14 Ekim 2019
  • İstanbul17°C
  • Ankara6°C
  • Konya8°C
  • İzmir17°C

AV. ALİ RIZA YAMAN YAZDI; KUDEMANIN BİR ÖNCÜSÜ; "BABA NAZİF"...

Son derece harbî, hasbî, gösterişsiz ve o nispette de asil, zarif, lâtif...Malûm; azdan az, çoktan çok gider...Baba Nazif, davası için çok şey fedâ etmiş, dünyevî olarak birçok şeye sahip olacakken bunları hiç düşünmeden tepmiş biri...

Av. Ali Rıza Yaman yazdı; Kudemanın Bir Öncüsü; "Baba Nazif"...

06 Ekim 2019 Pazar 21:39

 

 

alirizi-ve-nazif-keskin-yeni.png

Kudemanın Bir Öncüsü:

“Baba” Nazif

Av. Ali Rıza Yaman

Bâki âleme ilk önce Av. Harun Yüksel gitti...

Ardından Kumandan Mirzabeyoğlu...

Ve İstanbul'da büyük fırtınanın koptuğu saatlerde meğer “Baba” Nazif de fâni âleme vedâ ediyormuş...

Sabah 05.30’da gönüldaş Mustafa Sabah’tan gelen mesajla vefat haberini öğrendiğimiz Baba Nazif'in kaybı; hem zâtından hem de Kumandan yadigârı olmasından dolayı derin bir hüzün sebebi...

Her zaman “Hayatı yaşayanlarla yaşamak"tan bahseden Kumandan’a dair birçok yaşanmışlık da Baba Nazif'le birlikte fâni âleme vedâ etti...

Kendisi "Kumandan'ın yakını, arkadaşı” vb vasıflandırmalara çok kızar, bu tür tavsifleri edepsizlik olarak telâkki ederdi.

Ancak kendi adıma ben şahidim ki, Kumandan Mirzabeyoğlu, Baba Nazif'i yakını olarak görürdü.

O’na yakınlık kesbedecek ve muhatabını Kumandan'a yakîn hâle getirecek biriydi.

nazif-keskin-bir.png

Baba Nazif'in vefatından iki gün önce uzun uzun sohbet ettiğimiz Mevlüt Koç Bey’e; “Abi Kumandan’ı çok özlüyorum. Bu özlemi nispeten dindirecek birkaç kişi kaldı” demiştim.

Benim için o birkaç kişiden biriydi Baba Nazif...

Baba Nazif’i herkes delikanlı, yiğit, Baba yönüyle bilirdi...

Ancak bendeki karşılığı, bir sohbette Kumandan’a da belirttiğim üzere, gayet rahat istismar edilebilecek kadar aşırı müşfik olmasıydı.

Ve beni kendimden utandıracak şekilde Kumandan’a gösterdiği müthiş edepli tavrı...

Bir gönüldaşın aktardığı şu şairane tablo, tam da ona yakışacak bir vakar, asalet, nezâket ve samimiyet tablosudur:

Cezaevi çıkışında Kumandan’dan selâm iletmek üzere aradığım zaman “Ali Rıza bu saatte aradığına göre kesin Kumandan’la alâkalı bir şey söyleyecek” diyor, ayağa kalkıyor, önünü ilikliyor, telefonuma cevap veriyor ve âdeta hazır ol bir vaziyette Kumandan’ın selâmını alıyor...

Son derece harbî, hasbî, gösterişsiz ve o nispette de asil, zarif, lâtif...

Malûm; azdan az, çoktan çok gider...

Baba Nazif, davası için çok şey fedâ etmiş, dünyevî olarak birçok şeye sahip olacakken bunları hiç düşünmeden tepmiş biri...

Baba Nazif, 80 sonrasında bizzat devlet ricâli tarafından İstanbul’da organize edilen “Babalar” toplantısına ısrarla çağrılan, katılıp- katılmama hususunu Kumandan’a danışan ve Kumandan’ın ettiği iki kelimelik “gerek yok” lâfına istinaden her şeyi tek bir kalemde silip ardına da bakmayan biri...

Hasbelkader Kumandan’ı tanıdığı ve başka doğrusu olmadığı için değil, Kumandan’ın mânâ ve misyonuna yakîn geldiği için teslim olan Baba Nazif...

Her kesimden, her cenahtan, her kademeden, her ortamdan çok geniş bir çevresi olan, “Ali Rıza ben çok ortam, çok delikanlı, çok yürekli adam gördüm... Ama Kumandan gerçekten biricik" diyen Baba Nazif...

Baba Nazif’in Kumandan’la şahsen tanışması da kendisine yakışan bir vesileyle oluyor...

Devlet ricâlinden birinin; “50 yaş ve üstünde olup tanımıyorum diyen kesin yalan söylüyordur, çünkü fırtına gibi her yerde esiyordu, haberdar olmamak mümkün değildi” dediği Gölge Dergisi döneminde Kumandan'ı tanıyor...

