19 Ağustos 2019
  • İstanbul25°C
  • Ankara22°C
  • Konya23°C
  • İzmir30°C

BÜYÜK DOĞU-İBDA'DAN BAZI ÇİZGİLER...

Said Bulut

16 Şubat 2019 Cumartesi 20:48

                                                    BÜYÜK DOĞU-İBDA

 

Üstad Necip Fazıl Kısakürek, mücadelesini, davasını, kavgasını ilk olarak CHP diktatörlüğünün hüküm sürdüğü, Allah demenin bile yasak olduğu devirde, hakikat bayrağını alarak İslam medeniyetinin niye bu hale geldiğini irdeleyerek, İslam düşmanı, azgın CHP statükosuna karşı çıkardığı Büyük Doğu dergileri ile birlikte başlamıştı. Öyle bir devir ki, 2,3 âlim ve Üstadın çıkardığı dergi dışında, İslam düşmanlarına karşı söz söyleyebilecek kimse kalmamıştı. O dönemde İslam düşmanı statükoya karşı duran kimse yok.  CHP diktatörlüğü, Müslümanların üzerinden silindir gibi geçmişti. Her manada Müslümanlara zulümler gerçekleşmiştir. Burada Kemalizm’in detaylı olarak neler yaptığından bahsetmeyeceğim, şuurlu Müslümanlar, dürüst tarihçiler neyin ne olduğunu biliyor. Mevzumuz bu değil.

 Üstad tek başına bir ordu gibi, Kemalizm politikalarına, İslam düşmanlarına Büyük Doğu dergilerinden yazdığı yazılarla, attığı manşetlerle sert bir duruş göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde zaten ciddi manada ilk çıkan İslamcı dergi Büyük Doğu’dur. İnönü ve diğer yöneticilere karşıda sert makaleler, manşetler atılmıştır. Üstadın mücadelesinin ismini koyduğu Büyük Doğu neyi sembolize ediyor? Tarihimizin son 300 yılda kaybolan İslam cehd, aşk ve medeniyet tasavvurunun kaybolmasına nazaran, bunu Anadolu merkezinden alıp, İslam âlemini temsil eden Doğuyu esas alarak bir fikrin doğuşu, Anadolu’ya hâkim oluşundan sonra, tüm İslam Âlemine sirayetini ifade ediyor. Bu sadece İslam âleminden ibaret bir fikir olarak da kesinlikle anlaşılmaması lazımdır. Allah’ın insanı yeryüzüne halife olarak tayini, İslam’ın tüm dünyaya hâkim olması amacının olduğu, Müslümanların bu amacın birer görevlisi olduğunu da ifade ediyor. Ama merkezin merkezi Anadolu, sonraki merkez İslam Âlemi, ondan sonra ki genel amaç, merkez tüm dünya. Bizlerin birazdan ifade edeceğimiz yeni dünya düzeni hedefi. Üstadın çıkardığı Büyük Doğu dergilerinde çok geniş çevreden yazarlarda yazılarını yayınlatmışlardır. Dava akışını ilk başta şartların gerektirdiği hedeften dolayı Kemalizm diktatörlüğüne karşı (halen aslında bu mücadele verilmesi lazım) şanlı bir mücadele verilirken, 60 darbesi ve sonrasında mücadele seyri bir amaç olarak değişiklik göstermese de, diyalektik olarak siyasi meselelere ağırlık verilmiştir. Üstad Büyük Doğu dergisinin yanında, bir dünya görüşünü örgüleştirip, yeni bir dil ortaya koydu. Hem mücerred meselelere ait tamamen kendisinin örgüleştirdiği dünya görüşünü ortaya koymuş, hem müşahhas meselelere yeni bir terkip, dünya görüşü ve ideal-gayeler ortaya koymuştur. Üstadın verdiği mücadelesi adına, yazdığı kitaplar dışında, Büyük Doğu dergileri dışında, kendi dünya görüşünü sisteme hâkim kılmak amacıyla, siyasilerle de yakın ilişki içerisinde bulunmuştur. Buradaki amaçta ortaya koyduğu dünya görüşünü, mutlak fikri devletsel manada idealize edip sisteme hâkim kılmaktır. Milli Nizam Partisinin tüzüğünü yazmış, MSP’ye destek olmuş, Ülkücü harekete destek olan, stk’lar manasında MTTB oluşumunu bizzat kendisi kuran Üstad, Büyük Doğu fikrini bu partiler, hareketlere aşılamak gayesini güdüyordu. Yani girdiği yerin rengini değil, rengini veren duruşu vardı. Üstad tarihi, siyasi, sosyolojik, tasavvuf, batı ve en önemlisi fikir kitaplarının olduğu 110 eserlik bir külliyat bırakmıştır.

 Üstadı bir mütefekkir olarak tanımlıyoruz, çünkü Mütefekkirle uzman arasında ki fark, uzman birisi hayatında sadece en fazla bir alanda ihtisas yaparken, mütefekkir her alanda uzmanlıktan öte muazzam fikir haznesi olup, sosyal, siyasal ve devletsel manada çözümler getiren kişidir. Bu Allah’ın yardımının da olduğu, belli bir okuma süreci ve kendinden zuhur diyalektiği ile beraber oluşan bir süreç. Üstad Necip Fazıl Kısakürek bundan dolayı çok farklı bir tarafı bulunuyordu. Mütefekkirlerin yüz yılda bir,  yeri gelir dört yüz yılda bir gelmesinin sebebi bu. Üstad Necip Fazıl bunun için çok önemli bir mütefekkirdir. Toplum tarafından anlaşılamaması mütefekkirin meselesi değil, toplumun meselesi olduğu ortada. Fikir sancısı çekmeyen, kuru günlük siyasi hesapları olan, tarafgir şeklinde davranan, ideal ve gayeden yoksun olanlar mütefekkirleri anlayamaz. Üstada bir konferansında, seni anlamıyoruz meseleleri biraz daha anlaşılır anlatır mısın diyen birisine, şu çok güzel cevabı veriyor: “Ben aşağı inemem, sizlerin yükselmesi lazım.” Zaten fikri manada kendini belli bir şekilde kapasitesini, zihnini zorlamayan birisi hep aynı seviyede ve dar bir kalıp içerisinde kalır. Büyük Doğudan devam edelim:

