06 Aralık 2020
  • İstanbul10°C
  • Ankara2°C
  • Konya3°C
  • İzmir13°C

CUMALİ DALKILIÇ YAZDI; "ORDUNUN ERDOĞAN'A BAKIŞINDAN RAHATSIZLAR, KİM BUNLAR?"

Bütün orduların komutanı mevkiinde olan birinin "terör örgütü lideri" olarak tutuklanışı, subay kademesindeki kadrolarda "görev ve onur" davasını derinden sarsmış olmalı…

Cumali Dalkılıç yazdı; "Ordunun Erdoğan'a bakışından rahatsızlar, kim bunlar?"

01 Mart 2016 Salı 12:08

Ordunun Erdoğan'a bakışından rahatsızlar, kim bunlar?

Cumali Dalkılıç

Millet/Ordu ruhu'nu sürekli güncellemeli...

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Başbakanlık döneminden bu yana ordunun siyaset kurumuyla arasında rastlanan yüksek cereyanı normal bir frekansa kavuşturma çabasında olduğu gözlerden kaçmıyordu.

Özellikle Özkök döneminden itibaren, ordunun siyaset krumuna karşı tetikte ve yedekte tutulmaya çalışıldığını görüyordu Erdoğan...

Özkök'ün ardından gelen Org. Koşaner dönemi de dahil, ordudaki Laikçi reflekse sahip zümrenin rahatsızlığına rağmen geri adım atmadı ve bu duruş sonrası, hatırlanacak olursa kurmay kadrodan emekliliğini istifa ile karışık isteyen rest çeken komutanlar oldu.

Gül dönemi yaşanan bu gelişme sonrası, FETÖ yapılanmasında ordunun üst kademesini hiyerarşik darbe ile kurmay kadroyu tayin edeceğine dair güç vehmi belirse de, Erdoğan FETÖcü kesimden de rahatsız, milli hassasiyette kurmay kademeden belirlediği isimlerle temasını ilerletti.

Koşaner'den sonra gelen Büyükanıt'ın FETÖ yapılanması tarafından kuşatılmış, etkisiz bir GK Başkanı olduğu hissediliyor, konjonktürün aleyhte görünüşü süreci "idare" etmeyi, "bekle gör" tercihini öne çıkarıyor olmalıydı.

Ve İlker Başbuğ

Başbuğ kadar FETÖ'yü tedirgin eden ve rahatsızlık veren bir general gelmemiş olmalı GK Başkanlığı'na..

O'nun ne yapacağından çok, ne yapabileceğinden duyulan korku FETÖ'yü harekete geçirdi ve ilk büyük darbe bu şekilde ordu içinde meydana geldi diye düşünüyorum.

Bütün orduların komutanı mevkiinde olan birinin "terör örgütü lideri" olarak tutuklanışı, subay kademesindeki kadrolarda "görev ve onur" davasını derinden sarsmış olmalıydı.

O dakika itibariyle ordu içinde kimi komutanların Erdoğan'ı bu işin üstesinden gelmek üzere harekete geçmeye davet ettiğini rica ile karışık yapılan görüşmelerden tahmin etmeliyiz.

Ordunun subay kadrosu kaosa sürükleniyordu.

Başbuğ iki yıl kadar cezaevinde kalmış ve orduda yeni tuzaklar da kurulmamış olamazdı.

Askerliğini yapmış tanıdıklarımdan dinliyordum o zamanlar… Asker hiçbir şekilde subayların-komutanlarının yanında televizyonu açmıyor; haber-tartışma programlarını geçiştiriyordu.

Erdoğan, "kozmik oda" başta olmak üzere, tüm operasyonları tertipleyen hakim-savcı kılıklı, emrini FETÖ lideri Fetullah'tan doğrudan alanların listesini Başbuğ'un elinden almış ve planı tüm çıplaklığıyla görmüştü.

Ancak buna karşı harekete geçildiği esnada anında karşı hamle geliyordu. Artık anlaşılmıştı ki, ordu içinde kripto FETÖ üyeleri ve dinleme ağı mevcuttu.

Nitekim bu gerçeği daha sonra basına konuşan Org. Başbuğ da teslim etmek ihtiyacı hissedecekti.

Başbuğ'dan sonra gelen Necdet Özel bir denge ismi olmalıydı. Gül'e yakın, Erdoğan'a oldukça mesafeli bir mizaç…

Bir gazeteye verdiği röportajda "Çözüm süreci"ni ağır kaçan ifadelerle eleştirmişti ancak, haklı bile olsa bir komutanın politikaya medya(Doğan) üzerinden müdahil olması da ne demekti?