Ali Rıza biz o dönemde (70’ler, Ankara Siyasal dönemi) fırtına gibi esiyorduk... (gülerek) kendimizden başka da delikanlı yok zannediyorduk. Gölge’yi elime alınca şok oldum, kimmiş bunlar diye merak edip hemen İstanbul’a geldim” diyor...

Gölge’ye birçok kez gelip-gidiyor ama Kumandan’ı tanımak bir türlü nasip olmuyor.

Zira, bilhassa İbiş işe gizem katıp, Kumandan’ın kendisi olduğunu vehmettiriyor, Kumandan’la Baba Nazif'i tanıştırmıyor...

Baba Nazif de Gölge'deki o soluğun İbiş’e âit olamayacağını kestiriyor ama yapacak bir şeyi yok...

Ve bir gün... Sanırım Cağaloğlu’nda düzenlenen kitap fuarında birileri Büyük Doğu standını dağıtıyor... Haber Baba Nazif’e ulaşıyor... Baba Nazif, daha sonra bakanlık, meclis başkanlığı da yapmış kişilerin de olduğu grubu toplayıp hesap sormaya gidiyor... Ve kavga kızışınca Baba Nazif yalnız kalıyor...

Ali Rıza, kavga ettim, ettim, ettim... sonrasında hiçbir şey hatırlamıyorum. Yere düşmüşüm, gözümü açtığımda bana saldıran kalabalığın yarıldığını gördüm... Bu tabloyu görünce bana can geldi, can havliyle hamle yaptım (Daha sonra MHP'den m.vekili de olan kişinin ismini zikrederek) ikimiz de birbirimize emanetleri çektik... Daha sonra “Salih geliyor” diye sesler duyulmaya başlandı... İsmi, yumruğundan daha tesirliydi, herkes dağıldı... Meğer çoğu Kumandan’ı tanıyormuş, bir tek ben tanımıyormuşum... Kumandan beni aldı götürdü, yemek ikram etti... Başkası olsa o kadar adamı tek başına dağıtmanın ekmeğini bir ömür yer... Ama sanki daha biraz önce o kadar adamı tek başına dağıtan kendisi değilmiş gibi gayet sakin bir şekilde fikrî meselelerden bahsetti. O konuştukça büyüdü bense küçüldüm ve bağlandım...”

Kumandan'a bağlanan ve bağlandıkça büyüyen Baba Nazif’in Gölge'yi mânâlandırması muazzam...

Bir sohbette “abi sekülerizmin de hakikati İslâm’da... Siyâset de zaten bu çerçeve mânâlı ve değerli... Her ân yaratılan bir âlemi her dem İslâmlaştırmak cehdi; la-dini alanı dinin/ İslâm'ın hasrına alma çabası... Siyaset bu maksada hizmet ettiği nispette mânâlı ve değerli...” vs deyince Baba Nazif; “Ali Rıza öyle diyorsun da Gölge çıkana kadar müslümanlar tersinden ve gayet yanlış bir şekilde sekülerizmi kendilerinde yaşatıyordu, din ve dünya işlerini bilmeden tamamen ayırmıştı... Dünü bugüne, bugünü yarına, bu dünyayı bâki âleme taşımaktan âcizdi... Gölge, bizim dilimizi çözdü... Bu dünyaya intibak ettirdi...” diyerek Kumandan’ın mânâ ve misyonunu hulâsa etti.

İBDA’nın her zerresine sinen M. Arabî Hz. etkisi... İBDA Diyalektiği’nin temel sabitelerinden biri olan; “zâtıyla doğru ve yanlış yoktur” ölçüsü... Bu ölçüyü ölçülendiren ve İBDA’nın âdeta temeli olan Bütün Fikrin Gerekliliği'nin ilk bahsi olan “irfan" davası... İdeal irfan kıvamının tutması için aklın hakkını bihakkın verilmesi, bunun fikir formunda sunulması... Tam bu noktada M. Arabî Hz.’i ile İ. Rüşt arasında geçen malûm ve meşhur “evet ve hayır" konuşması... M. Arabî'nin; “evet ile hayır arasında ruhlar maddelerinden, başlar boyunlarından kopar...” demesi...

Ve Baba Nazif’in Gölge’yi mânâlandırmadaki isabeti:

500 yılda tedricen artan bir şekilde maddesinden kopan ruh; Kumandan eliyle sistem, fikir ve devletlik çap ve formda maddesine yeniden kavuşuyor, bu dünyaya ait olan her şey bizim teshir sahamız hâline geliyor, Baba Nazif gibi seçkin ruhlar da “maddesinden kopan ruh"u fikir formunda üfleyen soluğu hemen tanıyordu...

Başta da söylediğim şekliyle; bence en bariz vasfı fazlaca müşfik olmak olan, en güzel ölüm şekillerinden birinde, uykuda ruhunu teslim eden, gayet nadirâttan olan kudemanın birkaç öncüsünden birine, Baba Nazif’e Rabbim de şefkât ve merhametiyle muamele etsin inşallah...

yeni-kopya.png

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.