09 Nisan 2020
  • İstanbul6°C
  • Ankara6°C
  • Konya8°C
  • İzmir8°C

ENES DUYMAZ, "ÜSTAD'I ANMA PROGRAMI"NDA KONUŞTU...

Ülkemizin çok seçkin bir eğitim kurumunda düzenlenen "Üstad'ı Anma Programı"nda konuşan Enes Duymaz, Mirzabeyoğlu ve Üstad arasındaki "Fikir nisbeti"nin ne demek olduğunu anlattı...

Enes Duymaz, "Üstad'ı anma programı"nda konuştu...

06 Temmuz 2016 Çarşamba 01:21

Enes Duymaz;

"Necip Fazıl 'KİM'dir!"

Sevgili gençler,

Hepinizi, Necip Fazıl Üstad’ımızın sancısını çektiği bir davanın neferleri olarak Allah’ın selamıyla selamlıyorum.

 Karşınızda cahil cesaretiyle haddini aşmış bir insan olarak bulunuyorum.Necip Fazıl’ı anlamak ve anlatmak keyfiyetinden ne kadar uzak olduğumun farkındayım.

Fakat birilerinin bu işi yapması gerektiği ortada olduğu için bu cesareti gösterdim.

Kimdir  Necip Fazıl, ne yapmıştır?

Necip Fazıl’ın hayatını kaba çizgileriyle az önce videomuzda izlediniz.Peki Necip Fazıl bu mudur?Onun kim olduğunu belirlememiz bu kaba çizgilerle halledilebilir mi?

Elbette ki hiçbirimiz bu soruya “evet” cevabını veremeyiz. Öyleyse kimdir Necip Fazıl?

-Necip Fazıl, Allah demenin bile yasak olduğu,belli bir ideoloji dışında kalanlara hayat hakkının bile  tanınmadığı bir devirde dergisinin kapağına “Allah’a itaat etmeyene itaat olunmaz” düsturunu yazan adamdır.

-Necip Fazıl, bütün bir devlet ve güç mekanizmalarıyla millete giydirilmeyen çalışılan küfür gömleğini yırtan fikir kılıcıdır.

-Necip Fazıl ,meydanlardan yuhalarla kovulan ve kalplerden de sökülüp atılmaya çalışılan İslam’ı bütün bir görkemiyle meydanlara tekrardan taşıyan adamdır.

-Necip Fazıl, bir ezilmişlik psikolojisiyle meşruiyetini başkalarının belirlediği alanlarda arama ve hep savunmada kalma sümsüklüğünde olanlara,tek meşruiyetin İslam olduğunu gösteren adamdır.

-Necip Fazıl, karşı olduğu Batının argümanlarıyla kendini ifade etmeye çalışanlara, batıyı bütün oluş ve olamayış hikmetleriyle değerlendirip mahkum eden, kendi öz kültür ve medeniyetinin dili ve argümanlarıyla davasını heykelleştiren adam.

-Necip Fazıl, İngiliz mamulü, mezhepsizliklere, hadis ve sünnet inkarcılarına karşı sırat-ı müstakim olan Ehli Sünneti gösteren, Şia ve modernist ifsaatçıların ülkemizi ifsat etmesine set çeken adam.

-Necip Fazıl, vicdanlardaki iman ateşinin küllendirildiği, İslam nurunun söndürülmeye çalışıldığı bir dönemde, mürşidi Abdulhakim  Arvasi Hazretleri’nin gönlünde tutuşturduğu iman volkanıyla,  milletin imanını yeniden alevlendiren şahsiyet.

-Necip Fazıl, Allah ve Resulü’nün vaaz ettikleri ışığında bir devlet ve cemiyet nizamının nasıl olması gerektiğini ortaya koyan mütefekkir.

-Necip Fazıl, Mimar Cevat Ülger’in, Üstad’ın en  büyük şiiri dediği “İdeolocya Örgüsü” adlı eseriyle, milletin kendi öz değerleriyle müesseseleşecek devlet nizamını tezatsız bir sistem halinde ortaya koyan bir fikir çilekeşi.

Necip Fazıl; 20.Yüzyılda ortaya çıkmış sosyalizm, kapitalizm, demokrasi gibi batı kaynaklı fikir akımlarından beyni kamaşan ve İslam’da sosyalizm, İslam’da demokrasi gibi saçmalıklarla İslam’ı bu beşeri fikir sistemlerine yamamaya çalışanların güdüklüğünü ortaya koyarak,  bütün izmlerin kendilerinde sandıkları güzelliklerin hakikatiyle İslam’da olduğunu, bu izmlerin birbirlerinde tespit edip tenkit ettikleri yanlışlıkların İslam’da imha edildiğini gösteren adam.