Erdoğan herşeye rağmen savaşçı bir general aradığını hiç gizlemedi.

FETÖ'nün ordu içinde tertiplediği ve ordu içi barışı baltalayan kumpas ve tuzaklara karşı, ordu mukavemetini moral anlamda da birliğe kavuşturacak SİYASİ İRADE uzun zamandır gözleniyordu.

Eski Cumhurbaşkanı Gül, bu iradenin çok uzağında, FETÖ kadrolarını incitmek istemeyen "gül gibi" geçinici bir siyasetçi tipiydi.

Bu işin üstesinden ancak Erdoğan gelirdi; o da gereken siyasi sorumluluğu üstlendi.

O, "en iyi savunma taarruzdur" fikrinde olan biriydi.

Nitekim son GK Başkanı Akar'ın, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığında açıkça farkedilecek uygulama ve politikalara eşgüdümlü, siyasetle tam koordineli şekilde hareket etmeye hazır isimler arasından seçildiği anlaşılıyor.

Tam olarak siyasi iradeyi güçlendirici askeri politika, siyaset mekanizmasına, daha doğrusu Erdoğan'a kapılarını açmış olmalıydı.

Harp okullarına davet edildi Erdoğan; niyetini ve siyasetini açıkça anlattı.

Subaylarımız sonuna kadar dinledi ve samimiyetine inandı.

Harp Akademileri Müzesi, artık her hafta ordumuzun verdiği şehitlerin aziz hatırasına merasimler tertipliyor; Kur'an-ı Kerim'den okumalarla…

Özellikle Çanakkale Ruhu diriltilmek üzere ordu maneviyatı, film ve propaganda eserleriyle her alanda cilalanıyor.

Ordu hafızasını bulandıran laikçi yobaz tesir hakettiği yere çekiliyor.

Büyük kitleler halinde namazlar...

Kışlalarda tekbir nidaları, operasyonlarda Allah'ın adı, ordunun din düşmanı algılandığı zamanlardan kalma tesirleri silip süpürüyor.

Son 30 Ağustos Zafer Bayramı Kur'an-ı Kerim okunmasıyla başlatılmıştı.

Bu inkılap çapında bir adımdı.

Ordumuzun sırtından, yıllardır milletiyle arasına tepeden inme bindirilmiş ağır mı ağır adi manada siyaset kamburu atılıyordu.

Hatırlıyorum da… 2009 yılıydı sanırım.

Trabzon açıklarında tatbikat sırasında demirlemiş Turgut Reis (Akdeniz'in İslam denizi olduğu devrin fedaisi büyük denizci!) gemisinde hararetli bir konuşma yapan Org. İlker Başbuğ, özellikle dönemin yasadışı Zaman-Taraf gazetelerinin yoğun ordu aleyhtarı propagandaları karşısında subay kadroların bunalımını da sırtlamış ve, "bu ordu Peygamber ocağı diye milletimizce anılır, cephede Allah Allah nidalarıyla düşman üzerine atılır; ondan nasıl camiye saldırı düzenlenmesi beklenebilir" diye isyan ediyordu.

Aradan fazla uzun zaman geçmedi; birçok şey değişti.

Bu başarıda en büyük pay, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ındır.

Erdoğan, ordu ile siyaset kurumunu büyük ölçüde barıştırmıştır.

Erdoğan orducu bir görüşe sahip, orducu bir devlet adamı olarak kendini bölgemize de kabul ettirmiştir.

Doğrudan askeri ihale ve modernizasyon projelerine müdahil olacak kadar...

Her ordunun temel kaygısıdır; milletiyle omuz omuza yaşamak!..

Orduyla barışıklık ne demek, bunu aklımıza getirmek bile ayıp...

Biz tarih boyu millet/ordu yaşamış bir devletiz.

Ordumuzu siyasetin emrinde bir gövde halinde korurken, belirleyici dinamiklerimiz ve ana motiflerimiz İslami'dir.

Hilal ve yıldızlı al sancak, 'edebiyat olsun' diye dalgalanmamaktadır.

Ve bu ordu kıyamete kadar Peygamber ocağı olarak kalacaktır.

Not: Bu yazı, T24'te yayımlanan "Generalleri Özlediniz mi?" başlığıyla, Metin Münir adlı bir "rahatsız"ın "son muhalefet partisi TSK" şeklinde tuhaf bir kafa ile kaleme aldığı yazıya cevaben de yazılmış sayılabilir.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.