DÜNYA GÖRÜŞÜ

Bir Müslümanın hedefinde devletsel manada kendi düzenini istemek zorundadır. Allah bu dünyayı yaratıp, sırf kendi zevklerimize göre yaşamamız için mi yarattı? Allah yarattıklarına karışma hakkına sahip değil mi? Bunun böyle olmadığını kesinlikle bildiğimiz gibi, Müslümanların kendi inançlarıyla bir devlet sisteminde, toplum alanında yaşamak zorundadır. Hukuk,  siyasal, ekonomik, toplumsal ve müşahhas manada her alanda İslam’ın söz hakkına sahip olduğu bir sistemden bahsetmek bir itikad meselesidir. Yani haşa İslam’ın nakıs olduğu, yetersiz kaldığı bir alan mı var? Bunu böyle düşünmek itikadi bir problemdir. Geçmişte bazılarının İslam’ın haşa eksik olduğunu düşünerek Sosyalizme, Marksizme, Libarelizme yama etmeye çalışmaları tam bir aptallık örneği olarak önümüzde durmaktadır. Üstad Necip Fazıl Kısakürek bu sapıkça anlayışı da yıktı. İşte Büyük Doğu’nun mücadelesi de, dünya görüşü meselesi de burada başlamaktadır.

Üstadın hayatımın tüm manası, mirasım, amacım ve diğer kitaplarım bu kitabın çevresinde ele alınması gerektiği dediği İdeolocya Örgüsü kitabında dünya görüşü meselesini müşahhaslaştırarak gaye ve idealin İslam Şeriatının hâkim olduğu bir sistem olduğunu yazmıştır. Gayenin İslam inkılabı olduğunu söylediği bu kitapta İslam devlet düzenini, idare şeklini ele almıştır. Burada ki mesele Müslümanların mükemmel eksik bulunmadığı İslam inancını, nasıl topluma, devlete tatbik edilebilir sorusuna verdiği cevaplar manzumesidir. Yani Mutlak Fikir meselesi. Hukuk, siyasal, ekonomik manada değişmeyen mutlak ölçüler çerçevesinde değişen eşya ve hadiselere göre sistem sunma davası. Mutlak fikir mevzusu burada, İdeolocya Örgüsü kitabında ele almıştır.

 Biraz İdeolocya Örgüsü kitabına eğilelim:

Bu bir fikir devlet şekli ve rejimi,  hayat, aşk ve candır. Üstad Necip Fazıl’ın 38 yıl önce piyasaya çıkmış kitabın ismi ve dava aşkı. İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ sadece bir kitap değil,  hayatın her yerinde olan bir nizamdır. Büyük Doğu fikri derken şunu belirtiyor Üstad; Dinimiz İslamiyet olduğundan dolayı siyaset, bilim, sanat ve  hayatın  her  köşesinde  bizim  daima  ileri  olmamız  şaşırılacak  bir  durum  değildir, diyor Üstad. Biz Garbı her zaman geçtik ama son 400 yılda geçemediğimizin sebebi devletin ifsat oluşu ve dönmelerin devleti avucuna alması. Garbı geçmek fevkalade zor bir iş değil Şark Garbı her türlü geçer ama o fevkalade ruhuna dönmesi şartıyla. Garbın yaptığını biz de yapabilirdik ama o ruhun zayıflaması bizi bilim dünyasından sildi. Ham yobaz kaba softalar,  matbaa,  tüfek,  pusula,  sanayi ve  her  türlü   teknolojik  gelişime  şeytan  işi  demesinden  dolayıdır  geri  kalışımızın  bir  sebebi. Üstad  başarıyı  manevi  ve  maddi  ahengin  beraber  işlemesiyle  oluşabileceğini  söylüyor. İdeal  Müslüman  bu  manevi  ruhun  yanında  maddi  gelişme  için  çabalayan  kişidir. Büyük  Doğu  içine  Türkü, Kürdü, Laz’ı, Çerkez’i, Arap’ı, Endonezyalısı, Malayı  ve  Farisi’yi  içine  alan  o  manevi  ruhun  hepsini  kapsayacağı  bir  idealdir. Bu  ideal  bütün  doğu  toplumunu  içine  alıp  Garba,  ey  Garp  siz  bizi  maymunlaştıramayacaksınız,  bizim  ruhumuz  ve  maneviyatımızdan  aldığımız  ilham   ve  güçle  sizi  yıkarız  demektir. Üstad   Garbın  yaptığı  buluşların  hakkının  Müslümanlara  ait  olabilmesi  gerektiğini  söylüyor. Aya  Amerika’nın  bilmem  kaç  yıldızlı  bayrağı  değil  Tevhit  Livası  asılmalıydı  diyor. Atomun  bizlerin  bulması  gerektiğini  ifade  edip  bu  atomu  ancak   Müslümanların  adil  şekilde  kullanabileceğini  belirtiyor. Bizim  bu  halimizin  sebebi  garba  bağlanıp  maymunlaşma  çabası  olduğunu  ifade  ediyor. Dönmelerin  Osmanlı’yı  nasıl  batırdığını  anlatırken,  33  yıllık  padişahlık  döneminde  tek  gram  toprak  kaybetmeyen  2.AbdulHamid’i  Osmanlının  en  iyi  padişahı  olduğunu  önemle  ifade  ediyor. Büyük  Doğu  idealinin tekrar  gerçekleşmesi  ahlak  ve  strateji  işbirliği  içinde  olur. Bizim  300  yıllık  Batıyı örnek  alma  çabasını  Sarı  Selimden  Tanzimat’a, Tanzimat’tan  günümüze  kadar  olduğunu  söyler. Özellikle  Cumhuriyet  dönemi  sözde  inkılaplarla,  ( Sözde  dememin  sebebi  Üstadın belirttiği  şekilde  inkılap  diye  diye   gerçek  inkılabı  boğdular  ifadesidir.) bizim  Büyük  Doğu  davamızın  ne  maddi  ve  ne  manevi  hiç  bir  boyut  taşımayan  maymunlaştırma  çabasıdır.  Bu  inkılaplar  bütün  geneliyle  İslam’a  ve  Müslümanlara  baskı  yapıp  ideal  ruhumuzun  doğmadan,  kürtaj  şekliyle  boğdurulmasıdır. Bu  cinayettir. Üstad  güzel  bir  soru  soruyor:  Çin, Japon, yamyam Afrika  kabileleri  ve  dünyanın  en  vahşi  toplumunun bile  kendine  göre  bir  ahlak  sistemi  varken  bu  rejimin  hangi  ahlak  sistemi  bulunuyor? Bu ahlak sisteminin olup olmadığını biri açıklasın, diyor. Büyük Doğu davamıza nasıl döneceğimizi ve o ideal ruhu nasıl yakalamamız gerektiğini sorgularken bunu hangi insan topluluğuyla  yapılacağını  ifade  etmeden  önce  kimlerle  yapılamayacağını  belirterek  3  grup  topluluğu  açıklıyor:

1=)  Ham  yobaz  kaba  softa: Bunlar  ilerlemeye  şeytan  diyerek  HZ. MUHAMMED(SAV)’in  hikmet (ilim)  Müminin  yitik  malıdır  nerede  bulursa  alsın, hadisi  şerifiyle  ters  düşmektedir. İslam’ı  sığ  kafalarıyla  yanlış  anlayıp, İslam’ı  hakkıyla  yaşamayan  ama  en  iyi  Müslüman  benim  havası  içinde  olan  kişidir, yobaz. Ailesini ve  kendisini  görmeyip  dar  kafa  yapısıyla  İslam’dan  bihaber  olan  insanlara  İslam’ı  soğutandır  yobaz. Üstad  bunlarla  gerçek  İslam  Şeriatının  getirilemeyeceğini  söyler.

2=)  Reformacılar:  İslam’a  yeni  şeyler  katıp  ve  bu  günümüze uymaz diyerek  İslam’dan  bir  şeyler  alan  bu  güruh  sanki  İslam  kendisine   yetmiyormuş  havasını  veriyor. Üstad  bunların  çok  tehlikeli  olduğunu  ifade  eder. Bunların (Günümüzde  Paralel  Yapıyı  aklıma  getirdi  bu  güruh; nedeni  ise  Allah  katında  hak  din  İslam’dır  ayeti  kerimesini  çıkarırcasına  dinler arası  diyalogu  İslam’a  sokma  girişimleri)  Büyük  Doğu  davamıza  zarar  vereceği  aşikardır. Üstad  gerçek  İslam  Devleti’nin  bunlarla  kurulamayacağını  söyler.

3=)  Yalancı  Tefsirciler: Bunlarda  reformacılar  gibi  İslam’ı  asimile  etmeye  çalıştığını  ifade  eder. İslam  Davası  bunlarla  da  olmaz.

Üstad  İslam  Davasının  gerçek  derin  Müslümanlarla  olacağını  ifade  eder. Gerçek  derin  Müslüman   Kuranı  Kerimi  ve  HZ.MUHAMMED(SAV)’in bütün  sünnetini  örnek  alarak  yaşayan  kişiler  olduğunu  söyler. Bunun  yanı  sıra  günün  şartlarına göre İslami  çerçeve  şeklinde  uyup  sanayi, teknoloji  ve  siyaseti  becerikli  bir  şekilde  yapıp  en  ileri de  olan  kişilerdir; Derin  Müslümanlar. HZ.ALİ (RA)’in dediği gibi: Çocuklarınızı  kendi  döneminize  göre  değil,  gelecek  dönemlere  göre  yetiştirin; Sözü  aslında  İslam  Davası  için  bir  sırdır. İslam  Şeriatının  derin  Müslümanlarla  geleceğini  söylüyor  Üstad. Üstad  derin  Müslümanların  altı  ok  ile  yapacağı  her  türlü  mücadeleden  zaferle  çıktığını  dua  ederek  ve  var  sayarak  gerçek  ideal  İslam  Devletinin  nasıl  olacağını  anlatıyor  o  kitap  ve  dava  aşkının  devamında. Büyük  Doğu  ve  ideal  ruhun  İslam  Devletini en  ince  ayrıntısına  kadar  anlatıyor  Üstad. İçki, kumar, faiz, eşkıyalık, zina  ve  fuhuş, dans, heykel kabadayılık  ve  İslam’a  aykırı  her  şeyi  en  ince  ayrıntısına  kadar  belirterek  anlatıyor  rahmetli  Üstad. Bir  İslam  toplumu, eğitim, ekonomi sistemi, çocuk  yetiştirme,  gençleri  İslam  fikriyle  aşılama  ve  bir  İslam  Şeriatına  göre  bir  kadın  nasıl  düşünüp  ve  giyinmesi  gerektiğini  anlatıyor. Kadınları  tamamen  eve  hapsetmek  ya  da  tamamen  ortaya  salmanın  şeriata  aykırı  olduğunu  ifade  ediyor. Kadınların  sadece  okuyacağı  külliyeleri (üniversite demiyor)  açacağını  söylüyor.Sadece  kadınlar  değil bir  İslam  toplumunda Şehir, Camii, kahvehane, sinema, radyo,televizyon,müziği, basın, külliye(üniversite demiyor), dili, kıyafeti, vaizi, imamı, zabıtası,  asker ve subayı(silahlı  kuvvetler), işçisi, patronu nasıl olacağını en ince ayrıntısına kadar güzel bir biçimde anlatıyor.  En  dikkat  çeken  yer  ise  Yahudi, Sabetayist, dönme, Mason, Hristiyan  ve  misyonerlerin  ülkeye  ne  kadar  büyük  zarar  verdiklerini  ifade  ederek; Bu  azınlık  kesimin  bütün  Türkiye  ekonomisinin  çoğunluğu  elinde  ve  azı  kalan  kısmı  da   Türkiye’de  yaşayan  insanların  elinde  olduğunu  belirterek  bunların  gerçek  İslam  Devletinden  sınır  dışı  edileceğini  söylüyor. Üstad  kitabın  devamında  temel  prensiplerini sayar:

Ruhçuluk: İslami  düşünceyle bürünebilen  bir  ruh  maddeye  hakkıyla  hakim  olup  İslam  Davasına  hizmet  edebilir. 

