03 Aralık 2020
  • İstanbul8°C
  • Ankara1°C
  • Konya4°C
  • İzmir5°C

CUMALİ DALKILIÇ MAHKEME İZLENİMLERİNİ YAZDI; HUKUK MACERAMIZA AYNA; MİRZABEYOĞLU!

7 Ocak 2016… Mirzabeyoğlu'nun avukatlarıyla birlikte hazır, hakkında "yeniden yargılama davası"nın görüldüğü duruşma salonunda edindiğim gözlemler, beni yukarıdaki ifadeleri kaydetmeye sevketti.

Cumali Dalkılıç mahkeme izlenimlerini yazdı; Hukuk maceramıza ayna; Mirzabeyoğlu!

08 Ocak 2016 Cuma 12:16

Hukuk maceramıza ayna isim: Mirzabeyoğlu…

Cumali Dalkılıç

"İdam kararını büyük bir sabırsızlıkla bekliyor, idam edecekler ve ben kurtulacağım diye seviniyordum. Düşünün yani o kadar… O zaman kendilerini "devlet" zannedenlerin bugünkü acıklı hali ortada; şimdi "hukuk-adalet" arayıp soruyorlar mahkeme koridorlarında, cezaevi koğuşlarında. "Gücü" eline geçirenin ne kadar alçalabildiğine iyi bir örnekti o, özellikle "Telegram" isimli eserimde anlattıklarım…"

"Türkiye'nin son onbeş yıllık hukuk serüvenini benim üzerimden, benim aynamdan takip edebilirsiniz…"

"Benzersiz oluş"

Salih Mirzabeyoğlu'nun 24 Haziran 2013'te, ağırlaştırılmış müebbet -kendi ifadesiyle 'artı telegram'- hapis hayatı sürdüğü Bolu F Tipi cezaevinde, O'nunla aynı cezaevinde 18 aylık "hücre komşuluğu" bulunan Gazeteci Şükrü Sak'a verdiği röportajından (S. Mirzabeyoğlu ile Zindan Konuşmaları adıyla çıkan kitabı, o aylar içinde gerçekleşen röportajları içerir.) kısa bir kesit okudunuz.

Bir de Mirzabeyoğlu'nun bahsettiği Telegram adlı eserinin Takdim'inden giriş cümlelerine dikkat çekmek istiyorum:

 "Hakiki edebiyat dehası, ortaya çıktığı her yerde, kendi içinde bir bütündür. İsterse dilin yetersizliği, dış tekniğin veya ne olursa olsun bir şeyin yetersizliği, karşısına çıkmış olsun. Onun içinde yüksek bir iç şekil vardır ki, sonunda herşey bunun hizmetine girer; karanlık ve bulanık alanda bile, sonradan berraklıkta olduğundan daha mükemmel çalışır!"

7 Ocak 2015… Mirzabeyoğlu'nun avukatlarıyla birlikte hazır, hakkında "yeniden yargılama davası"nın görüldüğü duruşma salonunda edindiğim gözlemler, beni yukarıdaki ifadeleri kaydetmeye sevketti.

Mirzabeyoğlu, halen yaşamakta olduğu "Telegram-elektromanyetik işkence" amaçlı saldırıları üst seviyede bir dikkatle karşılamak dışında hemen hiçbir sorun yaşamadığı savunmasını vermeye hazırdı.

Öyle ki savunmasına başlarken yaşadığı elektromanyetik tacizleri zaman zaman hatırlatmak durumunda kaldı.(Avukatına bir ara ansızın dönüp sordu; "söylediklerimi düzgün ifade edebiliyor muyum?..")

Vücudunda "karıncalanma hissi" ile konuşmak zorunda bırakan, vücudunun manyetik alanına yapılan tacizler mesela…

Mirzabeyoğlu heyet başkanı hakimin bütün ısrarlarına rağmen sandalyeye oturmadı.

Doğrudan ve yakın plan, heyetin yüzüne konuşmayı tercih etti.

Bütün dinçliğiyle ve son derece vakur bir savunma…

Herşeye rağmen yorgunluk alameti vermeksizin, sabır aşılayan bir üslupla, başından geçen "hukuk serüveni"nin hikayesini tüm çarpıcılığıyla kısaca anlattı.

İBDA etimolojisinde "lisan"ın "büyü" manasına denk enstantaneler…

Mahkeme heyetinin savunma hürriyetini sonuna kadar kullandırma gayreti dikkatlerden kaçmadı. İBDA Mimarı, "İBDA demek, benzersiz oluş demektir. Kendinden zuhurdur." şeklinde kaydedilen ifadeleri otuz yıldır çalışma ortamında, dost meclislerinde, vaktiyle verdiği konferanslarında, işkencelerde, hapishaneden hapishaneye ve hücreden hücreye zulüm altında geçerken kaleme aldığı yazılarında, hapsedildiği 16 yıllık zaman diliminde yayımlanan 20'ye yakın ve toplamda 60'ın üzerinde cilt cilt yayımlanan eserlerinde, hep aynı, daima aynı, tek milim şaşmaksızın süren çizgisiyle yükselen kavramlar dünyasının lügat deryasına şemsiye yaptığı "mühür ismi" tekrarladı: İBDA…

Mirzabeyoğlu bir kez daha, bir başka Ağır Ceza Mahkemesi salonunda, "tutuksuz muhakeme" halinde bir FİKİR ADAMI olarak, yaşadıklarından güçlü muhakemeler çıkarılmasını sağlayan anları, unsurları tekrar etti.

