23 Kasım 2017
  • İstanbul12°C
  • Ankara4°C
  • Konya6°C
  • İzmir8°C

BEKİR ŞAHİN: "SEVENLERİMİZ KADAR SEVMEYENLERİMİZ DE ARTACAK..."

Muhammed Deniz, Fatih Akıncıları Derneği Onursal Başkanı Mehmet Şahin´in oğlu, öğrencisi hatta iş arkadaşı olan ve aynı zamanda uzun bir dönem Fatih Akıncıları Gençlik Komisyonu görevini üstlenen Bekir Şahin ile konuştu...

Bekir Şahin: "Sevenlerimiz kadar sevmeyenlerimiz de artacak..."

20 Ağustos 2017 Pazar 12:16

Muhammed Deniz´in röportajı

”Fatih Akıncıları Derneği Onursal Başkanı Mehmet Şahin´in oğlu, öğrencisi hatta iş arkadaşı olan ve aynı zamanda uzun bir dönem Fatih Akıncıları Gençlik Komisyonu görevini üstlenen Bekir Şahin, 2000’li yılların başından bu yana Türkiye´de Müslüman gençliğin geçirdiği travmayı anlattı. Ailesinin de 28 Şubat´la birlikte karşılaştığı zorluklara değinen Şahin, Akıncılar Hareketi´nin ihya edilmesinin ailelerine büyük bir heyecan yaşattığı günlere dikkat çekti.”

Öncelikle kendinizden bahseder misiniz, Bekir Şahin kimdir?

1988 İstanbul doğumluyum. İlkokulu semt okulumuz olan Fethiye İlköğretim Okulu´nda, liseyi de düz lise olan Ahmet Rasim Lisesi´nde tamamladım.

muhammed-deniz-a.jpg

(Bekir Şahin ve Muhammed Deniz...)

Şu an Anadolu Üniversitesi´nde İktisat ve İstanbul Üniversitesi´nde Tarih bölümlerini açıktan olmak üzere eğitimimi sürdürüyorum. Mesleki anlamda ise baba mesleğini sürdürüyorum. Babamın mesleği dolayısıyla 5 yaşından bu yana spor yapıyorum. 16 yaşından itibaren de babamın cezaevinde olması hasebiyle antrenörlük yapıyordum. 18 yaşına geldiğimde bu iş resmiyete kavuşmuştu.  Kung Fu, Kick Boks ve Free Fighting olmak üzere dövüş sporlarında Kick Boks´ta Siyah Kuşak 5.Dan ve Free Fighting´de de aynı şekilde Siyah Kuşak 5.Dan sahibiyim. Fatih´te Akademik Spor Merkezi´nde haftanın 6 günü işimizin başındayız. Düzenli antrenmanlara devam ediyorum. Evliyim ve bir çocuk babasıyım.

“BÖYLE BAŞARILI BİR BABANIN OĞLU OLARAK EN AZ İKİ DEFA DÜNYA ŞAMPİYONU OLMAM GEREKİRDİ”

Sosyal hayatınızla birlikte İslami anlamda, İslami camianın tam ortasında, henüz doğmamışken 80 darbesinden nasibini almış ve 28 Şubat´a tanıklık etmiş bir isim olarak o dönemlerin size etkisinden bahseder misiniz?

Mehmet Şahin´in oğlu olmanın ve Şahin ailesinin bir ferdi olmanın sorumluluğu ve bir takım zorluklarını başından beri hissettim. Çok ufak yaşlardan itibaren İslami çalışmaların da bulundum. İlk olarak 7-8 yaşlarında iken Selam Vakfı´nın çocuk kulübündeydik. Daha sonra 2000 yılında kirli bir operasyonla hocanın cezaevine girmesi hayatımdaki dönüm noktalarından biri olmuştu. 12 yaşındaydım. Cezaevi sürecinden sonra da lise son sınıf öğrencisiydim (o dönem lise 3 seneydi).  2000 yılından itibaren hayatımdan bir 5 sene silinmişti diyebilirim. O dönem için konuşuyorum. Her şeyi oyun zannedecek kadar ufak değildim. Babama çok belli edemesem de büyük bir hassasiyetim var. Onun götürülüşü beni ciddi anlamda sarsmıştı. Tabi ki olumsuz etkileri büyük boyuttaydı. Okulu ve sporu olumsuz etkilemesi benim için büyük bir kayıp sayılabilir. Yaklaşık 3 yıllık bir psikolojik tedavi sürecim oldu. Bana destek olan başta dayım Kemal Parlak gibi birçok aile büyüğüm vardı. Fakat babamın yokluğu çok daha ağır basıyordu. Aynı şekilde cezaevi dönemi öncesinde babam Bosna Savaşı´na gittiğinde de çok etkilenmiştim. Çeşitli hastalıklar nüksetmişti. Fakat esas etkiler 2000 ve sonrasıydı. Bir güvensizlik hissi vardı. Spor kariyerim anlamında da tecrübelerimin kaynağı olan hocam yanımda değildi. Babam özgürlüğüne kavuştuktan sonra çeşitli başarılarım olmuş olsa da böyle bir babanın oğlu olarak en az iki defa dünya şampiyonu olmam gerekirdi. Sonraki süreçte ciddi bir sakatlık geçirdim ve evlilik sürecim oldu. Müsabaka hayatımı noktalamış oldum.

