02 Nisan 2020
  • İstanbul8°C
  • Ankara5°C
  • Konya7°C
  • İzmir10°C

BURAK ÇİLELİ YAZDI; HASAN MEZARCI VAKASININ GERÇEK YÜZÜ...

Gazeteci Burak Çileli, kamuoyunda çok tartışılan "Hasan Mezarcı Vakasının Gerçek Yüzü"nü yazdı... Telegramla çok karıştırılan bu hadisenin bütün ayrıntıları ve bilinmeyen yönleri... Mezarcı nasıl "İsa-Mesih" oldu, bunun Tilki Günlüğü ile alakası ne?..

Burak Çileli yazdı; Hasan Mezarcı Vakasının Gerçek Yüzü...

30 Haziran 2016 Perşembe 21:54

 

 

 

 

“Hasan Mezarcı” Fenomeninin Yanlış Bilinen Yüzü

Burak ÇİLELİ
 
“Zihin Kontrolü” mevzuunun, Salih Mirzabeyoğlu’nun maruz kaldığı “Telegram” vesilesiyle daha yeni duyulduğu 2000’li yılların başlarıydı. Mevzudan habersiz ama uzman geçinen ne kadar ünvan sahibi isim varsa, hepsi kanal kanal gezip bu yeni alan vesilesiyle kendilerine şöhret edinme derdindeydiler.
 
Ben de, birinci tutukluluğum ile ikinci tutukluluğum (2001-2004) arasında dışarıda olduğum o süreçte, bazen onlarla da görüşüyor, “Telegram-Zihin Kontrolü” kitabını kendilerine verirken, yanlış bildikleri mevzuun doğrusunu da anlatmaya çalışıyordum. Çünkü iş iyice çığırından çıkmış, Mirzabeyoğlu’nun aleyhine durumlar doğuracak bir bilgi kirliliği meydana gelmeye başlamıştı. Bu da en başta, onu itibarsızlaştırmaya çalışan telegramcıların işine geliyor, ona düşman çevrelerle beraber, topyekûn çullandıkları o konjonktürde, çevredaşlık ilişkilerini de kullanarak sözkonusu kirliliği körüklüyorlardı.
 
Mirzabeyoğlu, “meseleler, meselelerin istediği seviyede ele alınır” der kitaplarında. Demek ki yine Mirzabeyoğlu’nun sözleriyle, mahiyeti itibariyle “karmakarışık değil ama karışık bir mevzu” olan “Telegram-Zihin Kontrolü” de “zerzevatçı” seviyesinde ele alınamaz! Alınırsa da iş, “bir deli bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz” misâli spekülasyonlara varır, ciddî galatlar meydana gelir!
 
Bu uzmanlardan(!) biri de Prof. Dr. Ahmet Maranki’ydi. Eski ANAP’ta bir takım görevlerde bulunduktan sonra yurt dışına gitmişti ve Türkiye’ye döndüğünde de, kendini “zihin kontrolü” programlarında “kozmik bilinç uzmanı” -ne demekse!- olarak takdim ettirip isim yaparak, siyasete Ak-parti kanalıyla tekrar girmeye çalışıyordu. “Benim psişik güçlerim var; her şeyi bilirim” iddiasındaki Maranki’nin yalnız zihin kontrolü mevzuunda değil, daha birçok konuda ne kadar müptezelce yaklaşımları olduğunu, saymakla bitiremem. Benim asıl değinmek istediğim husus, Maranki ve benzerlerinin, Salih Mirzabeyoğlu ve onun maruz kaldığı Telegram ile Hasan Mezarcı, hattâ Mehmet Ali Ağca vakalarını aynı kefeye koyup, bugün bile yer yer süren büyük bir yanlışa sebep olmaları. Bugün güya Telegram’dan bahsettiğini zannederken, çoğunlukla genç İbdacıların da böyle bir bilgi kirliliğine maruz kalmış olduklarına şahitlik edişim, yanlışın ne çaplara kadar vardığını gösteriyor!
 
Salih Mirzabeyoğlu’nun fikrinin-dilinin, muhatabının kalitesi çapında bazen hipnotik derinliğe kadar varan etkileyiciliği, onu seven kabiliyetliler kadar onun kaliteli düşmanlarının da takdir ettiği bir realitedir. Buna, Üstad Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dilini de katabiliriz. Üstad döneminde yaşamış kimselerden, onun fikir dilinin, toplumun en alt tabakasından en üstüne kadar ne çapta tesir ettiğini, şaşırtıcı misâl ve meseller üzerinden dinlediğim çok olmuştur. Nitekim “Büyük Doğu-İBDA” klişesi, ebced değeri itibariyle 70 rakamı üzerinden “İpnoz (Hipnoz)” kelimesine denk düşer! (Ölüm Odası, Cilt: 1, Salih Mirzabeyoğlu, Sh. 78, İBDA Yay.)    
 