Keyfiyetçilik: İslam  Davasında ki  bütün  prensipleri  uygulama  düşüncesi. Her ferdin teke bağlı olması yani her ferdin İslam’a göre yaşaması, tavır takınması.

Şahsiyetçilik: İslam  Davasına  liderlik  yapabilen  ve  prensiplere  sahip  çıkabilme  düşüncesi.

Ahlakçılık: Bütün  köklerimizde  olan  ahlak  sistemini  1400  yıl  önceki  HZ.MUHAMMED (SAV)’ı  Sahabeler  dönemi, tabiin, etbauttabiin  ve  Allah  Dostları  izinde  olan  sisteme  ahlakçılık  sistemi  denir. Yolumuzu  aydınlatanları  esas  alır  bu  düşünceyi.

Milliyetçilik: İslam  Davasını  benimseyen  herkes  bu  milliyetin  içinde  yer  alır. Üstad  İslam  Milleti   diyor  bu  davasına  aslında. Üstadın  milliyetçilik  anlayışı  İslam’a  ters  düşmeyen,  Müslümanca  düşünen  herkes  bu  Milletin  içinde  yer  alabilir. Burada  asıl  önemli  olan  İslamiyet’tir. Türk’ün İ       slam’a bağlı olduktan sonra, İslam’a göre duruş sergiledikten sonra Türk’tür  diyor. Allah demeyen Türk’ü ne yapayım diyor Üstad?

Cemiyetçilik: İslam  Davasını  savunan  bir  toplum  anlayışıdır  cemiyetçilik.

Nizamcılık: Cemiyeti  tamamen  kuşatan, Tasavvuf  ve  Şeriat  dahilindeki  İslam  Adaleti.

Üstad  kitabın  devamında  düştüğümüz  hazin  hali  anlatıyor. Dilden  topluma bozuluşumuzu  en  ince  ayrıntısıyla  anlatıyor.   Bugünkü  Ortadoğu’da  ki diktatörleri  ucuzcu  olarak  tarif  ediyor. Kitabın en  dikkat  çekici  bir   tarafı  da  Garbın  eğer  maddi  gelişimine  bir  ruh  gelişimi  ekleyemezse  Garbın  yok  olacağını  söylüyor. Bir  Platon  çıkartamazsa   Garbın   tamamen  biteceğini  ifade  ediyor  Üstad.

Üstad  kitabın  devamında  reformacıları, (Günümüzde  Paralel Yapı, Vehhabiler ve Selefiler) Yahudileri  enfes  bir  şekilde  nasıl  ülkemizi  tehdit  ettiğini  anlatıyor. Şahane  tespitler  yapıyor. Özellikle  Yahudi  tehlikesini  ülkemizden ve  İslam Aleminden def  etmek  gerektiğini  anlatıyor.

Üstad  kitabın  son  12.bölümünde  İslam’ı  Yenilemek  başlığı altında  muazzam  mesajlar  vermekte;  aynen  aktarıyorum:

 İSLÂMI YENİLEMEK (Akıncı  Güç  kadrosuna  ithaf)

* İslâm yenilenmez. Anlayışı yenilemek gerekir.

* Anlayış mı?.. Nurun aynadaki aksi... Aynayı yenilemek...

* Güneş yenilenemez, Göz yenilenir.

* İslâm, başı ve sonu olmayan ebedî yeninin ismi... Ona her ân biraz daha nüfuz etmektir ki,

yenilik...

* "Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır" hadisindeki sonsuz hikmettir ki, yeninin ve

yeniliğin sırrını getirmiştir. * Dava işte bu mânâda İslâm'ın yeni neslini yuğurmakta...

* İslâm’ın en yeni, değiştirilmez ve örnek nesli, Resûl eliyle yuğurulan sahabiler...

* Sahabilerin ardından "Tabi"ler bu nesil çizgisini uzatmışsa da onlardan sonra dava içtimaî

plânda zaafa uğramış ve büyük ferdî zuhurların çevrelediği mahzun zümrelerden öteye

geçilememiştir. Bu tecellide, muhafazası en zor iş olan aşkı kaybetmenin ve kaba akılla

yapayalnız dış plânda kalmanın neticesi olarak ilâhî hikmet aşikâr...

* Emevî ve Abbasî devrelerini takip ederek Türk'ün eline geçen İslâmî devlet livası, 600

küsur yıllık gerçek devlet hayatının ancak 250 senesinde böyle bir nesle yataklık etmiş, ondan

sonra 300 yıl korkunç bir aşk ve üstün anlayıştan yoksunluk çığırına girmiş, 100 küsur senedir

de, aynı ham yobaz ve kaba softa idrakinin tersine dönük şekliyle bütün cehdini İslâm'a karşı

çıkmakta bulmuştur.

* O gün bugündür ki, nesillere kahraman diye tanıtılanlar, İslâm'dan tiksinmenin fikrî ve fiilî

icracıları olmuştur.

