir sanatkar vardır."

 

-III-

“Fikir haysiyetinin müstesna genci…”

Müstesnâ…

Kalabalıklar içinde “tek…”

Çoklar içinde “bir…”

Benzerleri içinde “benzemez…”

İstisnâ…

Başkalarıyla “karıştırılmaması gereken…”

KİM”liğinde kurtarıcı fikrin “sûreti”ni barındıran, kurtarıcı fikri inşâ eden mimar; gizli, açık… 

“Fikir haysiyetini” başa alan, en öne alan, önceleyen…

 

-IV-

Peki; “haysiyetsiz!” olan kimdir;

“Hakkı” üstün tutmayan, hakkı gözetmeyendir!

“Adaleti” iplemeyen, keyfiliği “adalet”(!) zannedendir!

Fikrin “hakkını” gözetmeyendir…

“Hakikatin hatırını” her şeyden üstün tutmayandır!

Fikre nisbet kurmadığı halde, “kurmuş gibi” perende atandır, fikre uygun tavır alamayandır! Şartların objektif tahlilini yapıp, fikri uygulayamayandır!

Hakk’ın hatırını, hakikatin hatırını gözetmeyendir! Dünü ile bugünü arasında –fikre nisbetle- bir muhasebe yapamayandır! Fikri “fikir fahişelerine” peşkeş çekendir!

Bir yandan “fikir haysiyetinin müstesna gencine” bağlılık iddia ederken, meydanı haysiyetsizlere bırakandır! Onlara çanak tutandır, kucak açandır!

Fikrin ne fahişesi oldum ne zamparası” diyen Üstad’a “inat”(!) edercesine, fikrin en adisinden fahişesi, en iğrencinden “zamparaları”na çanak tutmaktır!

Fikir-dünya görüşü; “Allah ve İslâm davasının, İslâm’ın hâkimiyeti davasının sistem bütünlüğünde SÛRET bulmuş halidir!

Bunu bile anlamadan, sahnede “striptiz” yapmayı “İslâmi faaliyet”(!) diye göstermeye çalışandır!

Fikri yaşamak, yaşamayı fikir bilmek” diyen bir tecrit derinliğine gark olmuş bir fikir adamına, hak, hukuk, ölçü, adalet gözetmeden, “fikirde hiç, aksiyonda piç” bir yanaşma tavrı sergilemektir!

Muhasbe şiirinde,

“Fikrin ne fahişesi oldum ne zamparası” diyen Üstad, bu ifade ile, Mirzabeyoğlu’nu kendi kimliğine, kendi kimliğini Mirzabeyoğlu kimliğine bağlamıştır! Şimdi bunların etrafında abuş suratlarını sergileme derdine düşmüş, hem “fahişesi, hem zamparası” tipleri de ayırt edebiliyoruz!

Daha bunu bile “ayırt” etmekten âciz adamların, “Üstad ve Kumandan severliği”(!) dünün en temel meselesiydi, bugünün de en temel meselesi maalesef!

Hem de daha "rezil" bir şekilde, daha "rezil" kurgularla!

"Fikre yabancı" ama sahneye fırlamaya gelince; hooop don gömlek!

Kumandan’ın ve Üstad’ın bu hususlardaki tavrını biliyorsunuz, onlarca kez yazmış, anlatmış, şerh düşmüşlerdir; Onların; “Kuru sıkı pohpohçu” tavırlara öfkeleri ve o tür iğernçlikleri nasıl tepeledikleri, bilenlerin bildiği bir husustur! Onlar "fikre muhataplığı" (nisbet kurmayı) en basitinden; “duyarak, düşünerek, yaşayarak” diye ifade ettiler, bağlılık hakikatini aziz tuttular, bunu işaret ettiler!

-V-

Asıl” ve “sahte…

Bir şeyin “aslını” bilmeyen, sahtesini de tanıyamaz!

Asıl ile sahteyi ayırt edecek, feraset, basiret, idrâk ve irfandan mahrum olanlar, tabii olarak “fikir haysiyeti” kavramına da yabancıdırlar! Fikrin kendisine zaten yabancı!

Kumandan “sahteleri” tepelerken, “asıl olanı” heykelleştirmiştir!

Şimdi aynı sahteliğin Kumandan’ın etrafına “üşüşüvermesi” dehşet verici, ürkütücü bir tablodur!

-VI-

Üstad, o kadar “Büyük Doğucu” içinde, işte bir tek Mirzabeyoğlu’nu böyle karşıladı!

“Biri bulduktan sonra gerisi amelelik işi” diyerek… Sonra o “Bir-pîr” için “havan dibindeki ana cevher, yığınların ona katılarak cevherleşeceği cevher”e bıraktı herşeyi…

Sonra, biliyorsunuz, Üstad’ın vefatından sonra, Mirzabeyoğlu “sahte BD’cileri” tepeleye tepeleye, hakikati-İBDA hakikatini yeniden tahkim etti! (Bunun nasıl bir çile, emek, gayret, kavga ile gerçekleştiği, bilenlere "malûm..." (Biz de saf saf, "malûm"(!) zannediyorduk, ama değilmiş, olmadığını gördük!)

Sonra?...

Biliyorsunuz işte...

Bir de şu var tabii ki;

Bir insanın "asıl" dururken, aslı perdeleyip,  "sahteye" itibar etmesine, sahteyi ön plana çıkarmasına ne dememiz lâzım?

Ne diyeceğimi biliyorum da, yine ağzım bozulacak!

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Son Yazıları Tümü
28 Ağustos 2019 Çarşamba 02:17

Hakikat öyle aranmaz ey tâlib, böyle aranır!

24 Haziran 2019 Pazartesi 03:27

İstanbul "yalana" teslim oldu!

24 Nisan 2019 Çarşamba 00:29

Sen utanmaz bir manipülatörsün İsmail!

13 Nisan 2019 Cumartesi 01:04

Ve "Brütüs" yeniden sahneye çıkar...

17 Şubat 2019 Pazar 01:46

İşte bu bir skandaldır!

16 Şubat 2019 Cumartesi 00:28

İmân ve akıl meseleleri -II-

16 Şubat 2019 Cumartesi 00:27

İmân ve akıl meseleleri -I-