Mirzabeyoğlu’nun, bizzat kendisinin “Ruhî Roman” olarak nitelediği “Tilki Günlüğü” adlı 6 ciltlik bir eseri var. Bu eser, diğer eserlerine kıyasla form ve muhteva bakımından daha farklı bir yapıya sahip; esrarengiz, kimileri için “zırva”, kimileri için cazip, fakat bir o kadar da kaotik, hattâ “tehlikeli”!..
 
Tehlikesi, eserden kaynaklanmıyor elbette! Şöyle ki; şayet bir kimse yoğun bir iştiyak duyduğu hâlde, bu kadar tesirli bir dile, doğru bir metotla giremezse, daha doğrusu, Mirzabeyoğlu’nun, “nefsinde kemâlat dikizleme” dediği cinsten bir niyetle yaklaşırsa, eserin, okuyanı “hadim tesiri”ne sokması tehlikesi sözkonusu olmaktadır! İslâm büyüklerinin eserlerinin “Kur’ân sırrından” oluşu hakikatini hatırlatarak Mirzabeyoğlu’nun “Hadim” bahsini, “Hami varlık” mevzuu ile eşanlamlı olarak nasıl tarif ettiğine bakalım:
Hadim: Yardımcı. Hizmetçi. Cinsiyetsiz. Üçüncü tür. Yıkıcı, tahrib edici… Kendisine belirli davranış ritleriyle veya bilmeksizin yapılan davranışla temas sağlanan, müsbet veya menfi, teshirine girilen güç-varlık. Niteliği melek, cin ve nuranî varlık diye, onlar olmayan, ama onlarla da karıştırılabilen varlıklar. HAMİ ile, hemen aynı mânâ… Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân’da, her bir kelimeye 8 HADİM olduğu söylenir. Nasıl ki cincilik, her dine mahsus yapılır olması bir yana, ŞAMAN uygulamalarında da geçerli ise, HADİM de hakta hak, hakta bâtıl, bâtılda hak, bâtılda bâtıl iş yapan güç olarak görünebilir. Bir kişinin, yönlendirici olmaksızın tasavvuf uygulamalarına rastgele girmesi ve orada teşekkül eden bir formasyonla arzu edilmeyecek bir HADİM’e çatarak “kafayı üşütmesi”, hâdise olarak çokça görülmüş, ama sebebi bilinmemiş işlerdendir: Burada HADİM’in yıkıcılığı, sözkonusu kişiye ağır gelecek bir gücü olmasından da ileri gelebilir… Bu misâli, HADİM’in, bilinebilen ama kolayından tavsif edilemez oluşu diye de alın.” (Ölüm Odası, Cilt: 1, Salih Mirzabeyoğlu, Sh. 139-140. İBDA Yay.)
 
Hasan Mezarcı, İslâmî ilimlerde çok iyi yetişmiş, zeki, kabiliyetli, güngörmüş bir müftüydü. Ancak, Azazil’in Şeytan’a dönüşme kıssasındaki gibi, ilim, ihlâsla atbaşı gitmezse, sahibini çarpabilir; bu yüzden, “ilim, esbâb-ı tuğyandandır (azgınlık sebeblerindendir)” denilmiştir. 
 
Mezarcı, 90’lı yıllarda Refah Partisi’nden milletvekili olduktan sonra, Meclis’te Kemalizme karşı radikal çıkışlarıyla gündeme gelmişti. Kısa zamanda ulaştığı popülaritesi sayesinde kendinden epeyce söz ettirdi. Sonrasında ise parti onu taşıyamadı; buna merhum Erbakan’ın angajmanlarına tahammülsüzlüğü de eklenince, bu keskinlikleri onu bir anda zirveden kuyuya düşürdü!
 
1997’de Metris cezaevine, İbdacıların koğuşuna girdiğinde, milletvekilliği düşürülmüş, dışlanmış, itilmiş, hakarete ve iftiraya uğramış, yapayalnız bir insandı. Üstad Necip Fazıl “Cinnet Mustatili” kitabında cezaevini, “nefsin en azgın tezahürlerinin yaşandığı yer” olarak tarif eder. Mekân yani fiil alanı ne kadar daralırsa, tasavvur-hayâl alanı o kadar genişler çünkü! Ama hayâlin Rahmanî olanı var, nefsânî-şeytanî olanı var!
 