-Necip Fazıl, Geçmişte birtakım sloganik cümlelerle ayet, hadis gibi mukaddes ölçüleri ruhuna ermeksizin papağanvari tekrar etmekle keskin İslamcılık taslayan, birtakım makamlara, maddi imkanlara kavuşunca sistemsiz ve temelsiz İslamcılıklarından vazgeçen, bulunduğu gayrimeşru durumu mazur göstermek için de “İslamcılık bitti” gibi teraneler söyleyenlere onlarca yıl önceden “İslam, ezeli ve ebedidir, her dem taze ve her dem yenidir” ihtarını eden, İslam’ın değil de ona bakışın, İslam’a muhatap anlayışın yenilenmesi gerektiğini belirtip bu muhatap anlayışın da nasıl olması gerektiğini ortaya koyan şahsiyet.

Necip Fazıl; uydurulmuş tarihi reddedip, bu tarihin tezlerini temelinden sarsarak tarih muhasebemizi yerli yerine oturtan, tarihle ilgili verdiği hükümleri günümüzde keramet çapında gerçekleşen feraset sahibi hakiki bir mümin.

-Necip Fazıl, ta 40’lı yıllarda “Bayrak düştüğü yerden kalkar, İslam dünyasının ayağa kalkması Anadolu’nun ayağa kalkmasıyla mümkündür” tespiti, bugün bütün ümmetin ümitlerini Anadolu’ya bağlamasıyla doğrulanan şahsiyet.

Necip Fazıl; İslam düşmanlarının, onu alaya almak için söylediği “Süper Mürşit” tabirini gerçeğe dönüştüren adam.

Çünkü Bediüzzaman Hazretleri’nin, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin ve bir çok tasavvuf büyüğünün lokal çalışmalarından çok farklı olarak bütün Anadolu’ya , köylüsünden İstanbul’un en sosyetik tiplerine kadar herkese ulaşmayı başaran, İslam’ın gür sesidir.

İşte size şahitliklerle

Üstad’ın süper Mürşit olduğunun ispatları birkaç örnek:

 İstanbul’da öğrencilik yıllarımda hafta sonları Beyazıt Meydanı’nda kitap sergisi açar, Büyük Doğu ve İbda yayınlarının kitaplarını satardık. Bir gün kitap sergisinin başında otururken yanımıza bir ihtiyar geldi. Bir müddet bizi izledi. Bu arada tütün sarmaya çalışan arkadaşımın tütünü sarmadaki beceriksizliğini gören ihtiyar, arkadaşımın elinden tütün tabakasını alıp tütünü sardı. Birini kendi yaktı birini de arkadaşıma verdi. “Gençler siz Üstad’ı ne zamandır tanıyorsunuz? Onu hiç gördünüz mü?” dedi. Biz görmedik deyince İhtiyar başladı anlatmaya: “Ben Üstad’ı yakından da tanıdım, birçok kez gördüm. Konferanslarına gittim. Büyük Doğu dergilerinin tüm sayıları var bende, hala saklıyorum o dergileri.” İhtiyar amcayla sohbet koyulaştı. Karşımızda bir kültür abidesi belirdi. Şiirden, edebiyattan, müzikten, tiyatrodan, fikirden, siyasetten anlayan bir entelektüel ile karşı karşıyaydık. Amcaya sordum: “Hangi okul mezunusunuz, ne iş yapıyorsunuz?” Amca şöyle dedi: “Ben Büyük Doğu mektebinden mezunum oğlum, üç yılda ilkokula gitmişliğim var. Sinop’un Boyabat ilçesinin bir köyünde çiftçiyim.” dedi. İşte Üstad’ın irşadı, bir köylüyü bir entelektüele dönüştürmüştü.

  Bir hatıra da tiyatro yazarı Üstün İnanç Bey’den: ”Siz Üstad’ın tesirini hayal bile edemezsiniz. Büyük Doğu dergileri dağdaki çobandan, İstanbul’un en entelektüel kesimine kadar herkese hitap edebiliyor, herkese kendini okutuyordu. Büyük Doğu dergilerinin çıktığı dönemde vapurlarda mini eteklisinden muhafazakarına, yaşlısından gencine herkes Büyük Doğu dergilerini okurdu. Üstad, gerek dergisiyle gerekse konferanslarıyla Anadolu’nun tamamına bir ruh üflemeyi başardı.”

   Bu konuda daha nice örnekler verilebilir ama konuşmayı uzatmayalım. Son olarak Üstad’ın kim olduğunu, kendi benliğini Necip Fazıl’da eriten, ümmetin selametini yegane dert edinen ve Necip Fazıl’ın nasıl anlaşılması gerektiğini ortaya koyan,28 Şubat sürecinde tek başına direnen, bunun karşılığında 16 yıl hapis yatan Salih MİRZABEYOĞLU’nun ifadesiyle çerçeveleyelim:

      “ Necip Fazıl, beş asırlık tarih dilimimizle birlikte içinde bulunduğumuz çağın nabzını yakalayan ve ideali aramakla toprağa bağlanma arası bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nispetle heykelleştiren adam. Davanın aşkını, vecdini, diyalektiğini, estetiğini dost ve düşman kutuplarına gösteren remz şahsiyet.”