Mirzabeyoğlu'nu dinlerken, belirttiği görüş ve düşüncelerin sadece "savunma" değil, takibinden zevk alınan bir fikir ziyafeti olduğu hissine kapılmamak işten bile değildi.

Nitekim mahkeme hiçbir şekilde Mirzabeyoğlu'nun sözünü kesmedi; duruşmada zaman kaybını da önleyici ses ve görüntü kayıtları alınırken, hiçbir surette akışta anormallik barınmayan bir tabiilik sözkonusuydu…

Bu şu anlama geliyordu:

Mirzabeyoğlu dinleniyordu.

Mirzabeyoğlu'na güven verilmeye çalışılıyordu.

Baştan sona bir haksızlık ve zulüm olan Mirzabeyoğlu davasında, devletin hukuk sistemini gözden geçirmek zorunda olduğu bir başka dönemde sembol bir isimle yüzleşirken, "Zalim olmaktansa mazlum olmayı tercih ederim" inancında bir adalet davacısına pür dikkat kulak veriyordu.

28 Şubat döneminde, hakkında hiçbir suç ve aleyhinde tek delil bulamayınca "sonunda bana 'işin aslı şu; YUKARIDAN BÖYLE İSTİYORLAR" diyerek savcısız, avukatsız, şahitsiz ve hukuksuz bir sorguyla polisin işkencelerden geçirilişini anlattı.

Bu esnada hakimin, "saçınız kesilmiş ve…" şeklinde geçmiş tutanaklarda da belirtilen halini hatırlatmak üzereyken araya girip,

"Onlar fantezi… benden önce bir dev-solcuyu getirdiler durumu feciydi." diyor ve o zamanın gazetelerinde günlerce yeralan inanılmaz olayları es geçerek, "herkes için adalet" diyordu.

"Beni sadece 28 Şubat mağduru olarak görmeyin, ancak 28 Şubat zihniyetinin müslümanlık ve İslam savunucularına yaptıkları zulme karşı duruşumla tüm yaşananların bir sistem ve rejim sorunu olduğunu hatırlatıcı mevkide kendimi feda ettiğimi, dahası tüm müslümanların haysiyeti için herşeye katlandığımı dikkate alsın hukuk" diyordu adeta…

Nitekim yazımızın hemen başında yer alan satırlarda ifade edildiği şekilde, son onbeş yılın hukuk macerasına ayna oluşunu hatırlatıyordu.

Devlet O'nu bu mahkemede yeniden anlıyordu.

Hukuk, muhakemesini değiştirme bunalımı geçiriyordu.

O bir terörist-terör örgütü lideri değil, düşünceleri, teklifleri, dünya çapında derinlikte görüşler ileri sürdüğü eserleri olan bir fikir adamı ciddiyetinde dinlenmeliydi; galiba bu oluyordu.

O, "hukuk haysiyeti"ni hatırlatan hukukçu geçmişinden örnekler verirken, "örgüt lideri" sıfatıyla herhangi bir talimatı sözkonusu olup olmadığı, kendisinin "gerekeni gerektiği yerde yapmak" fikrinin ne anlama geldiği sorulduğunda, buradaki ana fikrinin, okuduğu hukuk fakiltesinden kaldığını, "virüsü" o zaman kaptığını, bu durumda kendi hocalarının da bundan sorumlu tutulabileceği misalini veriyordu.

Bu misalle, işine geldiği gibi "hukuk mantığı" işleten bir rejimde(28 Şubat) zulüm mahkemesine (brifing yargısı!) izin verebileceğini ve her zaman olduğu gibi gerçek devletin "önce kendi hukuk haysiyetine" sahip çıkması gerektiğini hatırlatıyordu.

Anlaşılan Mirzabeyoğlu, bu haysiyete dair "affettirici" bir gayret alameti gördüğünden olsa gerek duruşma çıkışı şunları söylüyordu:

"Mesela af müessesesini ele alın... Sırasında af, bizzat affedenlerin affını getiren bir hadisedir. Bizim yaptığımız konferansın adını biliyorsunuz, 'Adalet mutlak'a'… Bu da 'Adalet mutlaka'nın içinde ele alınması gereken basit bir hikmet…"

O hikmet, adı geçen esere ait "takdim"in ilk satırlarında geçen "karanlık ve bulanık, dili kıt, anlayışı kıt, aklı kıt mı kıt devir"den yıllar sonra hız ve değişim kaydederken, Mirzabeyoğlu'nun konuştuğu salonda sergilediği BENZERSİZ "hukuk edebiyatı", yılların hukuk macerasında mutlak galibiyetini ilan ediyordu. 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.