25 Şubat 2018
  • İstanbul5°C
  • Ankara5°C
  • Konya6°C
  • İzmir8°C

BU SON 28 ŞUBAT OLSUN!

Said Bulut

07 Şubat 2018 Çarşamba 20:25

28 Şubat darbesi Siyonist generaller, medya, beşli çete  tarafından İslam’a karşı yapılan bir darbeydi. Müslümanların fişlenmesi, başörtülülere yapılan baskılar, imam hatiplerin kapatılması, önünün kesilmesi ve önemli İslami figürlere karşı operasyonların yapıldığı iğrenç bir süreçti. O dönemin İstanbul valisinin başörtülülerin okullara girmemesi için sokak sokak polisler tarafından tutulması acı bir süreçti. Geçen Afrin’de şehit düşen kutlu Astsubay Musa Özalkan’ın annesinin nasıl kışlaya alınmadığını anlatan paylaşımı içimi acıyla doldurmuştu. Bunlar sadece birer örnek. Bunun daha acı örnekleri de mevcut. 28 Şubat darbesinin sosyolojik sonuçları daha devam ediyor. 28 Şubat sürecinden dolayı bir nesil manen yok edilmiştir.

28 Şubat darbesi tamamen FETÖ’nün önünü açmış bir darbe olarak karşımızda duruyor.

28 Şubat sürecinde imam hatipler kapatılarak FETÖ’nün okullarının önünün açıldığı ve mankurtlaşmış bir neslin doğmasına sebep olmuştur. 28 Şubat darbesi Siyonist generallerle, FETÖ emniyetinin ortaklaşa gerçekleştirildiği bir darbeydi. 28 Şubat sürecinden dolayı TSK’da FETÖ’nün önü açılmış, FETÖ’ye dokunulmadığı gibi göz yumulmuştur. Şimdi içeride genel olarak İBDA bağlıları olmak üzere 400’e yakın 28 Şubat mağduru halen yatmaktadır.  Bununla alakalı 28 Şubat ve FETÖ mağduru Gazeteci-Yazar Tayyar Tercan ağabeyin anlattıkları çok önemlidir:

" İBDA, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun Üstad Necip Fazıl'ın Büyük Doğu fikriyatının devamı olarak yüzlerce eserle ortaya konulmuş bir Külliyata sahip bir fikir hareketidir. Ve fikri aksiyondan ayrı değerlendirmedikleri de faaliyetleriyle görünür. Fikir adamı Salih Mirzabeyoğlu'nun sistemi değiştirmeyi merkeze alan yazıları ve İbda fikrine bağlı olanların keskin tutumları Kemalist rejimin dikkatini çekmiş ve fikri engelleme yolu olarak terör örgütü hikayesiyle zulüm başlamıştır. FETÖ örgütünün zulmü ise bütün Müslümanlara olduğu gibi önceleri Kemalistleri perdeleyerek yapılan bir zulümdü. Salih Mirzabeyoğlu daha 91 de yazdığı "İşkence" isimli eserinde FETÖ’nün ihanetini dile getirirken İbda fikrine bağlı olanların çıkardığı dergilerde FETÖ’nün dinler arası diyalog ve Batıcı siyaseti çok ağır eleştiriliyor "yerli Lawrens "manşetleri atılıyordu.

90’larda henüz insanların çoğu FETÖ ihanetinden habersizken yapılan bu yayınlar FETÖ’cülerin Mirzabeyoğlu’nu düşman sınıfına sokmasına yetti. FETÖ yurtdışına kaçarken güya "İbda-c lideri ölüm emri verdi" yalanını dayanak yapmıştı. 28 Şubat’ın görünen faili Kemalistlerken arka planda olsun ve bu yüzden yolu açılan da FETÖ örgütüydü. Şimdiki ittifakları eskiye dayanıyor yani. FETÖ ele geçirdiği polis savcı ve hakim gücüyle mütefekkir Mirzabeyoğlu başta bir çok ibda bağlısını terörist damgası vurarak zindanlara attırdı. Kendi ihanetine engel olabilecek Müslüman bütün cemaat ve gruplara çeşitli tezgahlarla tasfiye ederken İbdacılar birazda sert tutumları sebebiyle terör örgütü damgası yedi. FETÖ’cü polisin hazırladığı fezlekeye FETÖ’cü savcı iddianame yazdı FETÖ’cü hakim de ceza verdi. Bugün hala çoğu firari veya hapiste olan FETÖ’cülerin verdiği kararlarla zindanda olan Müslümanlar var.