bekir-a.jpg
“2009´DAN İTİBAREN İSE DERNEĞİN KURULMASIYLA DA KENDİMİ MÜCADELENİN İÇİNDE BULDUM”

2005 sonrasını mercek altına almak gerekirse, mücadeleci bir kişiliğinizin oluşması ve sonraki süreçte yaşadığınız olayların boyutları nelerdi. Mehmet Şahin´in mücadelesinde kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Açıkçası şartlar belki bunu gerektiriyordu fakat 2009´da Fatih Akıncıları Derneği´nin tekrardan kurulma dönemine kadar hocanın faaliyetleriyle ciddi manada bir dirsek temasım olmadı. 4 yıllık bir dönemde hocanın bilerek beni tırnak içerisinde uzak tutmuş olabileceğini düşünüyorum. 2009´dan itibaren ise derneğin kurulmasıyla da kendimi aktif şekilde bu çalışmalarda buldum. Belli bir olgunluğa gelmem ve hocanın da aktifliğiyle bana da bu noktada sorumluluklar düştüğünü hissederek kolları sıvadım.  İnsanlar benim farklı olmamı beklediler. Sivil toplum kuruşu faaliyetleri anlamında da kabiliyetli ve aktif olmamı bekliyorlardı. Benim kişiliğim bu noktada insanların bakış açılarında çok önem arz etmiyor diyebilirim. Bu durumun da zor bir durum olduğunun altını çizmek gerekiyor. Diğer yandan ben babama çekmişim ve kolay sinirlenen bir yapım var. Herkesle de çok iyi anlaşamayan farklı bir yanım da var. İçine kapalı biri olsam da benim kabuğumu aralamak gerekiyor sanırım. Tabi ki ben de hoca gibi aktif olmak isterdim. Sonuçta bu bir yapı meselesi ve Mehmet Şahin´in hayatının her noktasında bu aktifliği görebiliyoruz.

“FATİH AKINCILARI DERNEĞİ´NİN ONURSAL                                                                                                                                                  BAŞKANI´NA HERKESTEN ÇOK HAYRANIM”

Mehmet Şahin denildiğinde “Baba” , “Hoca” ve “Ağabey” sacayağının tam ortasında durabildiniz mi ? Bu duruş neleri ifade etti?

Benim için en önemli mesele de buydu. Birincisi babam olarak Mehmet Şahin ile muhteşem bir baba oğul ilişkisi yaşadık mı bilemiyorum. Onun istediği gibi bir evlat olabildim mi bilemiyorum. Kendisi de yapısı gereği insanların yüzüne kusurlarını açık eden bir insan olmadığı için ifade etmek güç. Fakat aynı iş yerinde olduğumuzdan dolayı birçok şey paylaşıyoruz. Röportajda da ondan bahsederken çoğunlukla “Hoca” olarak hitap ettim. Çocukken ablam ve bana salonda baba demeyi yasaklamıştı. Sporcularının arasında herhangi bir ayrım yapmadığı için bizi de disipline ettiği için alışkanlık olarak her zaman hoca olarak ifade ediyoruz. Bunların yanı sıra Fatih Akıncıları Derneği´nin Onursal Başkanı olan herkesin ağabeyi İslami dava adına mücadele eden ve benim de hayran olduğum birisi. Herkese nasip olacak bir şey değil. Oğlu olarak değil de bu hareketin bir mensubu olarak Mehmet Şahin´in yaşayan bir şehit olduğunu düşünüyorum. Özellikle geçirdiği sıkıntılı süreçten ve maruz kaldığı işkencelere rağmen çıktığı günden itibaren davasından bir adım geriye adım atmadığını görmek bana hep enteresan gelmiştir. Yanlış hatırlamıyorsam cezaevinden çıktıktan sonra Beyazıt Meydanı´nda katıldığı bir eylemde tanıklık ettiğim, onun en ön safta olması, insanları organize edip kalabalığa liderlik yapması, birçok ağabeyimizin belli bir süreçten çektikleri zorluklardan sonra kabuklarına çekildiklerini biliyoruz. Hocanın ise hiçbir bedel ödemekten geri kalmadığını görmek hayranlık duyuyor olmamın sebebiydi. Birçok kişiyi ve kendimi düşünüyorum, muhtemelen yapamazdım. Yapamazdılar.