* İslâm’ı, zatından zerre feda etmeden olanca saffet ve asliyetiyle kucaklayabilecek ve

nefslerinde yenileyecek nesillerin böylece köküne kibrit suyu dökülmeye başlanınca din

ihtiyacından büsbütün kurtulamayan muvâzaacı mizaçlar her tarafta işi reformculuğa dökmüş;

ve olduğu gibi bir İslâm yerine, oldurulmak istenildiği tarzda bir İslâm'a kapı açmaya

bakılmıştır.

* Reformcu, İslâm'ı şu veya bu görüş ve mezhep lokomotifine bağlamak, onu zatına ve aslına

göre değil, kendi şahsî nefsine ve idrakine iliştirmeye kalkmak, böylece çürük gördüğü bir

binayı kendince payandalamaya yeltenmek bakımından, İslâm’a cepheden zıt olanlardan daha

tehlikelidir; ve İslâm’ı kalp ve göz yenilenmesi yoluyla koruyacak olan nesil, cemiyet dairesi

içinde kendisine üç düşman tanıyacaktır; aşksız ham yobaz, duygusuz kâfir, nasipsiz

reformcu... Yani ruhu, kör nefsinde kabuklaştıran, büsbütün inkâr eden ve ikisi arasında

arabuluculuğuna kalkışan...

* İslâm, 500 yıl kılıcını elinde tutan Türkiye'de bozuldu ve her yerde altüst oldu. Bu, ancak

Türkiye'de düzelirse her yerde sağlığa kavuşabileceğine ait İlâhî bir ihtar...

* İslâm’ı yenileyecek olan nesil, bu ruh ve madde felâketleri Türkiye'sinde son ve som, hepçi

ve bütüncü tepki hâlinde zuhur etmekle mükellef...

* Bunca zevalin ardından ancak kemâl çığırı açılabilir...

* Dört büyük halifenin sırayla şiarları olan merhamet, celadet, edeb ve akılda tam ikmalli ve

teçhizatlı olarak, 15. İslâm Asrının eşiğinde, İslâm’ı yenileme davasını çözümlemeye güçlü

nesilden, ana rahmini tekmeleyici sesler duyuluyor. Aya gitmek hüner değil, bu sesleri

güneşten duyulacak derecede fikirde ve aksiyonda yükseltmek marifet...

1979/ Necip  Fazıl Kısakürek

Günümüze  gelirsek  Üstadın  bu  idealinin  farkında  olmasak  da  demokrasi  oyunu  içinde  unutturulup  boğdurulduğunu  görüyoruz. Üstad gerçek İslam Devletini yönetecek kadroları  sayarken  kitabında  Hakimiyet  Hakkındır  diyor. Halkı da maddi ve manevi bu amaçla en iyi seviyeye getirmek olduğunu ifade ediyor.  Mutlak Fikrin önemine dair önemli bir örnek verelim:

"Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i, Ruslara karşı yardım toplamak amacıyla Türkiye’ye gelen mücahid Afgan heyeti ziyaret eder. Kendisinden yardım isteyen heyete Üstad elindeki “İdeolocya Örgüsü” adlı eserini uzatıp, “Dilinize çevirip, okutun. Size yapacağım en büyük yardım budur” der. Heyet ve heyeti Üstad’a getirenler “Biz yardım istiyoruz O, eserimi çevirin, diyor” kızgınlığıyla Üstad’ın yanından ayrılırlar.

Üstad’ın ne demek ve ne yapmak istediği, işgalci Ruslar Afganistan’dan kovulup mücahidler birbirini öldürmeye başlayınca ortaya çıkar."...

TEMEL KAVRAMLAR Dünya Görüşü (İdeolocya Örgüsü) : 

Dünya Görüşü, insanoğlunun temel meselelerinden başlamak üzere tüm insanî oluş ve kuruluş sahalarını kuşatan sistemli ve tezatsız fikir örgüsü demektir.  Buna göre; Temel meseleler, en geniş anlamıyla varlığın hakikati, insanın hakikati ve mutlakın hakikati nedir sorularına karşılık gelen hususları belirtirken, insanî oluş ve kuruluş sahaları ise devlet, hukuk, iktisat, sanat, bilim, eğitim vb gibi insanın varlığına bağlı tüm oluş ve kuruluş sahalarını belirtir.  Batı dünyasından neşet eden dünya görüşleri Marksist, Liberal-Kapitalist ve Faşist Dünya Görüşleri olmuştur. Eşya ve hadiseler: İnsanın hayat boyu karşı karşıya kaldığı ve idrakine mevzu edebildiği bütün varlık ve oluşlar. Bir mânâda, temel meseleler gibi mücerret (soyut), insanî oluş ve kuruluş sahaları gibi müşahhas (somut) bütün şeyleri ve değişimlerini ifade etmek üzere kullanılan bir terkibî kavram.  Mücerret meseleler; varlık, zaman, bilgi ve değer gibi meseleleri kapsar iken, müşahhas meseleler; insanî oluş ve kuruluşları ifade eden devlet, hukuk, iktisat, psikoloji, sosyoloji vb gibi sahaları ifade eder. Tatbik Sistemi: Bir dünya görüşünün müşahhas meselelere tatbikine ait tezatsız teklifler manzumesi.  Daha geniş mânâda ele alındığında dünya görüşü karşılığında da kullanılabilir.  Mutlak Ölçüler: Zaman ve mekân üstü ölçüler. Bütün zaman ve mekânlarda geçerli olan ölçüler. Eşya ve hadiseleri bütün zaman ve mekânlarda ölçülendirebilen ölçüler.  Mutlak ölçülerin hakikati; Kuran, Sünnet, İcma ve Kıyas usûlüne bağlı olarak "Sünnet ve Cemaat ehli" tarafından ortaya konulmuş olan İlahî ölçülerdir.  Bu müşahhas karşılığına nisbetle mutlak ölçüler tabiri mücerret bir keyfiyeti belirtir.  Mutlak Fikir: Mutlak Ölçülerin insan tefekkürü yönünden belirttiği vasıf. Yani eşya ve hadiselerin empoze ettiği meseleleri tefekkür konusu yapan insan için mutlak ölçüler, mutlak fikir belirtir. İslâma Muhatap Anlayış: Mutlak Ölçülere karşı takınılan ruhî tavır ve buna bağlı olarak yaklaşma usûlü ve ölçülerini belirtir.  Büyük Doğu'da Reformacı, Ham softa kaba yobaz, Derin ve Gerçek Mü'min anlayışlarının her biri İslama Muhatap Anlayışı ifade eder. Reformacı anlayışı alt dallarıyla birlikte, mutlak ölçüleri "eşya ve hadislerin"in peşine takan ve bu yolla mutlak ölçülere ilave veya çıkarma yapan zihniyetin sahipleridir. Mealcilik, tarihselcilik, şeriatsız (hümanist)tasavvuf, demokratik veya sosyalist İslam gibi şeyleri savunurlar. Ham softa kaba yobaz anlayışı ise alt dallarıyla birlikte "eşya ve hadiselere" gözlerini kapayan ve mutlak ölçülerle nisbetini kuramayan zihniyet sahipleridir. Her çeşidi ile haricî-selefilik, tasavvufsuz şeriatçılık, "İslam'da fikir değil hüküm vardır" diyerek dünya görüşünden mahrum bir fıkıhçılık vb gibi tezahürler bu tip anlayışın tezahürleridir. Derin ve Gerçek Mü'min anlayışı ise mutlak ölçülere ne ilave ne çıkarma yapmadan "eşya ve hadiseleri" zevken ve aklen kuşatma gereğini idrak eden ve buna bağlı olarak tasavvuf ve dünya görüşü zaruretini anlayan zihniyet sahipleridir. Ehl-i Sünnet Mezhepleri, şeriata bağlı tasavvuf ve bunlara bağlı tefekkürden doğan dünya görüşü sahipleri bu cümledendir...