FETÖ’nün Batıcı ve İslam’ı tahrif etme çabasına karşı mücadeleye yıllar önce başlayan ve bunun bedelini ağır bir şekilde ödeyen İBDA hareketinin FETÖ ihanetine dair yazdıkları dikkate değerdir. "

 İşte gördüğümüz gibi 28 Şubat sürecinden önce ve sonra olmak üzere FETÖ’yü  gören  bu kahramanlar, FETÖ’nün hedefine oturmuştur. Şimdi FETÖ’cü savcılar, hakimler tarafından verilen cezalardan dolayı içeride yatan bu kahramanların beraat etmesi gerekmiyor mu? Ergenekon, Balyoz ve diğer davaların hepsinin kararında FETÖ etkin olduğu için tahliyeler, beraatler gerçekleşirken, 28 Şubat mağdurlarına ceza veren savcıların, hakimlerin FETÖ tarafından tutuklandığı, kaçtığı ortadayken niye halen cezaevindeler? Bu konuda yine çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Tayyar ağabeyin dediklerine kulak verelim: "28 Şubat  kendilerini bu ülkenin efendisi milleti ise kendilerine  hizmet etmek zorunda  bir köle gibi gören ve varlık şiarı olarak İslam’a düşmanlık eden bir zihniyetin Müslüman Anadolu insanının ruh köküne vurmak istediği bir darbeydi. Sistemin kurucu zihniyeti de diyebiliriz aslında. 28 Şubat bu zihniyetin Anadolu insanının inancına, değerlerine, örfüne,  adetine ve kültürüne yabancı olarak neredeyse her 10 yılda bir yaptığı darbelerden bir tanesiydi . Öncesinde olduğu gibi sonrasında da fırsat buldukça bu darbeye teşebbüs ettiler ve nihayetinde en son 15 Temmuzda tekrar denediler... Bu manada 15 Temmuz işgal girişimi 28 Şubat’ın devamıdır.

Benim hikayem o dönem yaşanan binlercesinden bir tanesi. İnançlı ve inancının hassasiyetini taşıyan bir Müslüman genç olarak yaşama çabamız bu zihniyeti korkutmuş olmalı ki işkenceyle  geçen polis sorgusu uyduruktan bir iddianame ve  hukukla alakası olmayan bir mahkeme neticesinde 30 yıl ceza 10 yıl zindan hayatı...

Hukuku değil aldığı talimatı uygulayan  Brifingli hakimlerin adaleti bu kadar olurdu zaten.

İşte bu hakimlerin zindana attığı 20 seneden fazla bir zamandır içerde yatan onlarca yüzlerce Müslüman var hala. 28 Şubat’ın darbe olduğunu meclis araştırma komisyonu da dahil bu ülkenin en tepesindeki kişiler dile getirdi. Kamuoyu bu konuda bir çok kez  "zulüm bitsin"  talebinde bulundu ve 15 Temmuz ile Fetocu Kemalist ittifakla bir çok insanın hayatını "yargı eliyle"  karartıldığı belgelendi ama bu insanlar hala zindanda.

Konuyla ilgilenen STK'ların raporlarına göre içerde 300 den fazla Müslüman var o zihniyetin çeşitli tezgahlarla ceza verdiği. Bu insanlar, bugün ülkeyi karanlığa sürüklemek isteyen kökü dışarda olan İslam ve insan düşmanı zihniyetin karşısında sadece inancıyla durmuştu. Bugün bunlarla olan mücadeleyi kazanmanın ve samimiyetin yolu bu insanları zulümden kurtarmakla olur.

Hukuk istiyoruz af değil. Yeniden yargılama yolu açılmalı. Mahkemeler adalet için vardır. Adalet tesis etmeyen mahkeme ne işe yarar?... "

Tayyar ağabeyin dediklerini dinledik. Tayyar Tercan, Yakup Köse ve Hamza Uçan abilerin öncülüğünde bu son 28 Şubat olsun kampanyası başlatıldı. Bu kampanya kapsamında TBMM İnsan Hakları başkanı Ravza Kavakçı, Konya milletvekili Hüsniye Erdoğan, bu kampanyayı başlatan abiler içerideki 28 Şubat mağdurlarını bir dizi ziyaretler gerçekleştirdiler. Son olarak hükümetin bu mağduriyeti ya yeniden yargılama ya da bir KHK ile çözmesi elinde. Kesinlikle hukukçular bunu daha iyi bilir. Bir çözüm yolu bulunabilir. Velhasılı kelam hükümet bu mağduriyet ile alakalı bir çözüm bulmazsa,  bunun vebali altından kalkamaz.