Zaten şişkin bir egoya sahip Hasan Mezarcı’daki “neydim, ne oldum” hazımsızlığı -kibri-, onun hepten azgınlaşan nefsini, Metris cezaevinde yattığı dönemde, sahte kemâl arayışlarına yöneltti. Böyle bir ruh kamaşması içinde, Mirzabeyoğlu’nun Tilki Günlüğü eserine de yoğun bir ilgi göstermeye başladı. İslâmî tedrisatı sayesinde, uzmanı olduğu etimoloji (iştikak) ilmi, büyük çapta bu ilimden -ama ledünnî mahiyette- istifade edilerek yazılmış bu eserden, kendi vehimlerine uygun çıkarımlar yapmasına sebep oldu.
ic-siir.jpg
 
(Kendisine indiğini iddia ettiği “Mücde(İncil) adlı kitapta, bu tesirin çokça delillerine rastladım!)
 
Tilki Günlüğü’nde, “hasan, mezar, mesih, çocuk…” gibi kelimeler arasında etimolojik ilgiler fark edip iz sürüyor, kitapta derinleştikçe durumu daha da ağırlaşıyordu. O çıkarımlardan hareketle İslâm kaynaklarına açıldı; Risâle-i Nur’dan, tasavvuf ve Hadis kaynaklarına kadar geniş bir yelpazeden, zihnindeki vehimlere uyan seçmeler yaparak bugün hâlâ süren ağır ve kemikleşmiş bir “hadim tesiri”ne kapıldı; yani bir nevi büyülendi! Tilki Günlüğü’nden bu şekilde büyülenen başka birçok kimse biliyorum; düştükleri durumların ağırlığı, müteessir olma kabiliyetlerine, niyetlerine ve mizaçlarına göre değişiyor elbette. 
mezarci-1.jpg
 
Benzer ağır bir vakayı, Mirzabeyoğlu bir yakınından misâlle “Telegram” adlı kitabının başında zikreder; gözleriyle Mirzabeyoğlu’nu bile tasarruf etmenin eşiğine gelecek kadar istidraç-sahte kerametler sergileyebilecek duruma düşen sözkonusu yakını, şükür ki, doktordu hocaydı derken sonunda atlatmıştı.
Hâsıl-ı kelâm, Hasan Mezarcı’nın sapıtmasıyla Salih Mirzabeyoğlu’na yapılan Telegram arasında uzaktan yakından hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Hasan Mezarcı’ya zihin kontrolü filan yapılmış değildir. Salih Mirzabeyoğlu’na yapılan zihin kontrolü ile Hasan Mezarcı’nın kapıldığı hadim tesiri birbirinden çok farklı şeylerdir. Mirzabeyoğlu’na yapılan ve hâlâ tüm şiddetiyle süren “Telegram-Zihin Kontrolü” işkencesini yapanlar, elbette bir yandan da onu delirterek itibarsızlaştırmayı amaçladılar, amaçlamaya da devam ediyorlar. Mirzabeyoğlu, başına gelen bu durumun, kahramanların karalanmasından yüreklerine su serpilen dişi yürekli adamlar(!) tarafından aleyhine kullanılabileceğini, “Telegram-Zihin Kontrolü” kitabında bizzat kendisi yazarak uyarmıştı da. Mirzabeyoğlu’nun aklının başında olduğuna, en yakınlarından başlayarak, çevresi, Telegram altında yazdığı kitapları, röportajları, konferansı ve mahkemedeki savunması şahitlik etmektedir zaten.  
 
burak-siir.gif
 
Uzman edasında ahkâm kesen Ahmet Maranki’ye zamanında bunları anlatmaya çalıştım ama dinletemedim.
 
Çünkü, "bir insanın bildiği ne kadar az olursa, bilmediği de o kadar az olur" misâli, “her şeyi bilen”(!) yani “cehl-i mürekkep” kimseye hiçbir şey anlatamazsınız!
 
Neticede Maranki, kapı kapı dolaşıp da müptezelliklerle dolu olduğu için bir türlü bastıracak yayınevi bulamadığı kitabını, ben 2004’te tutuklandıktan sonra nihayet bastırmış ve Salih Mirzabeyoğlu’nu Hasan Mezarcı ve Mehmet Ali Ağca ile aynı kefede tartarak büyük bir şenaate imza atmıştı!
 
Yeni Çağın yeni hastalıklarından başlıcası “Milenyum Dinleri" ya, ANAP’ın eski mâlûm hırsız-sahtekâr zümresine yakın Ahmet Maranki de, bu dinlerin hizmetinde bir nevi “modern üfürükçü” olan “kozmik bilinç” uzmanlığında(!) daha fazla dikiş tutturamayacağını anlayınca, “herbalistliğe” dikey geçiş yaparak müptezelliklerine orada devam etmeye başladı! O günden bugüne kadar daha birçok “zerzevatçı” kabiliyetlilerin ellerinde bu “zihin kontrolü” mevzuu, daha da ayağa düşürülüp suyu çıkarıla çıkarıla yayılarak bugünlere kadar geldi! 
 
Şimdi ayıkla pirincin taşını, ayıklayabilirsen! (Tahbir.com)
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.