“HOCA ÇOK ŞANSLIYDI DİYE DÜŞÜNÜYORUM HER                                                                                                                                     KONUDA DESTEĞİNİ EKSİK ETMEYEN BİR EŞİ VARDI”

Fatih Akıncıları Derneği´nin yeniden kurulacağı kararının alınmasından sonra sizin aile çatınızın altında oluşturduğu heyecana, Rahmetli anneniz ve kıymetli ablanızın bu noktadaki duygu ve durumlarına değinir misiniz?

Her şeyden önce babamın heyecanlı olduğunu söylemem gerekir. Tekrar dava arkadaşlarıyla bir tarihsel gerçekliği ihya etmek adına heyecanı gözlerinden okunuyordu. Birtakım eleştirilerin de olduğunu belirtmek gerekiyor. “Nostalji mi yapmak istiyorsunuz” , “Ne gerek var” gibi tavır ortaya koyanlar olmuştu. Bir de tırnak içerisinde emekli kıraathanesi olarak bir oluşumun hayata geçirileceğini düşünenler olmuştu ki hala varlar. Evimizde de bir heyecan yaşandı elbette. İşimiz gereği evde bir arada olmaya çok fırsatımız olmasa da farklı bir enerji vardı. Sabahlara kadar gayret gösterdiğini söyleyebilirim. Bizim için ailemiz için efsane olan bir derneğin hayata geçecek olması Metin Yüksel´in adının geçtiği bir oluşumun tekrardan ortaya koyulacak olması bir etki oluşturmuştu.

***

Rahmetli annem ve ablamın da bu konuda bir mutluluk yaşadıklarını düşünüyorum. Akrabalarımızın arasındaki “Bu kadar iş gelmişken başına..” gibi, olumsuz yorum ve eleştirilere kulak asmamışlardı. Annem naif bir insandı bu anlamda bize çok dillendirmemiş olsa da içten içe sevinçli olduğunu düşünüyorum. Aktif olarak da hayatının sonuna kadar Fatih Akıncıları Derneği´nin Hanımlar Komisyonu´nda yer aldı. Hoca o konuda çok şanslıydı diye düşünüyorum. Her konuda desteğini eksik etmeyen bir eşi vardı. Çilekeş bir insandı. Hayatında rahat yüzü görmedi belki, karda, Kış´ta, otobüs bekleyen otobüs bulamayınca gece geç saatlerde otogardan tek başına eve dönen hiçbir defa bile “Yeter artık” dememiş bir insan olarak acısı da bizim için hep taze kalacak. Heyecanıyla birlikte özellikle yetim çocuklara karşı olan hassasiyetini dernek çalışmalarında da ortaya koymuş oldu. Çektiği acıların meyvesi belki de bu dernekteki faaliyetler oldu diyebilirim kendi adıma.

“YENİ NESİL METİN YÜKSEL´LER İÇİN YENİ NESİL MEHMET ŞAHİN’LER,  MEHMET ALİ TEKİN’LER YETİŞTİRMEMİZ GEREKİR”

Fatih Akıncılar Derneği kurulduğu günden belirli bir sürece değin aktif bir görev üstlendiniz. Bu sürecin yanında en baştaki söylemler ile bugün gelinen nokta arasında gençlerin bir abisi olarak neler söylemek istersiniz?

Dernek faaliyete başladığında ağabeylerimizin söylemi “Yeni nesil Metin Yüksel´ler yetiştireceğiz” oldu.  Derneğin de ilerleyiş amacı belirli bir noktada idaresinin gençlere bırakılmasıydı. Türkiye´deki Müslüman gençliğinin ilacının da her zaman bu olduğuna inandım.