ŞERİAT ve TASAVVUF NİSBETİ

İnsanı derinliğine ve genişliğine  kuşatan Mutlak Ölçüler manzumesine şeriat diyoruz. Şeriatın müesseseleşmiş haline ise mezhep. Bu hususu yukarıdaki ilk başlıkta belirtmiştik.
Bilindiği gibi derinliğine ve genişliğine Şeriat dediğimizde İtikat ve Amel sahaları kendiliğinden belirtilmiş oluyor. İtikadî Ölçüler kalbin aksiyonu olan İNANMAYA ait ölçüleri, Amelî Ölçüler ise buna bağlı olarak insanın "eşya ve hadiseler" dünyasına yönelik aksiyonuna ait ölçüleri ifade ediyorlar. Kısaca Allah RIZASI'na erdirici bir İNANMA VE bu İMANA BAĞLI YAŞAMA için bizzat Allah ve Rasûlü'nün bildirdiği ölçüler. Şimdi gelin bu ölçülere daha yakından bakalım...
DOĞRU İMANA bağlı Amelî Ölçülere daha yakından bakarsak bu ölçüler içinde öyle bir ölçü vardır ki, bu ölçü diğer bütün ölçülerin ilki ve diğerlerini kendisine bağlayan bir ölçüdür. Biz buna Niyet ölçüsü diyoruz!
ALLAH RIZASINA ERME şuur ve gayesine bağlanamamış hiç bir zahirî amel (aksiyon) İBADET ismini kazanmayı hak edemez. Öyle ise bütün diğer ölçüleri YAŞAMAK kalbin Allah rızasına bağlanma derecesine bağlı olarak kıymet belirtirler. Ve bu husus batınî bir ölçü olarak iman edenler arasında gayet tabiî olarak bir derecelenme olduğunu gösterir. 
Her birimiz kendi tecrübemizden biliyoruz ki,  insan bu dünyada kalbini çok çeşitli "şey"lere bağlamış bir halde bulunuyor. Dolayısı ile ŞERİATIN ilk ölçüsü olan NİYET ÖLÇÜSÜ her birimizin bir meselesi olarak kucağımızda bulduğumuzdur ve en temel meselemizdir. Bu durumda kalplerimizi SIRF ALLAH RIZASI gayesine bağlamak ve bunun dışındaki bütün gayelerden kurtulmak hepimizin vazifesi ve derdi olmalıdır. Bu bir bedahattir. 
Bizzat Allah Rasûlü'nün devrinde ve elinde terbiye görmüş ASHABIN, O'nun bütün batınî putları yerleyeksan eden sohbet ve nazarları himmetiyle bu gayeye erebildikleri apaçık bir husustur. Halbuki Allah Rasûlü'nün ümmeti sadece Ashab'tan ibaret değildir. Öyle ise batinî putları devirip SIRF ALLAH rızası gayesine ermek derdinde olan geride kalan müslümanlar için bizzat bu vazifeyi ifa edecek ehliyetlilere olan ihtiyaç da bedahattir. Her biri yıldızlar gibi olan ASHABIN ihtiyaç duyduğu bir meselede geride kalanların ihtiyaçsız olduğunu iddia etmek abestir. Öyle ise bizzat ŞERİATIN EMRETTİĞİ İLK ÖLÇÜNÜN NİYET oluşundan zarurî olarak anlaşılıyor ki, bugün TASAVVUF ismiyle anılan müessesenin teşekkülü bizzat ŞERİATIN HASRINDADIR.

ŞERİAT DÜNYA GÖRÜŞÜ NİSBETİ
Şeriat ve Tasavvuf nisbetini izah ederken, insanın derinliğine doğru "olması gerekeni"ni işaretlemiş olduk. Fakat bu yeterli değildir. Zira insan sadece derinliğine "iç hayat"ı olan bir varlık değildir. İnsanın buna bağlı olarak yaşadığı bir dış hayatı da vardır. İş buraya geldiğinde insanı içi ve dışıyla kuşatan mutlak ölçüler manzumesi Şeriatın dış hayatımızı kuşatmadığı düşünülemez.