Bir Özge Derviş Necip Fazıl

Şimdi size, materyalist kafayla İslamcılık yapanların, Efendimiz(s.a.v)in mucizelerini bile inkar eden idrak yoksunu kişilerin hoş karşılamayacağı yönleriyle Necip Fazıl’ı yansıtabilmek amacıyla birkaç hatıra anlatacağım.

Muşlu Öğretmenin Rüyası:

Olayı Semerkant TV’de  “Aşıklar” adlı bir programda dinlemiştim. Üstad’ın eserlerini okuyup etkilenen öğretmenin, akşam yatarken aklından bir soru geçer: “Bunca çile çekmiş, hizmet etmiş, emek vermiş, acaba Üstad Necip Fazıl imanlı mı gitti?” Öğretmenin bu sorusuna rüyasında bizzat Üstad’dan aldığı cevabı, kendi ağzından aktaralım: “Üstad’ın cenazesi varmış, ben de cenazeye katılanlardanım. Bir ara ben yüksekçe bir yerdeyken Üstad’ın tabutu insanları elleri üstünde gidiyor. Tabut tam önümden geçerken, Üstad tabutun kapağını açtı, şehadet parmağını kaldırdı  bana bakarak şehadet getirdi ve ‘Çok şükür İmanlı gittik evlat!’ dedi; tabutun kapağını üstüne çekti.”

Mezar Değişikliği Rüyası:

Üstad vefat ettiğinde, Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin muhterem kerimelerinden Seyyide bir Hanımefendi rüyasında, “Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin mezarından çıkıp Üstad’ın mezarına, Üstad’ın da kendi mezarından çıkıp Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin mezarına girdiğini” görür.

Üstad’ın Mürşidi Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin Kabri Şerifini Ziyareti:

Takyeddin Zahid Arvas anlatıyor: “Üstad son zamanlarında Ankara’ya, Emin Garbi Arvas amcamın yanına geldi. “Efendi Hazretleri’nin kabrini ziyaret edelim.” dedi. Hastalığı ilerlemiş ve takati düşmüştü.

Amcamla Üstad’ı adeta omuzlayarak götürdük kabri şerife.

Bağlum’a, kabri şerifin alt tarafındaki okula varınca Üstad’a bir canlılık geldi. Bir çocuk gibi paytak paytak yürüyerek okuldan kabri şerife kadar kendi başına gitti.

Biz de Emin Garbi amcamla onu takip ettik. Üstad, kabri şerifin önüne vardı, diz çöküp, boynunu büküp oturdu. Ben fazla yaklaşmadım, amcamdan geride duruyordum. Öyle bir an oldu ki Üstad’ın vücudu dış çizgileri hariç kayboldu, şeffaf bir hal aldı. Üstad’ın vücudundan Efendi Hazretleri’nin kabir taşındaki yazıyı okuyabiliyordum. 

Bu hal uzunca bir süre devam etti. Sonra yuvarlak fırça darbeleriyle Üstad’ın vücudu görünmez bir el tarafından yeniden çizildi.  Üstad, gözyaşları içinde ve bir tebessümle ayağa kalktı. Emin Garbi amcama dönerek: “Emin Bey Allah razı olsun, vesile oldunuz, çok bereketli bir ziyaret oldu.” dedi. Ben Emin amcama işaret ederek benim gördüğümü görüp görmediğini anlamak istedim. Emin amcam gördüğünü belli etmek için başını sallayıp eliyle sus işareti yaptı. Üstad’ı İstanbul’a yolcu ettik. Bu, Üstad’ın Ankara’ya son gelişiydi.

Üstad’ın Cenazesini Yıkayan İmamın Anlattıkları:

Abdülhakim  Arvasi Hazretleri’nin torunu Prof. Dr. Hihmet Üçışık Bey: ”Üstad vefat etti onun cenazesini sen yıkayacaksın.” dedi ve beni Vakıf Guraba Hastanesine götürdü. Cenazeyi yıkadık, kuruladık, kefene sararken yüzüne şöyle bir baktım… Yanaklarından aşağı, gözlerinden, -diri insan nasıl ağlıyorsa öyle- yaş aktığını gördüm!.. Kırk yıllık imamım ben! Yüzlerce cenaze yıkadım fakat bir ölünün gözünden yaş geldiğine, ne daha önce ne de daha sonra hiç rast gelmedim. İşte o zaman, -zaten duyguluydum- öyle duygulandım ki Üstad'a şöyle seslendim: “Üstad’ım, ahirete giderken bile bu milletin hali pür melaline ağlayarak gidiyorsun…” Sonra bu durum beni çok meraklandırdı.  Üstad'ı yerine tevdi ettikten ne kadar sonraydı bilmem, “Hadis-i Erbain”de rastladığım bir Hadis’te Efendimiz (S.A.V.): “ Gaslinden sonra, gözlerinden yaş gelen kişiyi kutlayın. Çünkü o cennetliktir.” buyuruyordu.

    Üstad’ın hatırası önünde saygıyla eğiliyor,  O’na Rabbü’l- Alemin’den gani gani rahmet diliyorum. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Enes Duymaz

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.