25 Kasım 2017
  • İstanbul11°C
  • Ankara-2°C
  • Konya-1°C
  • İzmir4°C

BEN ŞOK, BEN İPTAL!

En çok ta kalabalıkların artık hiç şaşırılmaması gerekenlere karşı sürüler halinde ilgisi ilginç. Esas şaşırılası, hayranlık duyulası şeyler, olmuşluklar, oluşlar mahzun, bir kenara itilirken...

Ben şok, ben iptal!

12 Eylül 2017 Salı 03:28

Ben şok, ben iptal

“Aşkınlığın eşiğine oturmayı seviyorum. Şaşkınlığa...Bebeksi hayrete. Aydınlığı emmeye...

Ürpermenin usul usul yağıp üstümüzü örtmesine...

Elimde olsa o eşikte sonsuza dek fasulye kırarım hatta" ile başlıyordu yazı.

Hangi yazı diyeceksiniz?

Bu sabah. Milat'ta. Tam karşısında olduğunuz yazı…

Siyasi hareketlilik, müfredat tartışmaları veya Amerika'daki kasırgalar ve yorumları hakkında kalemi ona şöyle diyordu. “Bu konular hakkında yazılmayan kalmadı. Kalemin görünür olmasının baş şartı bu zaten. Sen çoğu zaman unutulanı yap. İnsan gönlünü ferahlatmaya, onu kendi yolculuğu için ariflik tadında uyanık tutmaya bak...Dışarıda başka başka olaylar aksın. İçeride olgusal bir duruş, bir sakinlik...”

En çok ta kalabalıkların artık hiç şaşırılmaması gerekenlere karşı sürüler halinde ilgisi ilginç. Esas şaşırılası, hayranlık duyulası şeyler, olmuşluklar, oluşlar mahzun, bir kenara itilirken...

İnsan mı yetim? Hikmet mi?

İnsan mı kadersiz. Kader mi insansız bilmem ki…

Hayrete bir makam biçme gayreti de ilginç. İlklerin makam kelimesi bir duruşu; ruhun geldiği bir dereceyi hazm ile uğraştığını ifade eder. Fakat şimdi öyle bir anlamda kullanılmıyor o kelime. Kısaca "Waaww!, ay inanmıyoruom, nayır nolamaz, ben şok, ben iptal!" gibi kelimelerde ifadesini buluyor. Bir anda hayret ve bir an sonra bir şeyin etkisiyle yepyeni ve daha üst bir ruhsal olgunluğa sıçrama, o sıçrayışta sebat etme olarak değil...Hatta o ana kadarki kazanımları da “ben iptal”e dönüşebiliyor.

Gerçek bir hayranlık, bizi şaşırtan vesilecikler ötesine geçmekle mümkün. "Kim?" sorusunun sona, sonsuzluğun kapısına dayanmasıyla mümkün. Allah! deyip yanmayla...

Böyle bir hayretle bütün makamlar tepe taklak, yokuş aşşaa...olur. "Düşerken sana bakıyordum" cümlesindeki sana; Sana'dır ve bütün sanalar, onalar, bunaların vesile oluşuna... Düşerken O'na bakılırsa düşülmez. O düşme çıkma olur.

Olur. Olur. Olur…
Mesela güne hayranlıkla bakalım. O her gün ele geçen, her gün kaçırdığımız güne…

Sabahın güneşin annesi olduğunu düşünürüm. Akşamın da ayın annesi...
Bugün bulunduğum adanın Akdeniz'i dediğim ve Antalya'yı andıran kısımlarındaydık erkenden. Sabahın tatlı sancısına değdi gözlerimiz. Güneş kucağımıza, ellerimize doğdu. Günün ıngası açtı kulaklarımızı.

Dikkatimi çekti. Dikkatimden çok çektim;

Sabah veya akşam, yani zamanın tek yumurta ikizleri ne de nazlı bir oluşa sahip.

Her şey istenilen yavaşlıkta... Zam/an "Geleyim mi, olayım mı, hazır mısınız?" diye bütün varlıklara tek tek sormakta ve öylece, izinle, edeple gelmekte. Hiç bir paldır küldürlük, fevrilik, incitme, yol sormazlık yok. Ne erken, ne geç... 

Herşey tam zamanında. 


Bizse kendi hoyratlığımızla "Ne çabuk sabah oldu?" veya "Ne çabuk akşam oldu?" "Günler ne çabuk geçiyor?" deyip duralım. 

Telaş sinyallerimiz, hız trafiğimizin bizi zamandan ayrı, zamansız ve yersiz kıldığının farkında olmadan

ömrümüzü çürümeye, ezilmeye fırlatalım.

Ayşe Şener-Milat

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.