Meseleyi şöyle neticelendirelim:

Hanefi Mezhebinin bana bildirdiği Şeriat ölçüleri içinde, derinliğine Nakşi tarikatının terbiyesine ve genişliğine Büyük Doğu-İbda Dünya Görüşü'nün fikrine bağlıyım. Bu bir tamamlılık ve bütünlük ifadesidir. Allah Rasûlü'ne uymanın kemal şartları en asgarisinden budur.

Mezhep zaruret Ehli Sünnet vel Cemaat isabet, Tasavvuf zaruret Ehli Sünnet Tarikat isabet, Dünya Görüşü zaruret Büyük Doğu-İbda isabettir.

İBDA

Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun  tanışması, bu tanışma ile dünya çapında orijinal bir dünya görüşünün doğuşu.. Üstada Kumandanın o dönem çıkardığı Akıncı Güç dergisinin Merhum Kaya Balaban ağabey tarafından Üstada takdimi ve Üstadın, Beklediğim gençlik, onlar benim değil, ben onların peşinden koşacağım, İdeolocya Örgüsünü, Akıncı Güç kadrosuna ithaf etmesi. Fikir haysiyetinin müstesna genci Salih Mirzabeyoğluna.. Üstadın Kumandana Raporlar dergisine davet etmesi. Tüm bunları şunun için anlatıyorum: Üstad ve Kumandan tek bir mütefekkiri, düşünceyi temsil ediyor. Yani birbirlerinden ayrı kesinlikle düşünülemez. Büyük Doğu-İBDA tek bir düşünceyi temsil ediyor. Ayrı bir dünya görüşleri düşünülemez. Şöyle ifade edelim, Üstadın mücerrette bıraktığı meseleleri Kumandan müşahhasa indirdi. Mesela Üstad Tasavvufu, İslam şeriatının içerisinde bir alan olduğunu gösterirken Kumandan tasavvufu tüm ilimlerle ilişkisini, iç içe olduğunu gösterdi. Üstad İdeolocya Örgüsü ile İslam inkılabının Anadolu merkezli olduğunu gösterirken Kumandan Başyücelik Devletinde bunun Yeni Bir Dünya Düzeni olduğunu belirtti. Adalet Mutlak Konferansında Yeni Dünya Düzeni buradan başlayacak dedi.

İBDA eserlerini ortaya koyan Salih Mirzabeyoğlu 500 yılda bir gelecek mütefekkirdir. Bunu az önce söylediğim mevzu ile alakalı olarak şunu söyleyebilirim: Hukukla alakalı, devlet sistemi ile alakalı, tasavvuf ile alakalı, ekonomi ile alakalı, fizik ile alakalı, matematik ile alakalı, Felsefe-Batı ile alakalı, Biyoloji ile alakalı, psikoloji ile alakalı,  ve mücerred, müşahhas meselelerle alakalı 70 eserlik bir külliyat bırakmıştır. Evet İBDA’nın amacı İslam İhtilal ve İnkılabıdır, bunun mutlak fikre nispeti içerisinde Kumandan ekonomiden, hukuka bir çok alanda biz Müslümanlara reçete olacak eserler bırakmıştır. Kumandanı sadece belli bir kalıba sığdırılamayacak kadar tüm ilim alanları ile alakalı derin ve önemli eserler bırakmıştır. Bunun için 500 yılda bir gelecek Mütefekkir olarak nitelendiriyorum. Bu dediğim belli bir müktesebata sahip olduktan sonra, eserlerini okuyarak anlayabiliriz. Burada bu kadarını söyleyebilirim, Büyük Doğu-İBDA külliyatı 200’e yakın eserden oluşuyor. Bu külliyatın temel fikirlerini en azından edinmeliyiz.

MÜCADELESİ

Kumandan kendini “Ben bir İslam İhtilal-İnkılapçısıyım” diye tanımlıyor. Mücadelenin müşahhas olarak ana hedefi İslam inkılabıdır. Bunun için aristokrasi kadrosunun oluşması ve şartların hazırlanması gerektiğini söyler. İBDA hareketinin çıkardığı dergiler, Türkiye’de ki meselelere tamamen İslami bir dünya görüşü, İBDA fikriyatıyla değerlendirmişlerdir. Statükoya karşı muazzam bir mücadele vermişlerdir. Kemalist İslam düşmanlarına karşı cesurca, sert bir tavır takınmışlardır. Hatta 28 şubat Siyonist generalleri, İslami camialara katliam hazırlığındayken, bu sert tutumdan çekinerek alçakça planlarından vazgeçmişlerdir. Kemalizme, 28 Şubat İslam düşmanlarına karşı değil sadece bu tavır.

 Türkiye’de ki en güçlü, en sert ve samimi, hakiki manada Ehli Sünnet savunuculuğunu da İBDA hareketi gerçekleştirmiştir. Reformculara, Mezhepsizlere ve en önemlisi FETÖ’ye karşı sert tavır takınan İBDA hareketidir.

 1990 yılında çıkardığı dergilerinde FETÖ liderini ta o zamanda Amerika ajanı olarak ifşa etmişti. Bunu her defasında dergilerinde söylemişlerdir. FETÖ’cü teröristler tarafından hem işkence edilmiş, hem de haksızca cezalar alarak yargılanmışlardır. Kemalizmin ve  FETÖ’nün ortak düşmanı İBDA hareketiydi. Şimdi yeni yeni bu terör örgütünü gören siyasilere şu soruları sorma hakkındayız: Bunu gören İBDA mensuplarının bazıları niye halen içeride, niye İBDA hareketine bu ferasetinden dolayı fikri manada değer verilmiyor? Kimsenin göremediği bir zamanda tamamen Ehli Sünnet şuuruyla bakarak sizin daha 3 yıldır ABD ilişkisinin olduğunu gördüğünüz FETÖ’yü, İBDA hareketi 30 yıl önceden gördü. Buradan çıkarılacak çok mesaj var.

