02 Nisan 2020
  • İstanbul9°C
  • Ankara7°C
  • Konya8°C
  • İzmir11°C

AYDIN DOĞAN'IN GARSONU AHMET'İN "CUMHURİYET" ŞİİRİ!

Yok böyle bir şiir!

Aydın Doğan'ın garsonu Ahmet'in "Cumhuriyet" şiiri!

02 Kasım 2017 Perşembe 13:29

Milat gazetesi yazar Ufuk Coşkun, bugünkü "Ahmet'in Cumhuriyet şiiri" başlıklı yazısında, Aydın Doğan'ın ara sıra garsonuluğunu da yapan Ahmet Hakan Coşkun'un "Cumhuriyet"le ilgili yazısın değerlendiriyor...

İşte Ufuk Coşkun'un o yazısı:

Ahmet'in Cumhuriyet Şiiri!

Ahmet Hakan’ın Cumhuriyetin 94. yıl dönümü vesilesiyle yazdığı şiirin(!) Cumhuriyetin 15.yıl dönümünde düzenlenen şiir müsabakasında dereceye giren Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu 2-B sınıfından Fethi Aktuğ ve Giresun Merkez Necatibey İlkokulu öğrencilerinden 459 nolu Şengül Yazıcıoğlu gibi öğrencilerin yazdıkları şiir ve yazılardan pek de farkı yoktu.

 Ahmet, 1938 yılında müsabakaya giren çocukların taşıdığı duygu, düşünce ve heyecanla;

“Padişah torunuyum falan diye kibirli bir edayla dolaşanları, anında küt diye karikatüre dönüştürüyor ya... İşte ondan seviyorum Cumhuriyet’i…”

“Babası padişah olan büyük oğlanın, babasının ölümünden sonra padişah olma ihtimalini sıfıra indirgedi ya... İşte ondan seviyorum Cumhuriyet’i...”

“Saltanat rejiminin getirdiği o doğal riyakârlıkları yıkıp erdemi öne çıkarıyor ya... İşte ondan seviyorum Cumhuriyet’i...” diyor. 

İmam hatip mezunu bu yaştaki bir adamın tarihe olan bakışına mı yanarsınız, seviyesine mi, kendine olan yabancılaşmasına mı, cumhuriyetten ne anladığına mı yoksa eğitim sisteminin yol açtığı tahribata mı?

Bilirsiniz, bizim ülkenin çocukları uzun yıllar, Nahit Nafiz’in; “Yeryüzünde sen varsın, İsterse gök kararsın, Başımızda sen varsın, Yaşa Ulu Atatürk!’’  sözleriyle başlayan Atatürk şarkılarıyla büyüdü. Sonra Aka Gündüzlerin, Behçet Kemal Çağlarların, “Kâbe Arab’ın olsun, Çankaya bize yeter” diyen Kemalettin Kamuların şiirleri…

Cumhuriyet devri modernleşme sürecinin önemli aktörleri arasında yer alan öğretmenlerin resmi eğitim vasıtasıyla toplumda ciddi bir bilinç kayması yaşattıkları aşikâr. Cumhuriyet değerlerini, laikliği, inkılâpları, ilericiliği ve çağdaşlığı topluma kazandırmada önemli vazifeler üstlendiler. Elbette bunun içinde tarih, millet, kültür, inanç ve mensubiyet duygusu yer almıyordu.

Bu yüzdendir ki yıllardır şekli cumhuriyetten içinde millet olan sahici bir cumhuriyet anlayışına geçmek için mücadele veriyoruz.

Yine Ahmet üzerinden bir örnek verelim:  Hatırlarsanız bir ara İlber Ortaylı Hoca, Fatih Sultan Mehmet'in entelektüel kimliğini, kaç dil bildiğini, İlyada'yı, Yunanca aslından okuduğunu anlatıyordu.  Ahmet Hakan tam da bu noktada söze girdi. “Yani Batı'ya açık biriydi.” İlber Hoca; “Hayır efendim o zaman Batı'da öyle bir adam yoktu ki, ne Batı'sı.” “Ama böyle bilime açık olması tipik bir Müslüman olmadığını göstermiyor mu?”Hayır, efendim ne münasebet, aslında tam bir Müslüman örneği. Sizin bildiğiniz gibi değil. Müslüman dediğin tam böyle olur.

Bir vakitler şöyle bir cümle kurmuştum; “ Bu ülkede subayların gönlünde yatan bir gün darbe yapma hevesini, muhafazakâr yazarların da Hürriyet'te yazma hayalini kırmak bir hayli zor.” Ahmet Hakan, bu hayalini gerçekleştiren ender yazarlardan biri!

Öyle ki artık o, kadim medeniyet havzasında üretilen tüm değerleri, ilmi ve kültürel gelişmeleri kabullenemeyecek kadar kendinden uzaklaştı. Artık o, 11.yüzyılın sonunda tüm zamanların en büyük en kaliteli yükseköğretim müessesesini Türklerin kurduğunu göremeyecek kadar kör. Artık o yaşadığı toprakları, Batı medeniyeti üzerinden değerlendiren, Batı’nın ali menfaatlerini kendi menfaatlerinden üstün gören bir oryantalist! Buna rağmen ne yapsa, ne yazsa bir türlü “beyaz Türk” ligine giremiyor!

Güç karşısında eğilmenin, aykırılık kisvesi altında tarihinden, kültüründen uzaklaşmanın, kendine güvensizliğin hazin bir örneğidir Ahmet.  Ve ne hazindir ki hala kendilerini “Aydın Doğan Hürriyet Okulu’na” kaydettirmek için yarışan bir yığın ezik muhafazakâr yazarımız var. Bu psikolojiyi üzerlerinden atamadıkları sürece de bir türlü kendi ayakları üzerinde duramayacaklardır.

Ülkesine yabancı,  tek sermayeleri milletin tarihi ve inanç değerlerini küçümsemek olan, düşünme kabiliyetleri dumura uğramış, üretme kabızı, müstemleke aydını bu zümrenin karşısında artık daha fazla eğilip bükülmeyin!

Cemil Meriç, Suffert’in Şezlong Aydınları (1974) adlı kitabına atfen şöyle bir cümle kurmuştu; “Bu tür aydınlar muhteşem şatolarda yaşar. Paris'in en muhteşem semtlerinde otururlar. Normandiya'da yazlıkları vardır. İki şampanya/viski bardağı arasında toplumun da toplumsal çelişmelerin de üstesinden gelirler!  Oysa sözde ilimci, hakikatte yobazdırlar. Bunlar aynı zamanda efendisinin ilaçlarını çalıp içen uşaklara benzerler.

Velhasılıkelam, tarihinden uzak nesillerin yetişmemesi için eğitimi sil baştan yenilememiz gerekiyor.

Ufuk Coşkun-Milat

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.