Günümüzde Müslümanların rahata kavuşması, makam ve mevki sahibi olmasının üzülerek söylüyorum ki gençleri olumsuz etkilediğini düşünüyorum. Bu ortam olumlu hale getirilebilirdi aslında bir kere gençlerin fikirleri ve düşünceleri çok basitleşti ve içi boşaltıldı. Kafeterya Müslümanlığının yaşandığı bir ortam meydana geldi. Fatih Akıncıları olarak 50 yada 100 gence yönelik çalışmalar yapabiliriz.

Peki yeterli mi? Tabi ki değil. Kilit sözcüklerimizden de anlaşılabileceği gibi yeni nesil Metin Yüksel´ler için belki de yeni nesil Mehmet Şahin’ler ve Mehmet Ali Tekin’ler yetiştirmemiz gerekir.

Adını zikredemediğim birçok ağabeyim vardır daha da açıklık getirmek gerekirse bu isimler gerçekten kardeşlerinden Metin Yüksel´den aldıkları bayrağı yükseltmek adına hiçbir defa Şehit Metin Yüksel´in şehadetinin üzerinden neredeyse 40 yıl geçmesine rağmen o heyecanı ve sorumluluğu hiçbir zaman kaybetmeden dava aşkıyla devam etmeleri önemli bir husus. Bu bayrağı taşıyacak aynı heyecanda gençlerin olması gerekir. Sonuçta hepimiz faniyiz. Ağabeylerimiz bu hayattan göçüp gittiklerinde bu davanın ne kadar daha süregeleceği benim adıma bir soru işareti. O yüzden gençlere maddi manevi yatırımlar gerekiyor.

Metin Yüksel´in gerçekliği sadece mücadeleci ve kavgacı oluşu değil, bunlarla birlikte bilinçli, düşünceli ve imanlı hareket kabiliyetiydi. O günün şartlarında Metin Yüksel ve arkadaşları belinde silahla dolaşmak zorundaydı. Bugün ise bizim en önemli amacımız bu adamların fikri neydi ? Dertleri neydi? Sorularına yanıt aramak olmalı.

Diğer bir husus da gençlerin özellikle sosyal medyada kaybettikleri zaman, sivil toplumla ve asıl hayatla bağlarının inanılmaz derecede zarar görmesine sebep oluyor. Aynı odanın içerisinde herkes telefonlarına gömülüyor. Kendilerine farklı dünyalar kuruyorlar. Orada kendilerini özgür hissediyorlar fakat sosyal hayatlarını tabiri caizse kısırlaştırıyorlar. Bu da beraberinde sosyal medya ağabeyi kavramını doğuruyor. Sosyal medyada aktif olup normal hayatta iki kelimeyi bir araya getirmeye çekinen bir kesim söz konusu. Bir özgüven eksikliği oluşuyor. Bu söylediklerimi sosyal mecraları olumlu manada kullanan arkadaşları tenzih ederek söylüyorum.

Akıncılar Vakfı girişimine ilişkin bir değerlendirmede bulunmanız gerekirse, hedefler ve teşkilatlanma anlamında sadece İstanbul´da değil de Türkiye´nin her yerine iletilecek olan mesaja ilişkin neler söylemek istersiniz? 

Özellikle başlarda İstanbul´daki dava arkadaşlarımızdan ve il dışındaki gönüldaşlardan çok sayıda Akıncılar Derneği´nin kurulması gerektiği öngörülüyordu. Böyle bir talep vardı. Bu noktada Fatih Akıncıları´nı kuran ağabeylerimiz, çok temkinli davrandılar. Acele edilseydi bu gün bir saygınlık elde etmek zor olabilirdi.

Vakıf olmanın da artık gerekliliğinin var olduğunu düşünüyorum. Doğru zamanlama olduğuna da inanıyorum. Sorumluluklar ve zorluklar artacaktır. Sevenlerimiz kadar sevemeyenlerimiz de artacaktır. Gençlerimize bu noktada önemli sorumluluklar düşüyor. Allah´ın izniyle Akıncılar Hareketi bundan sonraki Türkiye´nin uzun bir sürecine damgasını vurabilir ve etki oluşturabilir diye düşünüyorum. Rabbim muvaffak eylesin diyorum.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Bizim sözümüz gençlere, kardeşlerimize; okuyun, düşünün ve eleştirin. Rabbimiz izin verdikçe aydınlık savaşçısı olmaya devam edeceğiz. Teşekkürler.

(Kaynak: Fatih Akıncıları resmi sitesi)

sahin-ailesi.jpg

(Şahin Ailesi... Eskişehir Cezaevi...)

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.