23 Haziran 2017
  • İstanbul26°C
  • Ankara19°C
  • Konya21°C
  • İzmir28°C

AMERİKA ORTADOĞU TOPRAKLARINDA NE YAPMAK İSTİYOR?

Mehmet Berk Ergin

25 Mart 2017 Cumartesi 21:50

Kaldığımız yerden devam...

Buradaki ilk yazı olmasından ötürü, kapsamlı olmayan bir yazıyla başlayalım...

Amerika Ortadoğu topraklarında ne yapmak istiyor?

Amerika, Ortadoğu'daki potansiyeli lehine çevirip, dünya ekonomisini yönetmek ve dünyaya hakim bir ülke olmak istiyor. Paralar Yahudilerden, akıl İngilizlerden, Silahlar da Amerika'dan çıkıyor. Biraz daha açacak olursak, Amerika Ortadoğu'daki zenginlikleri, İngilizler Avrupa'daki toprakları, Yahudiler de Arz-ı Mevud'da bahsi geçen bölgeleri alıp bir bakıma aklınca kutsal bir zafer elde etmek istiyor. Planlara göre, Amerika Yahudi parasıyla Yahudi ve İngiliz'e yardım edecek karşılığında da Ortadoğu'yu avuçları arasına alacak. Anlayacağınız, tam bir dünya seferberliği ile karşı karşıyayız. Biz bi' birlik olalım, kimse bizi durduramaz. Yeter ki, inanalım...

 

Neden Kürtler?

Kürtler, 40 milyona varan nüfusuyla bu coğrafyada çoğu ülkenin nüfusundan daha fazla bir nüfusa sahip. Haliyle, bu dağınık etnik, bir bakıma Amerika için cazip gelmektedir. Kürtlerin bir zamanlar Türkiye'nin dışında kalan bölgelerde bayağı eziyete maruz kaldığı da bilinmektedir. Ayrıca, Vatansever Kürtlerin yanında, bir takım ideolojilere inanan Kürtler de bulunmaktadır. Durum böyle olunca, Amerika bu fırsatı lehine çevirip, BOP projesini kısa yoldan faaliyete geçirmek istiyor.

Bu BOP merakı nereden geliyor?

Ortadoğu, dünya petrolünün 3'te 2'sine sahiptir. Bulunduğu konum itibari ile önemli bir güzergah merkezidir. Enerjinin, ticaretin, tarihin ve uygarlığın temel taşları burada atılmış. Bunların yanı sıra yeryüzünün büyük bir kısmını kapsayan 3 büyük semavi dinin de merkezidir.  Coğrafi yapısı, doğal kaynaklar ve diğer yer altı kaynaklarının zenginliği de dikkat çekmektedir. Baktığımızda, Amerika yerlilerinin de Ortadoğu kökenli olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, Büyük Ortadoğu Projesi Amerika için yıllardan beridir süregelen önemli bir dayatmadır.

Peki CIA'in bu konudaki konumu nedir?

CIA Amerika'nın dış politikasının aklı sıra savaş ve gözlem planlarını uygulayan bir yapıdır. Bu yapı kurulduğunda ilk amacı, ajanları vasıtasıyla bulunduğumuz coğrafyada iç karışıklık ve ayaklandırma olmuştur. Terör örgütleri de bu projenin bir parçasıdır. Bu terör örgütleri, CIA vasıtasıyla bölgedeki insanları aldatıcı, beyin yıkayıcı fikirleriyle kendi himayesine çekmeye çalışmaktadır. Biraz gerilere gittiğimizde, ikiz kulelerin düşürülmesini de bahane ederek “uluslararası terör” algısını oluşturmuştur. Zira, bu projeyi yürürlüğe geçirebilmek için önemli bir bahane oldu ve demokrasi getireceğiz diye girilen bu topraklara tabiri caiz ise, tacizde bulunuldu, işgal edildi. İşin arka planına baktığımızda, terör örgütlerine "Size gerekli her şeyi temin edeceğim. Siz de buna karşılık olarak bölge halkını isyana, saldırganlığa, ters ideolojilere teşvik edeceksiniz. Gerisi bende." diyen bir Amerika var karşımızda. Görünür tarafına baktığımızda ise, bizlere "Ben sizin dostunuzum. Bu teröristler bizim için de, sizin için de, bütün yeryüzü için de potansiyel bir tehdittir. Ben bu yüzden müdahale edeceğim." diyen bir Amerika görüyoruz. Yersen...

 

Ne yapmalıyız?

 15 Temmuz'da da görüldü ki, bizim asıl düşmanımız Amerika'daki art niyetli zihniyettir. Amerika'daki bu zihniyet, bölgede kırılgan grupları zıt gruplarla ve iktidarla karşı karşıya getirerek iç karışıklık görünümüyle bölgeye girip, bölgeyi talan etmektedir. Sonra da, biz demokrasiyi destekliyoruz, deyip güya ağabey muamelesi yapmaktadır. Türkiye'nin kararlı mücadelesi sonrası, bölgedeki diğer ülkelerden farklı olarak, Türkiye'ye karşı topyekün mücadele söz konusudur. Askeri darbe, ekonomik darbe, adli darbe, derken şimdi de hem içeride hem de dışarıda binbir türlü gruplarla meşgul olmaktayız. Türkiye, Suriye'ye girerek bu zihniyete en büyük cevabı vermiştir. Artık, 'ben söylerim sen emirlerime buyur dersin' denilen Türkiye yok karşılarında. İşte, bu onları çok rahatsız ediyor olmalıdır. Musul'a bir müdahale ve/veya tehdit söz konusu olduğunda Türkiye'nin itiraz hakkı bulunduğu bilindiğinden ötürü, Türkiye'nin  kendi sınırları içerisine hapsedilmesi isteniliyor. Bu süreçte çok dikkatli olmalıyız. Şu an yaptığımızın misli davranmalıyız. Terör tehditlerini gidip merkezinde çözmek gerekir, ilgili unsurlar sınırlarımıza dayandığında değil. Bu konuda, Recep Tayyip Erdoğan'ın ve diğer yetkililerin daha bir riske girip, bölgeye daha kapsamlı ve merkezi hamleleri gereklidir. Erdoğan'ın dediği gibi, kendi göbeğimizi kendimiz kesmeliyiz. Yoksa, çok kötü çiziliriz...

Not: Yazarın onayı üzerine İstiklal gazetesindeki köşesinden alınmıştır