Salih Mirzabeyoğlu daha 91 de yazdığı "İşkence" isimli eserinde FETÖ’nün ihanetini dile getirirken İbda fikrine bağlı olanların çıkardığı dergilerde FETÖ’nün dinler arası diyalog ve Batıcı siyaseti çok ağır eleştiriliyor "yerli Lawrens "manşetleri atılıyordu.

90’larda henüz insanların çoğu FETÖ ihanetinden habersizken yapılan bu yayınlar FETÖ’cülerin Mirzabeyoğlu’nu düşman sınıfına sokmasına yetti. FETÖ yurtdışına kaçarken güya "İbda-c lideri ölüm emri verdi" yalanını dayanak yapmıştı.

 28 Şubat’ın görünen faili Kemalistlerken arka planda olsun ve bu yüzden yolu açılan da FETÖ örgütüydü. Şimdiki ittifakları eskiye dayanıyor yani. FETÖ ele geçirdiği polis savcı ve hakim gücüyle mütefekkir Mirzabeyoğlu başta bir çok ibda bağlısını terörist damgası vurarak zindanlara attırdı. Kendi ihanetine engel olabilecek Müslüman bütün cemaat ve gruplara çeşitli tezgahlarla tasfiye ederken İbdacılar birazda sert tutumları sebebiyle terör örgütü damgası yedi. FETÖ’cü polisleri hazırladığı fezlekeye, FETÖ’cü savcılar iddianame yazdı, FETÖ’cü hakimler de ceza verdi. Bugün hala çoğu firari veya hapiste olan FETÖ’cülerin verdiği kararlar ile zindanda olan Müslümanlar var.

FETÖ’nün Batıcı ve İslam’ı tahrif etme çabasına karşı mücadeleye yıllar önce başlayan ve bunun bedelini ağır bir şekilde ödeyen İBDA hareketinin FETÖ ihanetine dair yazdıkları dikkate değerdir.

80’lerde ve 90’larda verilen mücadele ile birlikte Kumandanı içeriye alan 28 Şubat statükosu, 16 yıl içeride kaldığı işkence dönemini başlatmış oluyor. Metris cezaevine  25 Ocak 2000 yılında İBDA mensuplarına noel baba operasyonu-kanlı baskın ile birlikte Kumandanın Kartal cezaevine götürülmesi...Sancar Kartal ağabeyin şehit edilmesi. Şanlı bir mücadele tarihine sahip İBDA hareketi, statükoya boyun eğmemiştir. Kumandana zihin kontrolü şeklinde  telegram işkencesi yapılmıştır.

Şurada bu serzenişi yapmak zorundayız:  16 yıl cezaevinde kaldığı dönem olsun, işkence yapanlar olsun, kılını kıpırdatmayanlar olsun, tüm herkes yaptıklarını ahirette  hesabını fitil fitil ödeyecek inşAllah. Kumandan 16 yıl sonra 2014’de cezaevinden çıktıktan sonra bile telegram işkencesine maruz kaldığı için, 16 Mayıs 2018 tarihinde  şehit oldu.

Kim Kemalizm statükosuna karşı mücadele verdiyse, kim FETÖ teröristlerine karşı mücadele verdiyse, kim putlarına karşı İslami bir mücadele verdiyse bedel ödettirdiler, işkence ettiler ve şehit ettiler. Gün geldi bu Erbakan hoca oldu, gün geldi bu Muhsin Yazıcıoğlu reis oldu, gün geldi bu Kumandan oldu.  Ama ayette geçtiği üzere “ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAKTIR.” Bu şuur üzerine Müslümanlar mücadelelerine devam edecektir.

Kumandanın dediği gibi:

“ Herkes putuna sahip çıksın, çünkü  o putları yıkmaya mecbur ve memuruz”

Düşmanlar istedikleri kadar kudursun.
Anın mücadeleleri içinden sesleniyoruz:

İSTİKBAL İSLAM'INDIR.

Yazımı Kumandanın Metris duasıyla bitiriyorum:

KUMANDAN SALİH  MİRZABEYOĞLU'NUN METRİS DUASI:

1-) Bizi İslam ihtilalini gerçekleştirmenin madde ve mana şartlarına erdir.
2-) Güç senin, kuvvet senin, kudret senin yaRabbi! Senin izninle büyüklerimizin! Büyüklerin ruhaniyetini üstümüzden eksik eyleme yarabbi!
3-) Kafirleri, bizim hareketimizin lehine olacak şekilde birbirlerine kırdır YaRabbi!
4-) Onların güçlerini helak et, binalarını başlarına yık Yarabbi!
Kafirleri korkudan dolayı iş ve hareketten kes, kalplerine korku düşür, bize davanın istediği heybeti, vakarı, haysiyeti ver yarabbi!..
5-) Bize şehitlik şuuru ver ve bunun zevkini yaşayarak davranışta bulunmamızı nasip eyle yarabbi!..
6-) Bizim küçük hareketlerimizi sen fazlınla misillerce bereketlendir yarabbi!
7-) Hareketimizin başarısı için Huruç gerekiyorsa hurucu, savunma gerekiyorsa savunmayı, hayırlısı ne ise bize onu nasip eyle Yarabbi!..

NOT: Nakıs halimle yazdığım bu yazı ile ancak Büyük Doğu-İBDA’nın genel olarak ne olduğunu kapasitem yettiğince anlatmaya çalıştım. Asıl Büyük Doğu-İBDA’nın hakiki manada anlaşılması, Üstad ve Kumandanın 200 esere yakın külliyatını okuyarak, teşkilatlanarak anlaşılabilir. Sürçü lisan ettiysek af ola… Vesselam…

Yazarın Son Yazıları Tümü
07 Şubat 2018 Çarşamba 20:25

Bu son 28 Şubat olsun!

03 Şubat 2018 Cumartesi 12:53

Haçlı-Siyonist ittifakı çok rahatsız!

03 Aralık 2017 Pazar 16:35

Halep kazanıyor

28 Kasım 2017 Salı 20:20

Davası olmayanın omurgası olmaz!